Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Taş Bina’nın kültür-sanat salonunda düzenlenen programda, belediye tarafından hayata geçirilen kültür-sanat projelerinin 2025 yılı değerlendirmesini yaptıktan sonra 2026 yılı tanıtım programı hakkında, salonu dolduran dinleyici topluluğuna bilgi verdi. Söz konusu “kültür-sanat” olunca, telefonun ucundaki belediyede görevli kızımızın nazik davetine icabet ettim. 2026 yılı ile ilgili sürpriz bir şeyler söyler mi diye bekledim; “dağ fare doğurdu” diyebilirim.
Konya Büyükşehir Belediyesi’nin kültür-sanat etkinlikleri arasında en hoşuma gidenleri başta “Konya Kitap Günleri” olmak üzere “Sûfi Sinema Şenliği” ve “Konya Yemek Şenliği” ile yayımladığı külliyat serisi ile dergi ve kitapları sayabilirim. Harsımızla ilgili açılan sergileri de beğendiğimi ifade etmeliyim. Bizim geçmişte çok zengin bir kültüre sahip olduğumuz bilinen bir gerçek. Bu zengin millî kültürümüzü günemüze ve yarınlara taşımak ve tanıtmak adına kültür insanlarına, sanat adamlarına ve medeniyet kurumlarına büyük görevler düşüyor.
‘Prompter’den konuşan Başkan Uğur İbrahim Altay, konuşmasında dikkate değer şu ifadeleri kullandı:
“Konya Büyükşehir Belediyesi olarak kültür-sanat faaliyetlerini popüler etkinlikler olarak değil, ‘Darülmülk Konya’ merkezli bir medeniyet anlatısı olarak hayata geçiriyoruz.”
“Kültürü yalnızca etkinlik ve organizasyonlar bütünü olarak değil; şehrin tarihsel kimliğini, medeniyet birikimini ve toplumsal hafızasını geleceğe taşıyan stratejik bir alan olarak görüyoruz.”
“Konya’yı medeniyet ve maneviyat şehirleri ligine sokmak ve kültür ihraç eden bir şehir yapmak için uzun vadeli planlarla canla başla çalışmaya devam edeceğiz.”
Ziya Gökalp’e Göre Hars ve Medeniyet
Mustafa Kemal Atatürk’ün “fikir babam” dediği Türk düşünürü Ziya Gökalp, “Hars ve Medeniyet” adlı eserinde, Fransızca kökenli “culture” karşı “hars” kelimesini teklif ederek kullanıyor.
Kültür, “bir milletin inanç, fikir, sanat, âdet ve geleneklerinin, maddî ve manevî değerlerinin bütünü, hars” olarak tarif edilebilir. Elli yıllık ömrünü Türklüğe adayan Gökalp, Türkçülüğün Esasları’nda; “Türkler, geçmişte sahip oldukları ekonomik refaha, gelecekte de sahip olmalıdırlar. Hem de kazanılacak servetler Salur Kazan’ın zenginliği gibi kamuya ait olmalıdır” diyor. Türkiye Selçuklu Devleti, 1. Alâeddin Keykubad (1188-1237) döneminde ekonomik refahta zirveye çıkmıştı. O refaha günümüzde bile henüz ulaşılamadı.
Hars ve Medeniyet adlı kitabında “İnsan toplumlarının bütün fertlerini birbirine bağlayan, yani kişiler arasında uyumu sağlayan müesseseler (kurumlar) “hars (kültür)” kurumlarıdır. Bu kurumların tamamı o cemiyetin harsını oluşturur” diyen Gökalp, kültür ve medeniyete örnek olarak şu ifadelere yer veriyor:
“Selçuklu devletinin sonlarına doğru, Anadolu Türklüğü, fikri yönden olgunlaşmaya başlamıştı. Bir yandan Mevlâna Celâleddin-i Rûmî aruz vezniyle Farsça şiirler yazarken, diğer yandan Yunus Emre hece vezniyle ve halk Türkçesiyle ilâhiler yazıp söylüyordu. Yunus Emre’nin ilâhileri, bütün Anadolu Türkleri arasında vicdan birliği sağladığı yani insanları birbirine bağladığı için bir ‘hars hareketi’ idi. Oysa Mevlâna’nın şiirleri, Anadolu’da olduğu gibi İran ve diğer İslâm ülkelerinde de üst tabakaları birbirine bağlayıcı etki taşıdığı için bir ‘medenî cereyan’dan ibaretti.
Bu misâlden anlaşılıyor ki, Osmanlı devletinin kuruluşundan önce Anadolu’da; hars (kültür) dilimizle, medeniyet dilimiz, hars (kültür) veznimizle, medeniyet veznimiz birbirinden ayrılmış ve bu yüzden bir takım ikilemler ortaya çıkmıştı. Ayrıca bu ikilem, musiki alanında da belirmişti. Bir yandan aruz veznindeki şiirler Acem musikisiyle şarkı yapılırken, diğer yandan da Türkçe vezniyle yazılan ilâhiler, Türklerin millî musikisiyle söyleniyordu. Demek ki harsı (kültürel) musikimizle, medenî musikimiz arasında bir ikilem doğmaya başlamıştı.” (Ziya Gökalp, Hars ve Medeniyet, Temmuz 2016-Bilgeoğuz Yayınları)
Selçuklu devletinin resmî dilinin Farsça, Osmanlı devletinin resmî dilinin Türkçe olduğuna dikkati çeken Gökalp, düşündürücü şu görüşlere yer veriyor: “Osmanlı harsı, Tanzimat Devrinde yeniden başka bir medeniyetin egemenlik alanına girmeye başladı. Çok eskiden Çin medeniyetinden kurtulup İran medeniyetine girmişti. Şimdi ise İran medeniyetinden kurtularak Avrupa medeniyetine giriyordu. Bunun anlamı ise şudur: “İslâmiyet’ten önceki Türk harsı Çin medeniyetiyle çarpışıyordu. İslâm devrinde, İran ve Arap medeniyetiyle çarpıştı; bundan böyle ise Avrupa medeniyetiyle savaşacak demekti.”
Hars, “tarlayı sürmek, ağaç dikmek” demek
Cumhuriyet’ten sonraki harsımız ile günümüz Türkiye’sindeki kültürü göz önüne getirdiğinizde; ekonomiden tutun hukuka, edebiyatımızdan tutun felsefemize, siyasetimize ve ahlâkımıza kadar hangi medeniyetlerin karışımı hâlini aldı, dersiniz? Günümüzde hakim ve baskın kültür Amerikan kültürü. Kültürel emperyalizm almış başını gidiyor. Birde kültürel yabancılaşma var ki, o da ayrı bir bahis. Ülkemizde “kozmopolit” sınıftan olan çevreler, Batı’nın bilimsel metodları ve teknikleri yerine, estetik, ahlâk ve felsefe ile ilgili inanışlarını ve genel âdetlerini, gösterişli hayatlarını ve huylarını almaya çalışırlar. Yani medeniyet adı altında, başka milletlerin millî kültürlerini yalan yanlış taklit etmeye kalkarlar. Milletimizin cinsî ahlâk ile aile ahlâkı kendine özgü bir örfü, bir yaradılış ve anlayışı varken; günümüzde ekranlar, bunun tam tersi istikâmette kültür emperyalizmin oklarına hedef tahtası seçiliyor. İşin enteresan yanı ise, buna engel olacak bir medeniyet kurumunun ortaya çıkmaması.
Kültür millî, medeniyet ise milletlerarası bir kavram.
Arapça “hrs” kökünden gelen hars, “tarla sürmek, ekin ekmek, ziraat (tarım) demek. Hars kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de de pek çok âyette geçmektedir. Toprağın ziraat için hazır hâle getirilmesi, ekin ekmek, ağaç dikmek, toplamak, çoğaltmak, canlandırmak anlamlarına da geliyor. Yarma, hendek kazma (eş kökenli).
“Dünya ahiretin tarlasıdır.” hadisi, düşünen insana çok şey anlatmakta.
“Kadınlarınız sizin harsınızdır (ekeneğinizdir).” (Bakara, 2/223) Burada meni, lâtif bir teşbihle tarlaya (rahime) atılan tohuma benzetiliyor. “Onlar çocuklarınızın üreme mahalleridir” anlamına geliyor. Toprak, bitki kültürünün kaynağı olduğu gibi, kadın da insan harsının (kültürünün) kaynağıdır.
Sağlıcakla ve sevgiyle kalın.