Çocuklarınızı dinleyin; onların kölesi olmayın!

Halim Selvi

Bizim çocukluk-gençlik yıllarımızdı 80’li - 90’lı yıllar. Aidiyet duygusu, ciddiyetle yapılan işler, mertlik, büyüklere saygı ve küçüklere sevgi henüz yok olmamıştı. Toplumsal bir ahenk vardı. Değerler vardı ve toplum bu değerlere birlikte sahip çıkardı. İhtilalin öncesiyle sonrasıyla acı çekmiş, bedel ödemiş insanlar; özgürlüğün ve adaletin yaşanması, sahip çıkılması gereken bir değer olduğunu anlamıştı. Okumanın, düşünmenin ve düşündüğünü yapabilmenin ne büyük bir hürriyet olduğunun farkında olduğumuz yıllardı…

Sigara içenin, yere tükürenin -bir kenara çekilerek-sessizce kınandığı bir toplumda yaşıyorduk. Kendi bireysel çıkarlarını düşünen gemisini kurtaran kaptan anlayışında ya da adam sendeci, umursamaz değildik. Bir kötülük yayılabilir, çevreye sirayet edebilir; ‘battık mı hep beraber batarız’ bilincindeydi insanlar. Parklarda, kafelerde uluorta kucaklaşmaların, sarılmaların ayıp kaçacak davranış olduğunu bilen bir toplum vardı. Ayrıca ayıp kaçan davranışları ‘gören bir göz’ her zaman vardı ve müdahildi o yıllar. Mahallede, sokakta kötülüğün değil iyiliğin tema bulduğu, misafirlik ve komşuluğun çok önemsendiği –henüz yalnızlığın teşvik edilmediği- paylaşmanın önemsendiği yıllardı vesselam.

Son yıllarda değerlerde yaşanan erozyona bağlı olarak, milenyum öncesi diziler, filimler konu olmaya başladı. Her şeydeki yıpranma ve aşınma eğitim anlayışlarını da değişmiştir. Öyle ki bazı aileler çocuklarını ya aşırı serbest ya da aşırı korumacı yetiştirmekte, onlara izole edilmiş hayatlar veya baskıcı ortamlar sunmaktadırlar. Açıkçası şundan da kuşku duymuyor değilim: Biz mi onları eğitiyoruz, onlar mı bizi eğitiyor? Çocuğumuz nereye gidiyor biliyor musunuz? Sorusuna cevap arayalım. İki Hadis-i Şerife kulak verelim: “Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar. Neticede anne babası onu ya Yahudi, ya Hıristiyan ya da Mecusi yapar…” (Buhari, Müslim) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mesulsünüz.” (Buhari)

Şehid Seyyid Kutub (Ekim 1906-29 Ağustos 1966) şöyle der: “Mü’minin hem kendisine hem de ailesine karşı olan sorumluluğu ağır ve korkunç bir sorumluluktur. İleride korkunç bir ateş… O ve ailesi bu ateşle karşı karşıyadırlar... Kendisini bekleyen bu ateşten hem kendini hem de ailesini uzak tutmak zorundadır. Evet, ateştir bu. Alev alev yanan dehşet verici bir ateş... “Yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateş…” Bir mümin kendini ve ailesini bu ateşten korumalıdır. Henüz fırsat varken, iş işten geçmeden mazeret bildirmenin işe yaramadığı gün gelmeden ailesini bu ateşten uzaklaştırmalıdır…”2

Kontrolsüz özgürlük ve bunalım iç içe hayatlar! Bunun sonucu, çocuk suçları bizim gençlik dönemimizle kıyaslanamayacak oranda artmıştır. Evet, ana baba olmak zor bir iştir ve her geçen gün ebeveyn olmak zorlaşmaktadır.

Gelin çocuklarımızı dinleyelim; onların kölesi olmayalım! Yetişkinler olarak kendimize soralım: Ebeveynler olarak, çocuklarımıza ilk yaşlarında gösterdiğimiz özeni ergenlik dönemlerinde gösteremiyor muyuz? Onlara ayırdığımız nitelikli zamanı yine bu dönemde ayıramıyor muyuz? Çocuk sahibi olmakla iş bitmiyor, aksine her şey önemiyle yeni başlıyor. Kimimiz geçim derdine düşmüş, kimimiz de daha lüks bir yaşam için kendilerini işine adamış ebeveynler! Krediler, borçlar… Bu maddi telaşe içinde bedeni yorgunluk, yılgınlık oluşmakta; birey ‘kendine hayrı olmayan’ ebeveyne dönüşmektedir. Bunun sonucu ilgisizlik oluşmakta, sorunlar da beraberinde gelmektedir. Sonuç, koskocaman bir enkaz: Yanlış arkadaşlar, zararlı mekânlar. Bilime, sanata, spora veya akademik konulara ilgi duymayan bir gençlik yetişti. Kendi başına, fevri, plansız, asabi ve aynı zamanda başına buyruk büyüyen gençler, onların zayıf iradeli, tehlike kokan, takip edilemeyen davranışları, ilişkileri. Ayrıca evlerimizin içine kadar giren sanal tehlikeler. Metaverseye1 ilgi duyan, sadece beyaz cama seyirci olmayıp, şimdi kendi sanal gerçekliğini oluşturan gençler türemeye başladı. Bu konu (sanal özentiden sanal gerçekliğe) başka bir yazının konusu olsun. Ancak şurası bilinmelidir ki; gençler artık sanal karakterlerden bile etkileniyorlar. Daha ötesi kendileri içinde yer aldıkları sanal dünyaya kendi hayal gerçekliklerini! Kodluyorlar. Ayıkla pirincin taşını. Kötü niyetli insanların sızdıkları veya kurguladıkları çevrelere dikkat etmek, çocukları güvensiz alanlardan uzak tutmak elzemdir.

