Çöp/ Çöplük/ Çöpleştirme

Çöp/ Çöplük/ Çöpleştirme

“Geçmişimiz çöplüktür. Evliliklerin tarihi, devletlerin tarihi, çöplüktür. Her şey yaşanır, biter, atılır. Romanında içine attığım fikirlerle aslında bir çöp gibi olmasını istedim. Zaman zaman kokup, rahatsız edecek, elimi sokup, karıştırmaktan iğrenebileceğim bir şey yaratmak istedim” demişti vaktiyle bir yazar.

Sanat/Hayat eserinde; ortalığı kokutmak, bulandırmak, “güzeli” aramak, yaşamak, yaşatmak yerine; çöplüğe düşmek, çöplük tarihine geçecek “çerden çöpten” ürünler vermek ve en kötüsü kabullenmek, baştan yolunu tıkamak...

Genelde her alana hâkim olan duygu: işe yaramazlık, kullanılmışlık, değersizlik... Kalıcılığın olmaması. Her şeyin tükenmesi; hiçbir şeye “itibar” edilmemesi...

Çıkışsızlık. Dolayısıyla bol bol bunalım stoklanması. “Buna(l)manın”, “çöpleş(tir)meye” doğru götürmesi... Devri daim.

“Çöpleştirmeyi” seçmek... Mevlâna Hazretlerinin, meşhur hikâyesinde olduğu gibi; alıştığı “kötü kokuyla” ancak ayılabilmek, sırf o atmosferde “yaşayabilmek”.

Kokuşturmaktan hoşlanmak ve o hâli, eylemi yaymak... Tutkusuna, takıntısına, marazına/marazasına öyle sarılmak ki; belki “çöp” haline dönüşmek... Etrafını “çöp” gibi görmek.

“Zamanı çöpleştirme” hâlinde ise; geçmiş, gelecek, şimdi fark etmiyor. İnsan hep aynı işlevi görüyor. “Çöpleştirmeyi”... Ve zaman da, onu öyle görüyor.

Ruhu asitleyen, çözen, ezen “Çağdaş Rehberlikler”de, “..izm’lerin fışkı(rtı)larında” ise insan çöp gibi kullanılıp, çürümeye terk ediliyor.

Çöp; kirlenmek, atık demek... “Tükenmiş, çöpleşmiş” insan; tüketir. “Çöp kokusu” bağımlılık yapar.

Sürekli “çöpleştirmek”; kötüyü, pisliği yığmayı, bir açıdan yeniden üretmeyi (anlamlandırmayı) gerektirir.

“Gönül evi”, “Çöp ev” olur. Yuvasına dahi, çöpleri yığmaktan kaçınmaz, mekânları “çöpleştirir”. “ÇÖP/CÜ” gibidir.

Beyni “çöplük” benzeri karmakarışık, eften püften ya da çöplük malzemesi olabilecek düşüncelerle doludur. Veya öyle bir mekanizma vardır ki; en değerli, en şumüllü, en kavrayıcı fikirleri bile, “çöp” mesabesinde görür, dönüştürür.

Çöplükten aldığı gözlüğü takmıştır gözüne... Kalbi tefessüh eder, “kokar”.

Zihni ve yüreği, onu bir yere götürmez; “çöplükte” bırakır gider. Ayakları başka yere çekmez. Ölüsü, “Çöp arabasına” konulup götürülmeyi bekler. Cesedi, çöp gibi yakılıp, atılmayı... Çöplüklerde intihar etmeyi, hayatını çöplüğe çevirmeyi...

“Çöpleştirme”; hayata karşı çıkma, durma da demek... “Çöpleştirilen” nesneler, değerler; hayatiyetini, canlılığını kaybetmiş, bir anlamda yokluğa mahkûm et(tiril)miştir.

Kendini “çöple” eş düzeyde, gayri insani düzlemlerde hissetmek, berbat bir şey olsa gerektir. Sürekli “Çöplüğün” baskısı, tecridi altında kalmak, buna karşılık cılız itirazlarda bulunmak; belirsizliği, kayıtsızlığı, teslimiyeti seçmek...

Durumu değiştirecek köklü bir hamleyi yapamamak. Çünkü “direnç” meydana getirecek, onu belirleyecek ve tutacak bir inanca sahip olmamak.

....

Benliğimizin de ifrazatı, atığı vardır. Tutkularımız, malihulyalarımız, eksilerimiz, zafiyetlerimiz... Gerçekten çöpe atmamız gerekenler... Halbuki yeniden yapılandırıyor, biriktiriyoruz.

“Çöpten amellerimiz”, üzerimizdeki “çöp kokusunu” bastırmak için süründüğümüz asrî parfümlerimiz...

“Amel” olup, paçalarımızdan akıyor. Velhasıl, iyi “amele” değiliz. Temizlik ameliyesinden habersiziz.

İç hayatımızın inşası için, bir temizlik işçisinden daha fazla çalışmamız, kendi çöpümüzü süpürmemiz gerekirken; bir “Çöp patlamasına” maruz kalıyoruz ve çöplerimizin altında kalıyoruz.

Her ânını, hayatı, “insanlığını”, yaratılışı “kutsal” bilenlerin bu tahripkâr duyguyu “Çöpleş(tir)me”yi yaşamayacakları açıktır.

Tarih, hayat ders almasını bilenler için asla “çöplük” değildir. Kendimiz ve insanlığın hikâyesi de... “Atık” dediğimiz şeyler, bazen bütün zenginliğimizi oluşturur.

Atalarımız, bırakalım insan(lığı) ziyan etmeyi; çöpten bile istifade ediyor, değerlendiriyordu. Atık malzemelerden, “hikmet” topluyordu.

“Çöplüğü” inşa değil; kendimizi, çevremizi, dünyamızı yapılandırma sürecine giriyordu.

Gönlü, mezbeliklerden kurtarmayı; çöplerin değil insanların varlık alanını genişletmeyi umuyordu.

Çöplükleri, “Gülistana” çevirmenin yöntemini; insanı “hâle, yola” koyan metotları kuruyordu.

Gerçek “medeniyet ölçüsü” de buydu.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri