Derviş ve Âmâ

.

Ali Ulvi Kurucu Hazretlerinin hatıralarım kitabında geçer. Dervişin asıl tanımı, derviş nedir ve kime denir?

*

“ Zeynelabidin Efendi’nin tasavvuftan ve dervişlikten ne anladığını, Medine’de Saatçi Osman Efendi şöyle anlatmıştı: ‘Zeynelabidin Efendi’ye Medine’de sorulmuş ve: Efendi Hazretleri tasavvufu ve dervişliği en kısa olarak nasıl tarif edersin,’ denilmişti. Kendisinin bu suale verdiği cevabın yıllardır tesiri altında bulunmaktayım:

 ‘Derviş hazır askerdir.’

*

Öyle bir tarif, tasavvuf tarihinde görülmemiştir. Bu tarifi beni kendimden geçirmiş, mest etmiştir… Bu tarife göre mücahidler hep derviştir ve dervişlerin de hep mücahid olmaları lazımdır. Derviş kendi nefsini terbiye edip İslamı yaşadığı gibi Ümmeti Muhammediye’yide yaşatıp kurtarmakla vazifelidir. Sahabe-i Kiram en büyük dervişlerdir. Çünkü İslamı hem yaşamış hem yaşatmaya çalışmış ve daima hazır birer asker olarak Cihad etmiştir.

***

Nasıl bir şuura sahip olacağız ve ne yapacağız bunuda Erbakan Hocamızdan dinleyelim? Erbakan Hocanın Davam kitabında geçer:

*

“Bir yerde bir koltukta oturduğumuzu düşünelim. Koltuğumuzun bir kenarında, elektrik taşıyan çıplak bir kabloya bağlanmış bir kumanda düğmesi olsun. Masamızın önüne doğru döşenen bu çıplak kabloda da 10 bin voltluk elektrik olsun. Bir de baksak ki dışarıdan elindeki bastonunu tık tık yere vurarak bir âmâ geliyor. Âmâ olan bu insan, habersiz bir şekilde çıplak kabloya doğru yavaş yavaş ilerliyor. Bizler de işimizle gücümüzle meşgulüz. Âmâ kabloya yaklaşıp ona değince biliyoruz ki kömür olacak.

*

Ne yapmamız lazım? Elimizin altındaki düğmeye basarak derhal elektriği kesmemiz gerekmez mi? Hatta bizim o düğmeye basmamıza engel olanlar varsa, kolu­muz bir yere takılmışsa, bütün gücümüzü kullanarak, kolumuzu kurtarıp o düğmeye basmak zorundayız.

*

Aksi hâlde bize demezler mi; "Arkadaş sen insan mı­sın, taş mısın? Nasıl oluyor da, tehlikeden habersiz bu insanın böyle feci şekilde can vermesine seyirci kalabi­liyorsun? O başına gelecek olan akıbeti bilmiyor ama sen biliyorsun. Nasıl vicdanın böyle hiçbir şey yapma­dan durmana izin veriyor?" "Ben işimle gücümle meş­guldüm. Hatta bu kabloyu da buraya ben döşemedim. Elektriği de kabloya ben vermedim. Benim hiçbir kusu­rum yok." dese, acaba bu savunma o koltukta oturan insan için geçerli mazeret midir? Hayır. Çünkü insan, çevresinde ve ülkesinde olup bitenlerle ilgilenmek ve kötü gidişi düzeltmeye çalışmakla görevlidir.”

*

Mesele çok basit, yaşamak ve yaşatmak... Kurtulmak ve kurtarmak!

Yusuf ÖNCÜL yusufoncul10@gmail.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri