Çocukların eğlence mutluluğu şivlilik ve bişi

Ahmet Güldağ

Geçen yıl kapının zil sesi ile açtığım da, ellerinde naylon veya kâğıt torbalar bulunan çocukları görünce bizim bellek çocukluğumuzu hatırlatıvermişti.

Öyle ya bu günün sabahı Şivlilik anânesi ile başlardı.

Birden gözlerime yaş geldi içim bir hoş oldu… Hem sevinç hem de anıların içine giriverdim.

“Hey gidi günler” demekten kendimi alıkoyamadan.

Yıllar evveli sadece Konya şehir merkezine has bir anane olan “Şivlilik günü.”
Dedelerimizden gelen alışkanlıkla çocuklara verebileceğimiz çeşitli şivliliği bir gün evveli alınırdı ve almıştım zaten.

Düne göre, bu gün kibrit kutusu apartmanlar üzerine birde siteler gelince dış kapılarda görevlilerce yapılan işlem yerine, görevliye tembih etmiştim. Çocuklar kapıma gelsin diye.

Mutlu olmuştum. Çocukların yine de bizim çocukluğumuzda ki neşelilik içinde ki gezintilerimiz yerine sessizce duruşlarını içim sızlayarak görsem bile!

İçeri dönerken, bizim bellek o şenlikli günleri hatırlatmayı devam ediverdi. Gelin beraber takip edelim neler oluyormuş yıllar evveli…

***

Üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili’nden bir hafta civarında evveli başlardı işlemler. Evlerde şepit denilen bu günkü yufkalar açılır pişirilir ve yığın halinde izbelere konulurdu.

Aktarlar içi bir âlemdi. Renklere boyanmış kâğıtları kıvırmakla yapılan küçük, büyük, prizma, dört köse, silindir ve karpuz denilen kâğıt fenerlerle dolu olurdu dükkân önleri

Ebeveynler çocuklarını yanlarına alarak kesesi elverdiği ve çocuğun beğendiği kâğıt fener yanında birkaç da beyaz mum alınınca akşamı beklerdi çocuklar.

Akşam yemeğini yer yemez, içinde mum yanmış fenerini kapan yürüyebilen üç ve 15 yaşlarında olan çocuklar sokağa fırlardı.

Bir neşe içinde, trafikte olmadığından mahallenin duvarından duvarına gerilen ipe fenerlerini asanlar yanında ellerinde gezdirenler neşe içinde anne veya ninelerinin (Büyükanne) bakışları altında oynarlardı.

Bazen mahalle çocukları olan on yaşındakiler diğer mahallenin çocuklarına baskın yapar birkaç çocuk gelip fenerlerin ipini koparınca vaveyla kopar yapanlar kovalanırdı ama…

O mahalleninkiler de gelenlerin mahallesine giderek baskının cevabını verirlerdi.

Verirlerdi ama kavga dövüş asla olmazdı. Bir nevi eğlence sayılırdı bu işlem bile!

Haftanın son günü ki Perşembe akşamı ise zamanın üzüm bağlarının çokluğu ile kurumuş çubukların da çok olmasıyla…

Destelenmiş çubuklar, sokak ortasında yakılır büyükçe olanlar atlardı ateşin alevleri üzerinden…

Ne kadar yazı ile tarif edilse bu günlerin şenlikli ve mutluluk halini tam tasvir ve anlatabilme imkânı zor.

***

Perşembe sabahı hele birde okul zamanı dışı günler ki bizim zamanımızda hep o günlere rastlamıştı Regaip Kandili.

Sabahleyin evlerinden dışarıya çıkan üç-on iki yaş arası  çocuklar naylon icadı olmadığından bezden yapılmış torba ile renkli yün ipten dokunmuş tek gözlü yün dokuma torbayı alırlar sokakta mahalle çocukları ile birleşirlerdi.

Mahallenin başındaki evden başlamak için evin önüne gelenler kapıyı çalar eğer hemen açılmaz ise…

“Şivli şivli şişirmiş, ergen oğlan’ (Bazı yerlerde ‘Erken kalkan’da denilir) pişirmiş, iki çörek bir börek. Bize namazlık gerek” nakaratını söylerken evin hanımefendisi kapıyı açar vereceği şivliliğini, sıraya giren çocuklara vermeye başlarken çocuklar “Allah kabul etsin. Mutfağınıza bereket getirsin” demeyi eksik etmezlerdi.

Büyük mahallelerin tek ve bahçeli evlerinden Şivlilik alma bazen öğle sonunu bulabilirdi.

Bizim Nakiboğlu Darıcılar mahallesinde ayrıcalıklı bir özellik olurdu.

Mahallenin, kızının vefatı neticesi akli dengesi bozulan bir hanım ki bizler ismini bilmez sadece kendisinin de, defini çalarken söylediği “Dım dımı lay lay” ismiyle tanırdık.

Diğer günler ortalıkta pek görünmeyen bu hanım, o gün sabahleyin sokağa çıkar çocukları arkasına takıp def çalarken “Dım dımı lay lay” türkü şekli eşliğinde defini çalarak.

Sadece 200 mt.’lik bizim mahalleyi değil diğer komşu mahallelere de götürmüş olurdu.

İşin tuhafı kendisi bir şey almaz sadece o arada bir şeyler atıştırırdı.
Şivlilik malzemesi bu günlerin çikolatalı gofretlisi asla görülemez, kâğıtlı şeker bile çok nadir gelirli evlerden verilebilirdi. Kuru üzüm, iğde, incir, şekerli şekersiz leblebi, sakız leblebi (az kavrulmuş nohut) yarım leblebi(!), kayısı, elma, erik, armut gibi meyve kakları, ceviz, kabuklu kabuksuz yer fıstığı, kınalı (beyaz şeker üzerinde kırmızı çizgili) düz veya halka şekerle, sorma (Akide) şeker olurdu. Bazıları pişirilmiş bulgurda verirdi.

***

Çocukların mutlu neşesi böyle devam ederken evlerin hanımefendileri beylerine sipariş ettiği şırlan (Susam yağı) yağı ile yoğurdukları hamurdan gözleme veya pekmezden yapılan un helvası yapar. Daha önce yapıp kuruyan yufkaları ıslatır. Bunların içine konup “Bişi”yi meydana getirirlerdi.

Çok leziz olan bu Bişi’yi öncelikle komşu ve fakirlere sonrada uzak akraba ve ahbaplarına bile götürür, evlerde ve beyler dükkânlarında komşuları ile birlikte kahvaltı yapmış olurlardı.

Yapılması ve dağıtılması üç gün sonrasına bile varmaz geciktirilmezdi. Bunun için Konya'da şöyle bir atasözü bile vardı.

"Namaz geçtikten sonra şırlağan yağını başına dök." Bu söz zamanında yapılmayıp geciktirilmiş işler için de söylenir olurlardı.  

Burada bir açıklama yapayım ki. Halen apartman dışında yaşam süren ailelerden haylice si, bu işlemi devam ettirmekte.

Bazen getiren olunca yıllar evvelini hatırlama içinde haz içinde atıştırmış olurum.

***

Tüm dünya Müslüman kardeşlerimin Mübarek Regaip Kandil’ini tebrikle,

Hayırlara vesile olması ve sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.