Otomobil alacak maddî gücü bulunmayanlar ise, ibretle olup biteni, daha doğrusu para yokluğundan, siftah yapamamaktan, piyasanın durgunluğundan şikâyet ettiği hâlde indirim fırsatından yararlanmak isteyenlerin telâşını seyrediyor. Bir yanda oturduğu rutubetli evin kirasını ödeyemeyen, yiyeceği ekmeği zar zor temin edebilen, komşularının yardımıyla ayakta kalmaya çalışan, sağlık güvencesi olmadığı için hasta eşini muayene ettiremeyen insanlar, diğer yanda sürekli otomobil fiyatlarındaki indirimi konuşan kesim. Neden bu kadar duyarsız hâle geldiğimizi anlamakta güçlük çekiyorum. Bir garip millet olduk. Kimsenin yeni bir otomobil, kat, dükkân veya arsa almasına karşı değilim. Parası olan canının istediğini almakta serbesttir. Ancak, Müslüman’ın hayatında başka konuların da olması, ara sıra başını çevirip çevresine göz atması, dünya işlerine bu kadar dalmaması, Allah’ın rızasını kazanmak için yapması gereken çok daha şeyler olduğunu düşünüyorum. Yâni, otomobil satın alma fırsatı gibi, sürekli olarak dünyevî düşüncenin hayatımıza hâkim olmaması gerektiğini sanıyorum.
Hükümet, ÖTV’yi indirerek satışlara hareket getirmekle aylardır otomotiv sektöründe hüküm süren durgunluktan yakınan çevrelerin gönlünü hoş etmiş bulunuyor. Peki ülkenin otomotiv satışı dışında ele alınması gereken sorunları yok mu? Merhum Özal’ın “Ortadirek” adını verdiği milyonlarca orta hâlli insanların, dahası geçim sıkıntısı çeken fakir fukaranın elektrik, su, telefon, tüpgaz gibi zorunlu ihtiyaç maddelerindeki ÖTV’nin indirilmesi acep neden düşünülmüyor. Kullanılanın bir misli de ıvır zıvır ödemek zorunda kaldığı için yaşamanın bedeli ataların dediği gibi, semeri ile sekseni buluyor. Tek kelime ile devletin eli âdeta vatandaşın cebinden çıkmıyor. Vatandaşın refahını düşünmek, hayat şartlarını yükseltmek bu mudur? Bu tespit sadece Ak Parti iktidarı için değil, önceki hükümetler için de geçerlidir. Kişi başına düşen gayrisafi millî gelir 15-20 bin dolara yükselmiş olsa da vatandaş kaz gibi yolunmaya mahkûmdur. Başka bir deyimle buna “Kaşıkla verip, kepçe ile geri almak” denir. Bunun böyle bilinmesi gerekir.
Geçmişte Bulgaristan, Yugoslavya ve Romanya gibi komünist, ya da sosyalist rejimle yönetilen bazı ülkeleri gördüm. Oralarda verilen aylık ile harcama başa baş geldiği için insanların ancak karınlarını doyurabiliyor. Bizde de durum pek farklı değil. Ocak ve Temmuz’da maaşlarda yapılan 2-3 puanlık iyileştirmeyi geri almak için hesaplar hazır. Gûya doğalgazda indirim yapıldı, ancak yükseltmek için fazla gecikilmedi. Elektriğe yapılan indirime fazla sevinmeyin, çok değil 5 gün önceki akaryakıt zammı gibi, fazlasıyla geri alırlar. Ülkemizde hemen her kurumun bir lojmanı var. Çalışanlar her şeyi ucuz kullanıyor. Isıtma, servis, ucuz kiradan yararlanıyor, üst düzey görevliler makam aracıyla, diğerleri servisle gelip giderek yol parası vermiyor. Vergi koyanlar ve zam yapanlar da ekmek elden, su gölden misali yaşayıp gidiyor. Çocukları okula bedava taşındığı için servis ücreti vermiyorlar. Asgari ücretle çalışan, ancak karnı doyacak kadar kazananlar ne yapsın? Verebilen var, veremeyen var. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın da itiraf ettiği gibi, giderek artarak önemli bir sorun hâlini alan işsizlik de cabası. Günümüzün zor hayat şartlarında gariban kesim ne yapsın?
Dilimize “Bekâra kadın boşamak kolay” diye bir söz yerleşmiş bulunuyor. Siyasiler meydanlarda bol bol vaade bulunuyor, insanların da hoşuna gidiyor, ancak meydanlar dağılınca acı gerçekle karşı karşıya kalıyorlar. Lâfla peynir gemisi yürümüyor, vaadler ise karın doyurmuyor. Siyasilerin karnı tok, sırtı pek, cebi dolu olduğu için vatandaşın hâlinden anladıkları söylenemez. Vatandaş pahalı da olsa devletin imkânlarını kullanmak zorunda, çünkü başka çaresi yok. “Devlet baba” dır. Ancak, elindeki bu kozdan azamî şekilde istifade etmenin devlete yakıştığı “Canın isterse, bedeli şudur” demenin yakıştığı söylenemez. Bu yüzden “Devlet Baba” nın sâdece otomotivde değil, akaryakıt ve bütün ihtiyaç maddelerinde ucuzluğu temin etmesi beklenir. Herkes milyarlar verip, otomobil alacak kadar malî güce sahip değil ki?