Digerğâmlığın ilk koşulu

Halim Selvi

Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır. (Haşr Suresi 9.ayet)

Digerğâmlığın ilk koşulu ‘İnsanın nefsinin “şuhh”undan korunmasıdır’. ‘Şuhh’ bencillik, cimrilik, kıskançlık anlamalarında diyebiliriz. İnsanoğlu kıskançlık damarı baskın oluverince, zayıf bir karaktere akıveriyor. Kendi elindekilerle yetinmediği gibi, başkalarının elindekine de göz diken bir yapıya bürünüveriyor. Enaniyet duyguları, pintilik ve açgözlülüğün bir arada bulunması onu bambaşka birisi yapıveriyor. ‘Şuhh’ insanın içinde yerleşmişse kuruntular guruldamaya başlar. Bu olumsuz özelliği sahip olan kişi ise kendine ait olanı elinde tuttuğu gibi kendine ait olmayanı da elde etmek için yırtınır. Bir kere freni patlamaya görsün, içinde bulunduğu hırs ve açgözlülükle dolduruşa gelebilir, uyarılar ve nasihatler onu ikna etmeye, durdurmaya yetmez. Allah korusun! Rahatça haksızlığa, adaletsizliğe uğradığını, tarafına eşitsiz davranıldığını dile getirir durur. Bu cimri nefse, akraba bağlarını kesmeyi bile göze aldırtabilir. Ebû Hüreyre"den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sa) şöyle buyurmuştur: “Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar, bitirir.” (Ebû Dâvûd)

Allah nefislerin kıskançlığından korusun hepimizi! İslam bizden (ahlâk terimi olarak) îsârın / digerğâmlığın, yani başkasını kendisine tercih etme özelliğinin üzerimize bir nur gibi yansımasını ister. Zira bir başkası için hakkından vazgeçen kişi, muhtaç olduğu bir şeyden başkası lehine feragat etmiş, fedakârlıkta bulunmuş olmaktadır. Bunlar neredeyse cömertliğin bir üst derecesi ve hatta ondan da daha büyük bir fazilet ve davranıştır.

Hiç kimse kıskançlık ve yanlış düşünceler ile başarı elde edemez. Her daim doğru ve dürüst kişilik ile başarı elde edebilir. Büyük bir zâta: “Hasetçi niçin gamlıdır?” diye sormuşlar, o da “Biçârenin yükü ağırdır, bütün murâdına erip sevinmişlerin ve şen insanların gamını sırtında taşır.” cevabını vermiştir.

Kiminin hasedi hayalinden gelir geçer, kimininki içinde biraz kaldıktan sonra akıl ve insafın üstün gelmesiyle kaybolur gider, bazılarınınki de nefsinde yerleşir ve gittikçe artar. İşte asıl hased budur. Ancak ‘hasetçi iyi güngörmez’ sözü gerçekleşir. Cehalet ile tamah birleşse bile ‘Sap döner, keser döner; gün gelir, hesap döner’ atasözü gerçekleşir. İnsan diğer kişileri hor görmemeli, kendince kıskançlığa düşmemeli, varlıkta ve yoklukta bulunduğu her konumda insani ölçülerde bir hayat yaşamalıdır.

Bu mevzuyu bir masalla bitirelim; Eşek ve keçi masalını bilirisiniz. Bir çiftçinin ahırında bir eşek ile bir keçi yaşarmış. Keçi eşeği çok kıskanırmış. Günlerden bir gün keçi; -Eşeği benden daha çok seviyorlar, benden daha iyi besliyorlar diyormuş ve eşeğe oyun oynamak için bir kurnazlık düşünmüş;
Keçi, ‒ Eşek kardeş, senin bu haline çok üzülüyorum demiş.
Eşek hayret etmiş. Bu keçi beni pek de sevmez, neden benim için üzülüyor diye düşünmüş, keçiye sormuş: ‒ Hayırdır benim için neden üzülüyorsun keçi kardeş?
Keçi,‒ Nasıl üzülmeyeyim eşek kardeş, en ağır işleri sen yapıyorsun, değirmen taşına seni koşturuyorlar, sabahtan akşama kadar sırtında yükle dolaşıyorsun. Rahat etmek senin de hakkın. Sana bir dost tavsiyesi, bu durumdan bir an önce kurtulmaya bak.
Eşek düşünmüş, keçinin söylediklerinde haklılık payı var.
Eşek sormuş, peki keçi kardeş sence ne yapmalıyım?
Keçi,-Her sabah geçtiğin çukurların birinin yanından geçerken, ayağın kaymış gibi yaparak kendini çukurun içine yuvarla. Belki o zaman sahibimiz bu eşek çok yoruldu ona biraz istirahat vereyim der. Belki de bir eşek daha alır o da sana yardımcı olur demiş.
Eşek, keçinin ağzından duyduklarına inanmış. Bir sabah yük taşırken geçtiği çukurların birine kendini atıvermiş. Eşek çukura kendini atıvermiş de ayağı kırılmış, her yeri yara bere içinde kalmış. Eşeğinin o halini gören çiftçi çok üzülmüş. Onu iyileştirmek için hemen bir veteriner getirmiş. Veteriner eşeği muayene etmiş ve demiş ki;
‒ Zavallı eşek çok kötü düşmüş, bunu ilaçlarla tedavi etmek mümkün değil. Ancak
sana söylediklerimi yaparsan eşeğin iyileşebilir. demiş.
Çiftçi, veterinere sormuş: ‒ Eşeğimi iyileştirmem için ne yapmam gerekiyorsa söyleyin. Eşek benim elim ayağım olmuş, o olmadan ben hiçbir işimi tamamlayamam demiş.
Veteriner, ‒ Eşeğinin tedavi olması için bir keçi ciğeri bulman gerekiyor. Keçi ciğerini haşlayıp suyunu eşeğe içireceksin demiş. Hikâye bu ya, çiftçi, eşeğini iyileştirmek için ahırdaki keçisini kesmiş.

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.