Bu günlerde hemen herkesin 2028 yılında yapılacak seçimlerin milletvekili transferi yoluyla erkene alınması ve seçimlerin asıl problemi olarak görülen Cumhurbaşkanının Meclisi feshederek seçimlerin yenilenmesine karar vermek ve anayasayı değiştirecek çoğunlukla yeniden meclise gelmek düşüncesiyle tekrar aday olup olmayacağına dair fanteziler üretmeye hız verdiği görülüyor.
Seçimin erkene alınması taraftarları ile seçimin zamanında yapılmasını isteyenler arasındaki tek ortak nokta, bu seçimi nasıl kendi lehimize sonuçlandırabiliriz kaygısıdır.
Bunun dışında bir ortak noktalarının olmamasını siyaseten normal görenler olabilir.
Siyaseten ortak bir noktada birleşip karar vermeleri gerektiği halde tıpkı seçimlerin nasıl sonuçlanacağına dair bir ortak nokta bulamadıkları gibi demokrasi nedir kavgasız dövüşsüz bir seçim nasıl yapılabilir sorusuna da ortak bir cevap veremediklerini görüyoruz.
Anlı şanlı siyasetçilerin, akademisyenler ile medya maymunu haline çevrilen hocaların siyaset bilimcilerin verdikleri veya verebilecekleri cevaplardan çok daha geniş bir şekilde konuşmalarının düşündürücü olması gerektiği halde kimsenin üstüne alınmaması üzerine çokça düşünmek gerekiyor.
Çok genel bir tarife göre başından beri temel kuralları olduğu ifade edilen demokrasinin, işbaşında veya muhalefette oluşa göre ya da memleketteki şu veya bu eğilime göre farklı anlamlar taşıyabileceği ya da herkesin kendince öznel tarifler yapabileceği günleri yaşıyoruz.
Seçimler yaklaştığında veya erken seçim konuşmaları söz konusu olduğunda demokrasi tanımının olağanüstü bir şekilde genişletildiğini veya demokrasi adına siyasetle benzer durumdaki çok sayıda kural ya da değere tabii halinden çok farklı öncelikler verildiğini de görüyoruz.
Diğer bir deyişle, başkaları için söz konusu olduğunda demokrasinin kuralları, normları ve değerleri gündeme getirilirken ve evrenselliğinden söz edilirken kendimiz için siyaseti ve demokrasiyi tanımladığımızda başkaları için yapılan tanımlama ve sentezlerden çok daha farklı tanımlamalar ve çok daha farklı öncelikleri gündeme getirmekten çekinmiyoruz.
Yine karşıt siyasi görüşteki kişi ve kuruşular için yapılan tanımlarda demokrasi için siyasetin sınırlarının hukuk, meşruiyet ve ahlaki değerler tarafından çizilmesi gerektiği ifade edilirken kendimiz veya mensubiyetimiz olan kişi ve kuruluşlar için her türlü meşruiyet ve ahlaki değerler göz ardı edilebiliyor.
Çoğunluğun iradesi olarak tanımı yapılan demokrasinin bu koşullar altında gerçekleşme imkânının bulunup bulunmadığı ise zaten kimsenin umurunda falan değil.
Siyaset ve demokrasi bu şartlarda çoğunluğun tercihlerini ifade etmek yerine, çoğunluğa katılmamış olanlar için ikna edildikleri sürece benimsetilebilir bir ütopya olmakta öte bir şey değildir.
Seçim erken veya zamanında nasıl olursa olsun gündeme gelince sözler ve davranışların değişmesi aynı zamanda, toplumumuzdaki vatandaşların birbirleri ile uyum içinde yaşamaları ve birbirlerinin hukukunu korumalarını sağlamaları anlamında gerçekten eşit vatandaşlar topluluğu oldukları kabullerinin rafa kaldırılması anlamına gelmektedir.
Bu anlamda bizim gibi demokrasiyi benimseme iddiasında olan toplumların, bu şekilde demokratik kurallardan seçim zamanlarında kısa süre içinde olsa uzaklaşmanın siyaseti ve demokrasiyi yıpratmayacağı düşüncesinden kaynaklandığını belirtmemiz gerekiyor.
Buraya kadar yazdıklarımız için bunlar siyasetin ve demokrasinin yapısal sorunlarıdır diyenler olacaktır.
Hatta bu sapma ve sorunların insanoğlunun doğasından kaynaklanan ve engellenemeyen bazı eğilimler nedeniyle ortaya çıktığını söyleyenler bile olabilecektir.
Hâlbuki bu arızalı düşünceleri savunanların çok kısa bir süre öncesinde demokrasinin en büyük faziletinin toplumdaki bu tür hastalıklı insanları kendi içinde tedavi edebilmesi olduğunu iddia etiklerini görmüştük.
Tedavi edilmesi gerekli olduğu halde tedavi edilemeyen bir diğer hastalık da son günlerde patlayan fon yolsuzluğu başta olmak üzere tüm sahtekârlık ve yolsuzlukların demokrasi içinde sınırlarını daha da genişletebilmesidir.
Türkiye'de siyasetin zafiyet noktaları ortadan kaldırarak gerçekten yolsuzlukla mücadele edilecek ve yapılan hatalar bir daha tekrar edilmemek üzere geride bırakılacaksa, sivil toplum ve hukuki mekanizmalardan önce, herkes için geçerli ahlak ve maneviyat ölçüsü ikame edilmelidir
FARKINDA MIYIZ?
Aktüel gündem fon yolsuzluğu bir kere daha göstermiştir ki; Dünyanın her ülkesinde ortaya çıkan yolsuzluk eğilimlerine karşı, demokratik toplumlar denilen batı ülkelerinde sistemi ve insanları koruma adına geliştirilen duyarlılık ve uygulamaya koyulan kuralların, bizde iş işten geçtikten sonra hatırlanmasının işe yaramadığı bir kez daha ispatlanmıştır.
Bundan önceki seçimlerde rakiplerini düşman görerek ahlaksızca saldıran hatta silah kullanarak öldürenlerin seçim sonrasında affedilmesi ise siyasetle imtihanımızın kaybedildiğinin başat ispatı olmuştur.
Memleketimizde siyasetin yandaşlara nema dağıtma faaliyeti olmaktan çıkarılmasıyla, siyaseti bir meslek veya ticaret kapısı olarak görenlerin de sonu gelmiş olacaktır.