DERSİMİZ İSLAMCILIK 5

Süleyman Küçük

Müslümanların zaman zaman farklı sebeplerle hayatlarında oluşan sapmalardan vaz geçerek tekrar İslam Dini kurallarının hayata hâkim olmasını istemeleri çalışmalarının İslamcılık düşüncesi olarak tarif edildiğini dikkate alırsak İslamcılık tarihinin de nerede ve ne zaman başladığını düşünmemiz gerek.

Her ne kadar bizim memleketimiz başta olmak üzere pek çok coğrafyada İslamcılık düşüncesinin başlama tarihi Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalist batı ülkeleri karşısında gerilemeye başladığı tarihi kabul ediyor görünseler de konu biraz ilerleyince çok daha önceleri kabul ediyorlar.

Olumlu veya olumsuz olmaları bir kenara bırakılarak birkaç örnek vermek gerekirse bir dönemde Hâricîler ve Mürcie olarak gördükleri kişilere karşı Hicri 2. yüzyılın başlarında Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd’in farklı düşüncelerine sarılmaları kendilerince bir İslamcılık hareketidir.

Haricileri ele aldığımızda onlarında Hz. Ali(ra) ile Hz. Muâviye(ra) arasında yaşanan anlaşmazlık ve Sıffîn Savaşı'nda halife tayin işinin hakeme bırakılmasını İslam Dininin kurallarından sapma olarak görüp ortaya çıkmaları kendilerince bir İslamcılık görüşüdür.

Haricilerin daha da ileri gidip insanların büyük günahlar olarak kabul edilen davranışlarından dolayı İslam dininden çıktığına inanmaları ve onları bu düşüncelerinden vazgeçmedikleri için tekfir edilmesi gerektiğini iddia etmeleri de sahih İslam’ı savunmak adına yapılan bir davranış değil midir?

Haricilerin fikir ataları kabul edilen Haruriler den Mealcilik ve Mezhepsizlere gelinceye kadar tarih içinde sırasıyla ortaya çıktığı görülen cehmiye, dehriyye, cebriyye, kaderiyye, şii rafızıyye, kessaniyye, yezidiyye, Mürcie, mücessime, müşebbihe, ittihadiyye, batınıyye, ibahiyye, vehhabiyye, kadıyaniyye, bahaiyye, reformistler, mealciler ve mezhepsizler gibi neredeyse sayıları farklılıkları nedeniyle 100 e kadar çıkabilen grupların hepsinin söylemi İslam’ı aslı gibi yaşamak iddiası değil midir?

Yanlış anlaşılmayı önlemek için yukarıdaki ifadeyi tekrarlayalım:

Ehli, Sünnet dışında kalan ve genel olarak bidat mezhepler ve görüşler olarak ifade edilen bu grupların hepsi İslam Dininin asli hali ile hayata hâkim kılınmasını isterlerken salt düşünce olarak İslamcıdırlar ancak söz ve fiilleri Kuran Ayetleri ve Sahih Sünnetten hayli uzaktır.

Tıpkı bu gün geçmişte İslam ümmetinden saptıkları veya farklı düşünceler ifade ettikleri görülen kişilere Başta Hz. Aişe Annemiz(r.anha) ve Hz. Ömer(ra) tarafından ifade edilen “Hasbüna Kitabullah” kelimesini bu günlerde Hz. Peygamberimizin(sav) hadislerini red edenlerin kullandıkları gibi.

Sahabe Efendilerimiz(ra) zamanından başlayan bu olumsuz davranışlar Osmanlı imparatorluğu döneminde de İslam Devletini yeniden eski gücüne kavuşturmak, Müslümanları yeniden eski dinamizm günlerine döndürmek için farklı dönemlerde farklı usullerde davranış geliştirmişlerdir.

Bu sebeple düşünce hareketi olarak kabul edilen ve kendilerince ana referans kaynağı olarak İslam’ı kabul ettiklerini ifade eden tüm gruplar hata ve sevapları ile birlikte İslamcılık olarak görülebilir.

İslamcılık Osmanlı’da nedir bilgisine gelince:

II. Meşrutiyet yıllarının Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasî çalkantılar ve milletlerarası sıkıntıların temelinin İslam dininden ayrılma olarak kabul edilse ve 19. yüzyılın ikinci yarısında önem kazanan siyasi bir düşünce akımı din adamları ve edebiyatçılar ile düşünce adamları olarak kabul edilen kişiler tarafından savunulsa da esasında bu durum ta 17. Yüzyıla kadar uzatılabilir.

Bu anlamda hangi devirde ve kim tarafında başlatılırsa başlatılsın Osmanlı Devleti'nde İslamcılık, İslam dinini bireyin yaşamı da dâhil olmak üzere devlet hayatının her safhasında bir bütün olarak sosyal, idari, politik ve hukuki bakımdan hayata hâkim kılmayı amaçlayan bir düşünce şeklidir.

Hatta Osmanlı Devletinin son dönemlerinde İslamcılığın bazı devlet adamlarının politik ideallerini gerçekleştirmek adına ve tamamen kişisel sebeplerle faydalandıkları bir toplumsal hareket olarak kabul edilse bile İslamcılık düşüncesi başlangıçta dinini bozulan uygulamalarını düzeltilerek İslam’ın hayata hâkim kılınması isteği sebebiyle her dönemde taraftar bulmuştur.

Osmanlı Devletinde olduğu gibi cumhuriyet Türkiye’sinde yine kim tarafından ve hangi tarihte başlatılırsa başlatılsın bu durum hiç değişiklik göstermemektedir.

Hatta sonu dinle taban tabana zıt olan bir laik uygulamaya dönüştüğü görülse bile.

Tıpkı bu günkü halimiz. Yani kutlu dava adı altında çıkılan her yolculuğun ABD ve Avrupa birliğinin faize dayalı ekonomi düşüncesinin Müslümanlar eliyle hayata uygulandığını görüyoruz.

Bu yazı dizisinin amacı modern zamanlarda ortaya çıkmış olan Kuranı dilediği gibi anlayan, Peygamber siz, Sünnet siz, Hadis siz, fıkıh sız hatta kendinden başka nerdeyse herkesi tekfir edecek kadar ileri giden ve Müslümanlarla birlikte cemaat olmak yerine tek kişilik olan İslamcılık düşüncesi vesilesi ile bir kez olsun toplumdan ve diğer Müslümanlardan önce kendimizle yüzleşme yapabilme çağrısıdır.

Başka konularda da elbette kendimizle yüzleşmemiz gerekecektir.

FARKINDA MISINIZ?

Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız,

Zalimin tarafını seçmişsiniz demektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.