Kime ait bilemediğim ama hikmet dolu şu söze kulak verelim: “Küçükken öğretilen taş üzerine yazılan gibidir. Biraz daha büyüyünce öğretilen kâğıt üzerine yazılan gibidir. Biraz daha büyüyünce öğretilen kum üzerine yazılan gibidir.” Yarın ahirette, ‘Ah anacığım! Dünyalık için uyandırdığın kadar beni ‘namaz’ için de uyandırsaydın ya beni!’ dememesi için çocuklarımızın ahiretlerini düşünmeliyiz.

Çocuklar ve gençler, anne-babalarının onlardan vazgeçmeyeceklerini bilmeliler. Ebeveynler çocuklarına göstermeleri gereken hassasiyeti bırakarak, ev işlerini daha rahat yapmak için cep telefonunu ya da televizyonu sanki bir ‘dadı’ gibi çocuklarını onun kucağına teslim edebiliyorlar. Bu çok yanlış ama bu yanlış çoğumuzda var. Bizler onları kazanma konusunda daha hassas bir dil ve daha gerçekçi davranışlar sergilemeye ısrarcı olmalıyız. Bu hususta rencide edici ve hakaret içeren ifadeler, davranışlar yerine kapsayıcı, kuşatıcı, doğru kaynaklı telkinler yüklemeliyiz. Müslüman ebeveynlerin ‘İslam akidesinin temellerini’ sağlam atması amacıyla Tevhid içerikli ayet ve hadisleri çocuklarımıza, gençlerimize öğretmesi ve bunların ne anlama geldiği hakkında bilgi vermesi eğitim hedefi olmalıdır. (Bknz Lokman Suresi, 13-19).3

Özetle; çocuk ve genç için ilk modelin ‘anne-baba’ olduğunu unutmamalıyız, Hayat Tarzımızı Allah’ın razı olduğu, Kur’an ve Sünnete uygun bir şekilde düzenlemeliyiz. Evlerimizi huzur bulduğumuz, maneviyatın hissedildiği yuvalar haline getirmeli; eşimizi, çocuklarımızı Allah’ın verdiği bir nimet olarak görmeliyiz bilinçli bir arkadaş çevresi ve uygun alternatif ortamlar oluşturabilmek için duyarlılığımızı korumalıyız. Çocuğumuzu telefon ve televizyon konusunda bilinçlendirmeliyiz. Çocuklarımıza öz güven verelim derken ya da bunun arkasına gizlenip, sığınıp onları başıboş bırakmamalı, onlara ve arkadaşlarına zaman ayırmalıyız. Unutmayalım ki bizim ayırmadığımız ya da ayıramadığımız zamanı onlara ayıracak, dış dünyada birçok ‘insan’ var! Onlara içinde bulundukları sanal idollere, kötü arkadaşlara, ‘hayır’ diyebilecek cesareti önce kendimizde hissetmeliyiz. Gençlerin içinde bulundukları eğlence ve kurgu dünyalarını kaybetme korkularını yenebilecek, İslami kazanımlar, ahlaki değerleri hayatımızda, evimizde, dilimizde samimiyetle yaşamalıyız. Hem biz hem onlar için en çok ‘hayranlık’ duyulan kimse, Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa Sallalahu aleyhi ve sellem olduğu zaman bu mesele muvaffak olmuştur.

----------------------------------------------

  1. Meta-evren”in kısaltması olan metaverse, gerçek ve sanalın bir bilim kurgu vizyonunda birleştiği ve insanların farklı cihazlar arasında hareket etmesine ve sanal bir ortamda iletişim kurmasına izin verdiği dijital bir dünya.

  2. Fî Zilali’l-Kur’an

  3. Lokman aleyhisselam da oğluna nasihat ederken ibadetlerden önce doğru akideye, yani tevhide vurgu yapmış ve tevhidi bozucu unsur olan şirkten sakındırarak nasihatine başlamıştır. Rabbimiz onun bu nasihatlerini bize şöyle bildirir:

“Hani bir zamanlar Lokman, oğluna öğüt vererek: ‘Yavrucuğum! Sakın ha Allah’a şirk koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür’ demişti. Biz insana, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: ‘Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.’ Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana şirk koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim. Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!” (Lokman, 13-19)

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.