Dershaneler

Sadık Küçükhemek

Dershanelerin varlığı tartışılıyor; hükümet, dershaneleri özel okullara dönüştüreceğim, diyor, dershane sahiplerinin bir kısmı buna karşı çıkıyor. Her iki tarafın gerekçeleri var. Hükümet, okullar varsa dershaneler neden var, dershaneler varsa okullar neden var, demektedir.  Dershane sahipleri, fakir ailelerin çocuklarına eğitim vermekle fırsat eşitliği sağlıyoruz ve eğitime katkıda bulunuyoruz, demektedirler.

Türkiye’de 1915 yılından beri özel okullar ve dershaneler varlığını sürdürmektedir. Sebebi nitelikli eğitim arayışıdır. Türkiye’de hâlihazırda Milli Eğitim Bakanlığı'nın kayıtlarına göre 3 bin 640 dershane bulunuyor.

Hükümet, dershaneye sadece zengin aile çocukları gidebiliyor! Demektedir. Dershane sahipleri bunun aksini söylüyor: TÖDER ve ÖZ-DE-BİR’in araştırmalarına göre, dershane öğrencilerinin yüzde 85’inin ailesi dar gelirli.

Hükümet, dershanecilik merdiven altı eğitim, gecekondu mantığıyla çalışıyor demektedir. Dershane sahipleri bunun aksini söylüyor: 100’binden fazla insanı istihdam eden dershaneler MEB ve Maliye tarafından sürekli denetleniyor. Yıllık 4–5 milyar TL. cirosu olan dershaneler, devlete yüzde KDV, kâr üzerinden yüzde 20 Kurumlar vergisi, yüzde 20 stopaj ödüyor.

Basından öğrendiğimize göre bazı dershaneler dönüşüme hazır değildir. Final Dergisi Dershaneleri’nin kurucu ortağı Zeki Çobanoğlu şöyle diyor: “236 dershanem var, biri bile dönüşüme uygun değil. Dershanesini özel okula çevirenlere teşvik verilmesi dönüşüm için yeterli olmaz. 3 bin 640 dershaneden sadece 7,7’si dönüştürülebilir. Yüzde 7’de bile birçok eksik çıkacaktır. “Özel okul olun” demekle olunmuyor. Anadolu’da veliler dershaneye ayda ortalama 75 lira veriyor. Bu, yılda 900 TLyapıyor. Bu fiyatla bir özel okul alır mı öğrenciyi?”

Kısacası hükümet ne diyorsa dershane sahipleri aksini söylüyor. Bu şekilde kör dövüşü devam etmektedir. Bu dövüş ülke yararına olmayacağından dolayı hükümet ile dershane temsilcileri bir araya gelip bu meseleyi çözmeleri gerekir.

Günümüzdeki dershanelerin çalışmasından hükümet ve muhalefet partileri memnun değildir. Halkta memnun değildir. Halk çaresiz kaldığı için çocuklarını dershaneye göndermektedir. Başbakan’ın dediği gibi dershaneler öğrencilere soruları doğru cevaplandırma teknikleri öğretmektedir. Dershaneler, başarılı Fen, Anadolu ve Sosyal Bilgiler lisesi öğrencilerini kampa alıyor, onlara soru ve cevap tekniklerini öğretiyorlar ve bir tişort giydirerek “bu öğrencileri biz yetiştirdik” demektedirler; alt yapıyı veren devlet okullarından hiç söz etmemektedirler.

Alt yapısı olmayan bir öğrenci dershaneye gitmekle başarılı olamaz. Bir somut örnek verelim:  Bir lisede öğretmen iken bir fizik öğretmeni doğum yaptı. Bu öğretmen çocuğunu bahane ederek sık sık izin ve rapor alırdı, yazılılardan bir hafta on gün önce okula gelirdi ne öğrettiyse ondan yazılı yapardı tekrar izin ve rapor alırdı, bir yıl böyle geçti. Dershaneye giden öğrencilerin bu dersten alt yapısı olmadığından dolayı üniversite imtihanında fizik dersinden başarılı olamadılar. Kimya öğretmeni de pek ders anlatmadığından dolayı o dersten de başarılı olamadılar.

Milli Eğitim Bakanlığı, dershanelerin önünü kesmek için okullarda cumartesi günleri ek dersler verdirdi netice alınamadı. Çünkü bazı öğretmenler, açtıkları kursa öğrencinin akışını sağlamak için yazılıda zor soru sordular. Başarılı olamayan öğrenciler, sınıfı geçebilmek için kursa katıldılar, ödedikleri paralarıyla sınıfı geçtiler, üniversite imtihanında bir faydası olmadı; Bunu öğrenciler itiraf etmişlerdir. 

Hiç unutmuyorum, bir düz lisede Sosyal Yardımlaşma Kulübü’nü yürütürken öğrencinin biri geldi bize hüngür hüngür ağladı. “Hocam kurs parasını ödeyemiyorum, ödeyemezsem sınıfta kalacağım. ” O öğrencinin parasını kulüp olarak biz ödedik.

Peki, çözüm nedir? Bize göre çözüm devlet okullarında eğitimin kalitesini artırmaktır. Bunun için ders saatleri 45 dakika olmalı. Öğretmenin maaşı ve ücreti artırılmalı.  Öğretmen 21 saatten fazla derse girmemeli aksi halde öğretmen yorgun düşer, bunun sonucu başarısı düşer. Öğretmen yalnız ders anlatmaz. Kendini yeniler, dersini hazırlar, yazılı soruları hazırlar ve yazılı kâğıtlarını okur. Sene başında hemen dersler başlamalı ve sene sonunda on beş gün önceden dersler kesilmemeli. Öğretmenler zaman zaman branşlarında hizmet içi eğitime tabi tutulmalı, öğrencilerin seviyelerine göre okullar açılmalı, okumak isteyen ile sadece diploma almak için okula devam eden öğrencileri aynı sınıfta tutulmamalı. Sınıfta öğrenci sayısı kesinlikle otuz beşi geçmemeli. Müdürlerin yerleri beş senede bir mutlaka değiştirilmeli, aksi halde bazı öğretmenlerle müdür arasında göbek bağı kurulmaktadır.

Bir lisede çalışırken şahit olduğum bir olay bunun delilidir. Bir öğretmen, hiçbir mazereti yok iken istediği zaman derse giriyor, istemediği zaman girmiyordu, gidip defteri imzalıyordu ve bu öğretmene idare tarafından başarılı ödülü veriliyordu. Öğrendim ki söz konusu öğretmen ile müdür arasında zaman içerisinde bir göbek bağı oluşmuştur.

Onu bunu bahane ederek sık sık izin ve rapor alan ve Bakanlık müfettişleri tarafından teftiş sonucu başarısız olan öğretmenlerin yeri değiştirilmeli veya geri hizmete alınmalı. Aksi halde dershaneler kapatılsa bile bir sonuç alınamaz. Öğrencilerimize ve velilere yazık olur, sonuçta ülkemiz kaybeder.

Gelin birlikte dershane konusuna bir çözüm bulalım. Çocuklarımız okulunda sekiz saat ders görüyor, ardından dershaneye gidiyor, akşam saat dokuzda eve geliyorlar. Bir kısmı da cumartesi ve pazar günleri dershanelere devam ediyorlar, yorgunluktan ertesi gün bir kısmı sınıflarda uyuyor bir kısmı da test çözüyor, öğretmen masada oturmak mecburiyetinde kalıyor. Hoşça kalın.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.