DİN TASAVVURUNUZ KİME AİT

Süleyman Küçük

İçinde yaşadığımız toplumda özellikle son zamanlarda yaşanan savrulmalara bakınca insan ister istemez hem fert planında hem de toplumsal olarak yaşanan din tasavvurumuzun kime ait olduğunu sormadan edemiyor.

Hani hep ilerliyoruz, gelişiyoruz ve modernleşiyoruz iddialarımız var ya.

İşte bu iddialar içinde en başta yer alması gereken inancımız da Hz. Allah’ın(cc) muradı ve Hz. Rasulullah’ın(sav) tebliği doğrultusunda sahih bir din olarak yer alıyor mu sorgulamasının yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Eğer din tasavvurumuz söz konusu olduğunda dinimizin ilahi bir kaynağı olmasına rağmen insanî ilişkilerimizle, kültürel ve sosyal hayatımızla ilgili hiçbir kesin kural barındırmayan, İslam tarihi ve medeniyetini ihyaya yönelik hedeflerimizin olmadığını anlıyorsak bu tasavvurun kimden veya neden kaynaklandığını tekrar düşünmemiz gerek.

Yok, eğer din tasavvurumuzu bizi dış dünyaya olduğu kadar iç dünyamıza da kapatan bir ilahî bir sistem olarak tanımlıyorsak problem daha da büyük demektir.

Eğer din tasavvurumuz denilince akla anadan, atadan, hoca olarak bildiklerimizden duyduğumuz ve her duyduğumuza şeksiz ve şüphesiz bir kabul ile iman ettiğimiz esaslar olarak söz konusu esasların öngördüğünden başka doğrular olamayacağı gibi bir düşünce geliyorsa doğrultulması çok zor olan yanlış bir yola girmişiz demektir.

Daha pek çok buna benzer din tasavvurları sayabiliriz.

Hemen hemen tamamına yakını yanlış ve pek çoğu da eksik olan anlayıştaki eksiklikler hem bizim din tasavvurumuzun, hem de bize dayatılan din öğretimindeki eksiklikler ve hatalar sebebiyledir.

Bu gün toplum olarak yaşadığımız din tasavvurundaki daha sayılabilecek pek çok yanlışlığın sebebi mahalle mektebinden yüksek din eğitimine uzanan arızalı süreç yani aile ortamında ana, baba ve dede, nine ikililerinden öğrenilen ve 32 farz olarak bilinen temel İslam bilgileri olan ilmihal bilgilerinde bir yanlışlık olmasa da ezbere dayanan bu eğitim ve öğretim metodunun hayata yansıyan bir yönünün olmayışıdır.

Sonunda inanç vermekten ziyade zihinleri bulandıran, kafaları karıştıran zoraki eğitim iş ve meslek hayatının zorlukları karşısında ya unutulan veya hatırlanmak istemeyen bu ezberleme ve tekrarlama aşamasından ibaret olan din tasavvuru aslında dini yok saymakla eşdeğer bir durumdur.

Bu zamanda din tasavvurumuzu oluşturan din eğitimi ile ilgili olarak artık düşünülmesi gereken soru bu eğitim şekli ihtiyacımız olan mı, yoksa evlatlarımızın beyinlerini alakasız bilgilerle iğdiş ederek onların düşüncelerini, dini inançlarını deizme veya ateizme çeviren bir sistem midir?

Hâlbuki İslam Dini vâz edeni ve koruyucusu Allah(cc), Kıyamete kadar sürecek örneği ise Rasulullah(sav) olan, beşerin insanileşmesi, insanın ise ahlaken yücelmesini sağlamaya yönelik ilahi olan ile insani olanın birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe olduğu bir dünya ahiret nizamıdır.

Ama ne oldu da kaynağı itibariyle Allah(cc) merkezli, uygulama yönüyle ise Hz. Peygamberimizin(sav) örnekliği nedeniyle insani merkezli olan ilahî dinin inananları nasıl oluyor da dünyanın en cahil ve zalim insanları olmayı becerebiliyorlar?

Daha doğrusu Hz. Allah(cc)’ın halifesi olmaya aday bir insan nasıl oluyor da ahlaki bir donanıma kavuşmak yerine başlangıçta inandığı ilke ve değerleri yalanlarcasına Allah’ın(cc) dinin cihanşümul bir din olması yerine tarihsel olduğun inanabilir?

Yine nasıl oluyor da Kuranı Kerimin içlerinde sahabelerinde olduğu bir toplum eliyle değiştirilmiş olabileceğine, Hz. Peygamberin(sav) sahih Sünnet ve Hadislerinin gerçekten var olup olmadığından şüphe eden hatta yine içlerinde sahabelerinde olduğu bir toplum diliyle uydurulduğuna inanabiliyor?

İslami eğitiminin her aşamasında insana dini eğitim veren bir yapıda öğrendiği bilgiler doğrultusunda Allah’ın(cc) varlığı, dinin gerçekliği konusunda asıl bilgi kaynağının vahyin değil de insan aklının olduğu, Rasulullah’ın(sav) sünnetinin olmadığı bir dinin tamamlanmış bir din olduğuna inanabilir?

Bize göre toplumdaki yanlış din tasavvurunun doğrultulabilmesi için yapılması gereken şey bu sorulara tatmin edici cevaplar verecek şekilde camilerden başlayarak ilahiyat fakültelerine kadar din eğitimi veren her tür yapılanma ile yüzleşebilmektir.

Yoksa yukarıda sayılan hususlara ilave edilebilecek daha pek çok soruya vereceği cevabı olmayan, zihinlerde oluşturulan bulanıklığı gidermekten aciz, dinin gerçeklerine aykırı felsefi argümanlar karşısında her an savrulmaya açık hatta yıkılmaya mahkûm, dışarıya kapalı, tahkiki değil taklidi bir imanı yeterli gören bir yapının devamı kaçınılmaz olur.

Bu yapının oluşturduğu ve İslam’ın gerçekten hak din olup olmadığını,  Hz. Muhammed(sav)’in hakikaten kıyamete kadar örnek alınması gereken tek peygamber,  Kur’an’ı-Kerim’in ise her bir ayetinin hükmünün ayrı ayrı kıyamet sabahına geçerli olacak olan Allah(cc) kelamı olup olmadığını sorgulayan Müslüman tipini gördükçe din tasavvurumuzun kimlere ait olduğunu ise bulmak zor olmasa gerek.

FARKINDA MISINIZ?

Dini Hz. Peygamberden(sav) öğrenmek yerine batılı müsteşriklerden öğrenen yapı Kaynağı Allah-u Teâlâ(cc) olan ve zaman,  mekân ve kültüre göre değişmesi söz konusu olmayan bu ilahî bilgi yerine, insanın kendi gibilerle ürettiği felsefi bilgiyi din diye ikame etmeye çalışıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.