Osmanlı İmparatorluğu yayıldığı gayet geniş topraklardan, gün gelip de çekilmeye mecbur bırakıldıktan sonra, oralarda bitmez-tükenmez kültürel materyal ve birikimler kalmıştır. Bundan dolayı, şimdi doğuda ve batıda dışarılarda kalmış o çevrelerde, resmî ve özel kütüphane, arşiv ve koleksiyonlarda binlerce obje ve materyallerin büyük kısmı kapalı durmaktadır. Her şey, arandığı nisbetçe bulunurmuş. Doğu ve Batıda yaptığımız seyahetlerde bunu çok yaşadık. Orta Avrupa, Balkanlar, Arap ülkeleri, bilinenlerin dışında, literatür, karteks, katalog ve fişlere geçmeyen milyonlarca Osmanlı izine sahip. Bunların aziz Milletimize tanıtılması, kazandırılması ne büyük hizmet olur. Bunların ele alındığı ölçüde kültür tarihimize yeni sayfalar ilâve edilecektir.
Sohbet sırasında Hotel Baron’dan bahsedildi. Orta Doğu tarihimizin mukadderatında yeri olan bu tarihî oteli, adresini öğrenip, ertesi gün görmeye gittim. Receptiondaki bayan, otelin bodrumundan, üst katına varıncaya kadar her yerini gezdirdi. Hattâ, Mustafa Kemal (Atatürk)’in kaldığı odaları, lokanta kısmındaki yemek yediği masayı bile gösteriş ve fotoğraflarını çekmeme müsaade etmişti.
Halep, Şam, Amman böyle; Atina, Selânik, Piriştina, Pirizren öyle.. Mekke, Medine, Sana, Kahire, İskenderiye ve diğerleri, hakeza.. Orta Avrupa’nın özel ve resmî müze, kütüphane ve koleksiyonları ise, apayrı bir âlem.. Bize ait binlerce obje ve doküman var ellerinde.. Bunların büyük kısmı henüz gün ışığına çıkarılmamış, ilim dünyasına tanıtılmamış durumda. Bunların neler olduğuna, ne durumda bulunduklarına dair elimizde yeterli kaynak ve bilgi, maalesef yoktur. Bari bunların olsun envanter veya kataloglarının bizim tarafımızdan hazırlanılıp yayınlanılmasına ve aziz Milletimiz’in bunlardan haberdar edilmesine gerçekten büyük ihtiyaç vardır. Bir zamanlar okkası üç kuruş on paraya Bulgaristan’a satılan ve merhum Mithat Cemal Bey’e: “Bizden ikiyüz yıl evvel uyananlar / Hâlâ uyuyanlardaki mahiyeti görsün; / Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar / Tarihini okka ile satan milleti görsün.” deme zorunda bırakan ve nihayet, rahmetli hemşehrimiz İbrahim Hakkı Konyalı’nın büyük cesaret ve girişimleri sayesinde ancak bir kısmı alakonulabilen vagonlar dolusu tonlarca “Hazîne-i Evrak” tarihî belgelerimiz bu gün ne durumdadırlar acaba?
Hepsi de, yüce Devletimiz’in himmetini; genç ve idealist araştırmacıların gayretlerini bekliyorlar.. Bu beklemeler, inşaallah daha fazla ve uzun sürmez de, tarihimize yeni parlak sayfalar ilâve edilir ve gençlerimiz kahraman ecdadını, şanlı tarihini daha iyi ve yakından tanıma imkânını elde eder…