Din ve Kültür Ayrımı

Din ve Kültür Ayrımı

İnsanlarımızın okuma yazma seviyesi arttıkça, yani genel tabir ile kültür seviyesi yükseldikçe, gözle görülür derecede hatalar artmaya başlıyor.

Belki bu anlamda okuma yazmayı öğrenmenin, kültürlü olmak demek olmadığı da ispatlanmış oluyor.

Bizim toplumumuzda son zamanlarda bu durumu ispat etme anlamında, çok sık yapılan bir hata var.

Din ve kültürün aynı şey olduğunun zannedilmesi veya birinin diğerinin ispatı anlamında kullanımının yaygınlaşması.

Gerçekte ise; Din ve kültürün aynı şey olmadığı halde, sürekli birbirine karıştırılması ve birbirinin yerine kullanılması, pek çok yanlışın da başlangıç noktası olmaktadır.

“DİN”, Allah'ın(cc) ve Resulünün(sav) söylediklerinin, evrensel mutlak doğrular olarak kabul edilmiş olmasına karşın, “KÜLTÜR” ise, milletlerin veya aynı milletin içindeki farklı insan topluluklarının oluşturduğu ve çoğunlukla, yerel ile sınırlı olarak üretilmiş şeylerdir.

Bu sebeple din, kültürün bir parçası olmak bir yana, tam aksine toplumların kültürlerini tamamen değiştiren bir inanç sistemidir.

Din toplumu değiştirir, çünkü Allah'ın(cc) ve Rasülünün(sav) sözleri, din ve dünya açısından sorunsuz ve problemsizdir.

“KELÂM” sözcüğü ile Allah’ın(cc) sözünün, “KAVL” sözcüğü ile ise insan sözünün ifade edildiği Kuranı Kerimde, İkinci sure olan Bakara Suresinin 2. Ayetinde, içinde batıl söz olmayan, yanılgı olmayan, yanlış olmayan kelam olan ayetler için “içinde şüphe olmayan” ifadesi ile “KELÂM” ın muhataplarına meydan okunmuştur.

Bunun karşılığında ise her zaman yanlış olabilme ihtimalini barındıran insanın sözü, doğru olma ihtimali yanında, çoğunlukla eksiktir, hatalıdır ve başka insanlar veya topluluklar açısından geçerli değildir.

Din hiçbir yanlışlık veya eksiklik olmadan uygulandıkça, bir toplumda kültür veya alışkanlık haline gelebilir ve o toplumda asla bir soruna sebep teşkil etmez.

Tam tersi olarak kültür ise din haline gelecek olursa, insan sözü haşa Allah(cc) ve Peygamberinin(sav) sözü yerine geçecek olursa, eksik veya hatalı bir mefhum olan “KAVL”, eksiksiz ve dokunulmaz olan “KELAM” ın yerine geçmiş olur ve toplumda en hafif tabir ile ahlaken bir yıkım meydana getirir.

Diğer bir açıdan bakıldığında ise, kültürün din haline gelmesi ile o toplumdaki kültür olarak ifade edilen mefhumların Allah’ın sözü veya emri hâline dönüşmesi gerçekleşmiş olur ki sonuçta insan eliyle üretilen eksik, hatalı ve yanlış olan her şey eleştirilemez hâle dönüşür.

Bir şey toplumda eleştirilemez olunca da hatalı ve eksik olan bir söz sonunda dokunulmazlık zırhına bürünmüş bir pozisyona dönüşüverir.

Dinin kültüre göre daha üst bir yapı olduğunun kabul edildiği toplumlarda dinin kültürel değerlere saygı duyması yanında vahye ve sahih Sünnete aykırı hususların dine karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmak için peşinen ret edildiğini görürüz.

Dinsizliklerini açıktan ifade etmek yerine gizleme ihtiyacı duyan insan toplulukları ise kültürü din yerine ikame etmek veya kültürü dinle rekabet ettirmek için antropolojik olarak dinin kültürün ayrılamaz bir parçası falan olduğunu iddia ederler.

Kim neyi iddia ederse etsin yeryüzü insanlığının din ve kültür davranışlarına bakıldığında Dinin, özellikle de İslam Dinini evrensel olmasına karşın kültürler evrensel değildir.

Dinin evrenselliğine itiraz konusunda söylenen “İnsanlar kültürlerini değiştiremezler ama dinlerini değiştirebilirler” ifadesi de yanlıştır.

İnsanlar dinlerini değiştirebildikleri gibi hatta ondan daha fazla oranda kültürlerini değiştirebilmektedirler.

Bu açıdan din insan toplulukları için hem değiştirilebilir, hem de dönüştürülebilir bir niteliğe sahiptir.

FARKINDA MIYIZ?

Dinin kültürün bir kurumu, bir öğesi olmasının aksine kültürlerin oluşmasında, büyük ölçüde belirleyici ve şekillendirici rolü olması nedeniyle, insan topluluklarının ruhsal dünyalarının temel iki besin kaynağıdır diyerek, dinin toplumların geri kalmasında rolü olduğu iddia edilmektedir.

Özellikle İslam beldelerindeki yoksulluğun, geri kalmışlığın, iç savaşların, kâfirlerin hâkimiyetinin sebebi din olmadığı gibi, o ülkelerin nüfuslarının kalabalık olması da, geri kalmışlıklarının sebebi değildir.

Bu yanılgı hem dini, hem de kültürü bilmemekle eşdeğerdir.

Kuranı Kerimde Enam Suresindeki "Böylece her ülkenin ekâbirini oranın mücrimleri kıldık" ayetini okuyup anlasalar, geri kalmışlıklarını gerçek sebebini öğrenmiş olacaklar.

Müslümanlar ilk emri “OKU” olan bir dinin kitabını, gereği gibi okuyup amel etmemenin daha nelere sebep olduğunu da, öğrenmek zorundadırlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri