Diyarbakır'a Kimler Âmed Diyor?

.
Diyarbakır adını, bu şehrin kurucu unsuru olan “Bekr” kabilesinden alır. Bekr kabilesine mensup Şeybanlar, Dicle ve bölgesine yerleştikten sonra, bu bölgeler “Bilâdbekir” ve “Diyarbakır” olarak anılmaya başlamıştır. Üçüncü Halife Hz. Osman döneminde, eyaletler haline getirilen “El Cezire” bölgesi, Diyamuzar, Diyarrabia ve Diyarbakır adıyla üçe bölünmüştür. Yani Diyarbakır ismini Üçüncü Halife Hz. Osman’dan almıştır. Bir başka deyişle, Diyarbakır’ın adını Müslümanlar koymuştur.
Diyarbakır’a “Âmed” demek, emperyalist güçlerin, bu bölgede oynadığı oyuna katkı sağlamaktan başka bir şey değildir. Neymiş efendim, “Âmed” Kürt imiş de, Türkiye Cumhuriyeti “Diyarbakır” yaparak, “Kürt Âmed”i Türkleştirmiş! Osmanlı döneminde kısa süreliğine de olsa, buraların “Âmed” olarak anıldığı doğrudur. Ancak bu isimde ısrarcı olmak, öne çıkarılmaya çalışmak, art niyetli çalışmaların ta kendisidir. Müslümanların, Üçüncü Halife Hz. Osman döneminde “Diyarbakır” olarak anılan bir yer adına karşı çıkmaları manidardır. Müslüman bir Kürt buna niye karşı çıksın ki? Ama Müslüman Kürtlerden bu gerçekler gizlenmektedir.
“Âmed” ismi nereden gelmektedir? “Kürdiyan, Mar, Med, Âmed ve Kürt” terimlerini ilk kullananlar, Ermeni tarihçileridir. 8. yüzyıl tarihçilerinden Ermeni tarihçi Vartan, yazılarında sürekli “Med” ismi yerine “Kürt” ismi kullanmıştır. Yine Ermeni tarihçi Hartom, yazdığı tarih kitabında, sıkça bu kelimeleri kullanmıştır.
Yanlış anlaşılmak istemiyorum! Ben Kürt kardeşimi inkâr etmek için bu cümleleri yazmıyorum! Emperyalist güçlerin, ayrılıklarımızı öne çıkararak hedeflerine bir bir yaklaştıklarını izah etmek için yazıyorum.
Diyarbakır’ın bağrından çıkan Cahit Sıtkı Tarancı’yı hangi Türk sevmez? Cahit Sıtkı deyince Türk’ün de, Kürd’ün de ilk aklına gelen şiiri “yaş otuzbeş” değil mi?
“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”
Diye başlayıp, uzayıp giden hüzünlü mısralar!
Diyarbakır’ın hediyesi sadece Cahit Sıtkı Tarancı mı? Ziya Gökalp’i, şair-yazar Süleyman Nazif’i bilmeyen Müslüman Kürt ve Türk var mı?
Süleyman Nazif’in, ülkemizin işgalinde (1918’de) Hadisat adlı dergide yayınlanan “Kara Bir Gün” başlıklı makalesi, bütün Müslüman Türk ve Kürdün duygularına tercüman olmadı mı?
Yemen’de, Çanakkale’de şahadet şerbeti içip yan yana yatan, Müslüman Türk ve Kürt değil mi?
Diyarbakır’ın türküleri, Kürtler kadar Türkleri de ağlatmıyor mu? Dicle ve Fırat’a yakılan ağıtlara hangi Türk gözyaşı dökmüyor? Diyarbakır kilimin desenleri ile Kayseri Bünyan’da dokunan kilimlerin motifleri aynı değil mi?
Hangi Kürt Mevlânâ’nın, Yunus’un, Hacı Bektaş’ın manevi ışından feyz almıyor? Mavlânâ’sı, Yunus’u, Hacı Bektaş’ı, Türk ve Kürd’ün ortak değerleri değil mi?
Bu işler detay gibi görünse de, bizim ayrılıklarımızı öne çıkaran emperyalistlerin amacını anlama bakımından çok önemlidir. Burada uyutulan Müslüman Türk ve Müslüman Kürt’tür. Onlar particilik, şuculuk-buculuk diye ikiye bölünüp, birbirleri ile uğraştırılırken, Müslüman Türk’ün ve Müslüman Kürt’ün ortak düşmanları, her gün yeni bir mevzi kazanmaktadır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri