Kuveyt, Bahreyn, Katar, Arap Birleşik Emirlikleri ve Umman bu küçük ülkeler toprak ve nüfus bakımından az olmalarıyla birlikte19 yüzyılda petrol ile stratejik önemi artan ve gündemden düşmeyen bu coğrafyada cetvelle masada sınırları belirlenen ülkeler. Başlarında İngiliz ve Amerikan çıkarlarını koruyacak milletin ruhunu tanımayan ya da tanıyıp işine gelmeyen milletin ruh köklerinden ayrı cici beyler yönetmektedir. Milleten habersiz gösterişli şatolarda batı tarzı hayat yaşayan halkın istek, arzu, siyasi, sosyal haklarına sırtını dönmüş. Yolsuzluk, yoksulluktan, hukuksuzluktan muzdarip toplumlar ve toplumun isteğine; Kendi sahte cicili dünyalarından çıkamayan sütünü içip yününü giyen sürüsünü kurda yediren çoban gibi yönetimlerde çözülme dağılma ve zamanla aşınması yıkılması elbette kaçınılmazdır.
Yöneticilerin batıyla işbirliği metoduyla halkı yönetmesi ve halkla keyfi yönetimlerini ayakta tutmak için harp etmekten başka mefkûreleri olmayan halkın sosyal düşüncesinin gelişmesi doğması için değerler yargılarını budamış silmiş, batılı gibi yaşayıp batılı sloganları atan yönetimler kendi halklarına batı demokrasisini getirmeyişi. Ortadoğu halklarını çileden çıkarmıştır. Uyuşmuş bir halk onlar için en iyi halktır ama ne yazık ki halk uykusundan uyanmış yöneticiler kendi gözlerinden uyku halini kaldıramamışlardır. Fertlerin şuur altı gibi toplumlarında şuur altı dünyaları vardır. Bu şuur altından aldığı kuvvetle halk kendi hakikatlerini aramak için meydanlara dökülmüştür. Bu monarşi yönetimleri İktisaden fikrende halkını sömürmüş maziden kopararak kendi yurtlarında gurbetçi ve bir yabancı gibi yaşatmıştır. Hür dünyanın insanlara verdiği dünyada düşünme kıstaslarını dahi getirmemiş. Sadece yönetimlere yardakçı döşünce adamları çıkmıştır. Yardakçı düşünce adamları da güdük düşünceler üretmiştir. Osmanlının çekilmesinden bu tarafa koskoca Ortadoğu coğrafyasında düşünce adamı bir elin parmakları kadar sayılacak kadar azdır. Çünkü düşünce alanına sınırlamalar getirilmiş düşünme sınırlandırılmış zihinler kendi kendini geliştirip zekâ adım adım ilerletilmemiştir.
Çünkü bu küçük cici beyler düşünen toplum istememiştir. Bugün dahi monarşiler yıkılsa demokrasinin kurulması için tohum toprağa atıldığı gibi su, ısı, oksijen sağlansa dahi çimlenme için gelişip büyümesi ve demokrasinin dal budak kök salamsı için en önemlisi zaman mefhumuna ihtiyaç vardır. Düşünce ilerlememiştir düşünmek yasak olduğundan demokrasi kültürü gelişmemiş düşünmemek düşünceye yasak bölgeler konulunca insan nasıl düşünecektir. Bunun yanında coğrafyanın petrol kaderi Osmanlının çekilmesiyle insanların kaderiyle sanki tezat oluşturmuş zenginlik yerine gözyaşı, kan, yoksulluk insanların kaderi olmuş.
19. yüzyılda bunlara ülke veren İngiliz ağabeylerinin daha sonra ABD Ağabeylerinin emirlerine karşı çıkamayan halka tepeden bakan cici prensler.
Buna mukabil 19 yüzyılda Hindistan’ı kontrol ve Hindistan’a geçiş yolu olarak burayı kullanmak isteyen İngilizler burada küçük prenslikler kurar. Bir taş ile üç beş kuş vururlar. Hindistan’ı denetlemek, Osmanlıyı uzaklaştırmak, petrolü ele geçirmek hem de petrol gelirlerini yerli halka yedirmemek için burada kendi hamiliğinde küçük prenslikler kurarlar.
1946 yıllarında Petrolu çıkarmaya başlayan bu balıkçı kasabaları tasavvur edemeyecekleri şekilde zenginlerler kişi başına düşen milli gelir dünyanın en zengin ülkelerinin kişi başına düşen gelirden fazla olur. Bu prensler zenginliğin verdiği itibarla dünyanın neresine gitse itibarları çoğalır.
Bu cici beyler paralarını ABD Avrupa da tutarlar. Bu zenginliğin birde güvenlik problemi çıkar bunun çaresini de bulurlar. ABD ye bu işi ısmarlarlar.
İngiltere’nin 1971 yılında körfezden çekilmesiyle.2.Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin yerini dolduran ABD büyük güçlerin körfeze kayıtsız kalamamaları buradaki karışıklıklar savaşlar ve acıların biri bitmeden diğerini başlatmaktadır. Osmanlının yıkılışı ve Osmanlının bölgeden çekilmesiyle beraber beş yüz yıllık huzur devri bitmiş. İngiliz Fransız Amerika ve İsrail’in mantar gibi orada ortaya çıkması bu coğrafyada gözyaşını ve kanı durduramamış geçen gün gelecek günü aratmıştır.
Bu günkü yazımızda kısacası Kuveyt(Küçük Karakol)şöyle bir göz atacak olursak aslen Arabistanlı olan el Sabah ailesi 18. yüzyıldan beri burayı elinde tutan el Sabah ailesi 1889 yılında İngilizlerle bir gizli anlaşma yapmış. Bu analaşmaya göre İngilizler el Sabah ailesini Osmanlıya karşı koruması ve diğer Arap kabillerine karşı korumasıdır. Bu anlaşmayı bir adım daha ileri götüren İngilizler 1914 yılında Kuveyt’i Osmanlıdan koparmış kendi sömürgesine katmış 1922 yılında Suudi Arabistan’ la sınırları belirlenir aynı sınırları bu gün korumaktadır. Esas önemi 1946 yılında petrol çıkarılmaya başlayınca balıkçılık ve inci avcılığı geri kalan bu kasaba hızla gelişir dünyanın en zengin ülkelerinden kişi başına düşen gelirle ön tarafa çıkar. 1961 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanmış. Ve aynı yıl içinde General Kasım komutasında Irak ordusu tarafından işgal edilmiş. İngiltere ve diğer Arap ülkelerinin baskısıyla Irak ordusu geri çekilmiş. 1973’ de Kuveyt’in bağımsızlığını tanımış. İran Irak savaşı sırasında İran’ın bu bölgedeki ilgisinden dolayı Irak’ı destekleyen Kuveyt ve Irak’a borç veren Kuveyt yönetimi Saddam’dan borçlarını isteyince Saddam bir bahaneyle 2 Ağustos 1990 yılında Kuveyt’i işgal eder. Irak’ın işgali 7 ay sürer Kuveyt’in bütün zenginliği gider ve Saddam kuyuları yakıp geri çekilir. Çekilirken de Orta doğunun kaderiyle oynar. Emir el Sabah bir fırsat bulup Arabistan’a kaçar canını kurtarır. ABD bu fırsatı ganimet bilip dünyada görülmemiş bir askeri yığınak yapar. Yanına yirmi sekiz ülkeyi de alır ortak askeri güç oluşturur ve BM etiketiyle 17 Ocak 1991 kırk beş güne yakın hava saldırısı sonucu Çöl Tilkisi Operasyon’u sonucu 24 Şubat kara operasyonunun dördüncü gününde Irak 28 Şubat 1991 tarihinde koşulsuz ateşkes kabul eder. Emir el Sabah Amerikan askerleri gölgesinde yurduna döner. 2.Körfez Savaşı’nda, Irak’a özgürlük operasyonunda Amerika’nın merkez üssü olur.
Bu gün el Sabah ailesinin başı kendi halkıyla muhalefetle derde girmiştir. Demokrasi dalgasına nasıl dayanır bilinmez ama bu kaynayan Ortadoğu kazanında Ortadoğu halkları ölümüne demokrasi diye ayakta diktatörlerle meydanlarda dişe diş mücadele ediyorlar. Çöl alev alev yanıyor demokrasi esintilerinin getirdiği yağmurla söner. el Sabah demokrasi fırtınası içinde gidici üçüncü dalgaya dayanamayacak gibi görünüyor.
Yöneticilerin batıyla işbirliği metoduyla halkı yönetmesi ve halkla keyfi yönetimlerini ayakta tutmak için harp etmekten başka mefkûreleri olmayan halkın sosyal düşüncesinin gelişmesi doğması için değerler yargılarını budamış silmiş, batılı gibi yaşayıp batılı sloganları atan yönetimler kendi halklarına batı demokrasisini getirmeyişi. Ortadoğu halklarını çileden çıkarmıştır. Uyuşmuş bir halk onlar için en iyi halktır ama ne yazık ki halk uykusundan uyanmış yöneticiler kendi gözlerinden uyku halini kaldıramamışlardır. Fertlerin şuur altı gibi toplumlarında şuur altı dünyaları vardır. Bu şuur altından aldığı kuvvetle halk kendi hakikatlerini aramak için meydanlara dökülmüştür. Bu monarşi yönetimleri İktisaden fikrende halkını sömürmüş maziden kopararak kendi yurtlarında gurbetçi ve bir yabancı gibi yaşatmıştır. Hür dünyanın insanlara verdiği dünyada düşünme kıstaslarını dahi getirmemiş. Sadece yönetimlere yardakçı döşünce adamları çıkmıştır. Yardakçı düşünce adamları da güdük düşünceler üretmiştir. Osmanlının çekilmesinden bu tarafa koskoca Ortadoğu coğrafyasında düşünce adamı bir elin parmakları kadar sayılacak kadar azdır. Çünkü düşünce alanına sınırlamalar getirilmiş düşünme sınırlandırılmış zihinler kendi kendini geliştirip zekâ adım adım ilerletilmemiştir.
Çünkü bu küçük cici beyler düşünen toplum istememiştir. Bugün dahi monarşiler yıkılsa demokrasinin kurulması için tohum toprağa atıldığı gibi su, ısı, oksijen sağlansa dahi çimlenme için gelişip büyümesi ve demokrasinin dal budak kök salamsı için en önemlisi zaman mefhumuna ihtiyaç vardır. Düşünce ilerlememiştir düşünmek yasak olduğundan demokrasi kültürü gelişmemiş düşünmemek düşünceye yasak bölgeler konulunca insan nasıl düşünecektir. Bunun yanında coğrafyanın petrol kaderi Osmanlının çekilmesiyle insanların kaderiyle sanki tezat oluşturmuş zenginlik yerine gözyaşı, kan, yoksulluk insanların kaderi olmuş.
19. yüzyılda bunlara ülke veren İngiliz ağabeylerinin daha sonra ABD Ağabeylerinin emirlerine karşı çıkamayan halka tepeden bakan cici prensler.
Buna mukabil 19 yüzyılda Hindistan’ı kontrol ve Hindistan’a geçiş yolu olarak burayı kullanmak isteyen İngilizler burada küçük prenslikler kurar. Bir taş ile üç beş kuş vururlar. Hindistan’ı denetlemek, Osmanlıyı uzaklaştırmak, petrolü ele geçirmek hem de petrol gelirlerini yerli halka yedirmemek için burada kendi hamiliğinde küçük prenslikler kurarlar.
1946 yıllarında Petrolu çıkarmaya başlayan bu balıkçı kasabaları tasavvur edemeyecekleri şekilde zenginlerler kişi başına düşen milli gelir dünyanın en zengin ülkelerinin kişi başına düşen gelirden fazla olur. Bu prensler zenginliğin verdiği itibarla dünyanın neresine gitse itibarları çoğalır.
Bu cici beyler paralarını ABD Avrupa da tutarlar. Bu zenginliğin birde güvenlik problemi çıkar bunun çaresini de bulurlar. ABD ye bu işi ısmarlarlar.
İngiltere’nin 1971 yılında körfezden çekilmesiyle.2.Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin yerini dolduran ABD büyük güçlerin körfeze kayıtsız kalamamaları buradaki karışıklıklar savaşlar ve acıların biri bitmeden diğerini başlatmaktadır. Osmanlının yıkılışı ve Osmanlının bölgeden çekilmesiyle beraber beş yüz yıllık huzur devri bitmiş. İngiliz Fransız Amerika ve İsrail’in mantar gibi orada ortaya çıkması bu coğrafyada gözyaşını ve kanı durduramamış geçen gün gelecek günü aratmıştır.
Bu günkü yazımızda kısacası Kuveyt(Küçük Karakol)şöyle bir göz atacak olursak aslen Arabistanlı olan el Sabah ailesi 18. yüzyıldan beri burayı elinde tutan el Sabah ailesi 1889 yılında İngilizlerle bir gizli anlaşma yapmış. Bu analaşmaya göre İngilizler el Sabah ailesini Osmanlıya karşı koruması ve diğer Arap kabillerine karşı korumasıdır. Bu anlaşmayı bir adım daha ileri götüren İngilizler 1914 yılında Kuveyt’i Osmanlıdan koparmış kendi sömürgesine katmış 1922 yılında Suudi Arabistan’ la sınırları belirlenir aynı sınırları bu gün korumaktadır. Esas önemi 1946 yılında petrol çıkarılmaya başlayınca balıkçılık ve inci avcılığı geri kalan bu kasaba hızla gelişir dünyanın en zengin ülkelerinden kişi başına düşen gelirle ön tarafa çıkar. 1961 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanmış. Ve aynı yıl içinde General Kasım komutasında Irak ordusu tarafından işgal edilmiş. İngiltere ve diğer Arap ülkelerinin baskısıyla Irak ordusu geri çekilmiş. 1973’ de Kuveyt’in bağımsızlığını tanımış. İran Irak savaşı sırasında İran’ın bu bölgedeki ilgisinden dolayı Irak’ı destekleyen Kuveyt ve Irak’a borç veren Kuveyt yönetimi Saddam’dan borçlarını isteyince Saddam bir bahaneyle 2 Ağustos 1990 yılında Kuveyt’i işgal eder. Irak’ın işgali 7 ay sürer Kuveyt’in bütün zenginliği gider ve Saddam kuyuları yakıp geri çekilir. Çekilirken de Orta doğunun kaderiyle oynar. Emir el Sabah bir fırsat bulup Arabistan’a kaçar canını kurtarır. ABD bu fırsatı ganimet bilip dünyada görülmemiş bir askeri yığınak yapar. Yanına yirmi sekiz ülkeyi de alır ortak askeri güç oluşturur ve BM etiketiyle 17 Ocak 1991 kırk beş güne yakın hava saldırısı sonucu Çöl Tilkisi Operasyon’u sonucu 24 Şubat kara operasyonunun dördüncü gününde Irak 28 Şubat 1991 tarihinde koşulsuz ateşkes kabul eder. Emir el Sabah Amerikan askerleri gölgesinde yurduna döner. 2.Körfez Savaşı’nda, Irak’a özgürlük operasyonunda Amerika’nın merkez üssü olur.
Bu gün el Sabah ailesinin başı kendi halkıyla muhalefetle derde girmiştir. Demokrasi dalgasına nasıl dayanır bilinmez ama bu kaynayan Ortadoğu kazanında Ortadoğu halkları ölümüne demokrasi diye ayakta diktatörlerle meydanlarda dişe diş mücadele ediyorlar. Çöl alev alev yanıyor demokrasi esintilerinin getirdiği yağmurla söner. el Sabah demokrasi fırtınası içinde gidici üçüncü dalgaya dayanamayacak gibi görünüyor.