Zamanı durdura bilir miyiz? Durduramayız.
Geçen günleri geri getirebilir miyiz? Getiremeyiz.
Alınyazımızı değiştirebilir miyiz? Değiştiremeyiz. Fakat başarılı olmak için gerekli gayreti gösterir ve başarımız neticesinde de gelinecek yere gelmeye çalışırız.
Bazı olaylar vardır insanoğlunun elindedir, bazı olaylar ise bizim aklımıza daha önce yazılmıştır. Biz bu alnımıza yazılan yazıyı hiçbir zaman değiştiremeyiz. Değiştirmek istesek te değişmez.
Belli başlı günler vardır. Önemli günler, çok önemli pek çok önemli günler gibi. Bunların yanında birde evrensel günler bizim hayatımızda.
Kendimize ait günler vardır. Doğumumuz, eşimizin doğumu, evlendiğimiz tarih, büyüklerimizin aramızdan ayrıldığı tarih, çocuklarımızın dünyaya geldiği tarih gibi.
Bunlar insanların kişisel günleridir.
Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın Malazgirt Meydan Savaşı’nda Bizans Ordusu’nu yendiği 26 Ağustos 107l tarihi gibi, 30 Ağustos Zaferi'nin kazanıldığı Yunanlıların denize döküldüğü gün gibi tarihi günler vardır. Böyle günleri de unutmayız.
Hazreti Mevlana’nın doğduğu 30 Eylül 1207, Konya’ya ailesi ile birlikte şereflendirdiği 3 Mayıs, 17 Aralık 1273 tarihinde Hakk’a yürüdüğü bu alemden ebedi aleme göç eylediği gün olan Şeb-i Aruz gibi günleri de unutmamamız gerektiği günlerdir.
Evrensel günler vardır. Peygamber Efendimizin doğum günü, Miraç’a çıktığı gün. Ramazan ve Kurban Bayramlarını kutladığımız günler bulunur.
Bu günleri kutlarız. Seviniriz, sevindiririz. Sevinç gözyaşları döker içimizi boşaltırız. Mutlu oluruz mutluluğa ereriz. Bu olaylar hep sözde kalır yazıya dökmeyiz. Atalarımız, “Söz uçar yazı kalır" demişler, biz bu sözü yerine getirmeyiz, getirmek isteyenlere de "Ne yapacaksın bundan başka işin mi yok başka şeylerle uğraş” diye onun önüne geçer şevkini kırarız.
Geçmiş yıllara gitmeyelim. Hemen bir kaç ay öncesine gidelim
17 Aralık 2010 tarihinde yapılan Şeb-i Aruz törenine kimler katıldı? Kim ne konuşma yaptı biliyor muyuz? Hafızalarımızı yoklayalım belki bilmeye çalışırız hatırlayamadıklarımızı da yanımızda ki, arkadaşlarımıza eşimize dostumuza sorarak öğreniriz. Fakat kimin nasıl ne şekilde ne konuştuğunu unutmuşuzdur. Hatırlamaya çalışıyoruz hatırlamıyoruz. Daha geçeli bir kaç ay oldu. Ya 10-20 yıl olsa belki biz bu dünya da olmayacağız olanlarda gazete sütunlarına bakacaklar gazetelerin yazdıklarıyla yetineceklerdir.
Bu tür önemli pek çok önemli olan ulusal ve uluslararası, evrensel günlerde yapılan toplantılarda ki konuşmalar yazıya dökülüp bir kitap haline getirilemez mi? Şimdi hemen neden olmasın diyorsunuz da yapmıyoruz bir türlü.
Çok Önemli Günler
.
İlk yorum yazan siz olun