Öfkemizi tutmakta ve sabretmekte zorlanıyoruz. İsviçre Devleti bile bunlardan çok insaflı ve merhametli imiş.. Hiç olmazsa; “camileriniz açık kalsın, toplu ibadetlerinize devam edin, yalnız camilerinizde minare olmasın” diyorlar. Öyle anlaşılıyor ki; onların hedefi veya hoşlanmadıkları camiler değil, minareler.
Üniversiteye giriş sınavında, katsayı farkının uygulanmasını isteyenler, katsayı farkı uygulanırsa uygulansın, ama İmam-Hatip Okulları yaşasın, yaşaması için ne gerekiyorsa yapılsın demiyorlar. Bizim derdimiz katsayı farkı falan değil, bizim sıkıntımız İmam-Hatip Liseleri deme cesaretini gösteremiyorlar. Dolambaçlı yollardan İmam-Hatip Liselerinin işini bitirmeye ve kaynağını kurutmaya çalışıyorlar. Bu arada amaçlarını gizleyebilmek veya uygulamanın yalnızca İmam-Hatip Liselerine yönelik olmadığını göstermek ve ispatlamak için diğer meslek okullarını da kurban ediyorlar.
Onlara göre; İmam-Hatip Okulları yalnızca imam yetiştirmek için açılmıştı. Gördüler ki; İmam-Hatip Okullarından imam yetişmekle beraber, diğer hizmet dallarında ve iş kollarında da ehil ve yetenekli elemanlar yetişiyor. İmam-Hatip Okulu mezunlarından; idareciler, eğitimciler, akademisyenler, hukukçular, doktorlar, mühendisler, yazarlar ve güvenlikçiler de çıkıyor. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz ve nasıl bir felâkete sürükleniyoruz diye hayıflanmaya başladılar. Bu başarılı, istikrarlı ve disiplinli gelişme karşısında şaşırıp kaldılar
Biz dediler; bu okulları yalnızca cami görevlisi yetiştirsin, daha doğrusu dinî eğitim ve öğretimi isteyen Türk halkının isteği yerine getirilmiş gibi anlaşılsın diye açmıştık. Sonra gördük ki; bu okullardan her meslekten insan, bilgin ve uzman yetişiyor. Veya bu okullardan mezun olanlar her hizmeti başarılı ve dürüst bir şekilde yürütüyorlar. Ne yapalım bu okulların orta kısımlarını kapatalım diye düşündüler ve kapattılar. O da fayda vermedi. Baş örtüsü engeli çıkardılar ve inancının gereği başını örten kızlarımızı üniversiteye almamaya başladılar Ondan da netice çıkmadı. Çünkü; baş örtüsü sebebiyle üniversiteye alınmayan kızlarımız, yurt dışındaki üniversitelerde itibarlı bir şekilde yüksek tahsil ve doktora yapma imkânı buldular.
Zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkarmakla kalmadılar, bir de üniversiteye girişte diğer meslek okullarıyla birlikte bir katsayı engeli getirdiler. YÖK'ün almış olduğu katsayı farkı kararı, meslek okullarına, teknik eğitime ve sanayiye büyük bir darbe vurdu. Daha çok İmam-Hatip Okullarını ilgilendiren bu kararı almaları çok dikkat çekeceği ve sırıtacağı için diğer meslek okullarını da istemeyerek gözden çıkardılar. Zarar yalnız İmam-Hatip Okullarına dokunmuyordu ki esas zarar, memlekete ve millete oluyordu. Mesleki eğitim ve teknik gelişmeler ilimden ve ilerlemeden yoksun kalıyordu. Memlekete, ilme, tekniğe ve sanayiye ne olursa olsun yeter ki İmam-Hatip Okulları kapanıp veya azalıp gitsin.
YÖK'ün üniversiteye girişteki eşitliği ortadan kaldıran ve eğitim hürriyetini kısıtlayan katsayı uygulamasındaki haksızlığı ortadan kaldırması bazı çevreleri rahatsız etti ve çileden çıkardı. İstanbul Barosu bu kararın iptali için Danıştay’a başvurdu. Danıştay bu müracaat üzerine YÖK'ün kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. Eski şekle dönüldü ve meslek okulları mezunlarının mağduriyetinin devamına karar verildi.
Aslında bu bir eğitim işi, İstanbul Barosunun bu uygulama ile ne ilgisi var demeyin. Kararın bir tarafında İmam-Hatip Liseleri var ya. YÖK'ün almış olduğu katsayı ile ilgili son kararın, din eğitim ve öğretimine karşı olan her kurum ve zihniyetle ilgisi var demektir.
İmam-Hatip Okulları 1951 yılında yedi büyük ilimizde açıldı. Sonra ihtiyaç üzerine sayıları artırıldı ve değir illerde de açılmaya başlandı. Yarım asırdan fazla bir geçmişe ve tecrübeye sahip. Geriye dönüp İmam-Hatip Liseleri tablosuna insafla ve merhametle bir baksınlar. Bu tabloda güzellikten, hizmetten ve iyi niyetten başka ne görecekler. İmam-Hatip Okulları Türk eğitim sistemindeki büyük bir eksikliği giderdi.
Nüfusunun hemen hemen tamamı Müslüman olan bir ülkede, o ülkenin çocukları dinlerini Heybeli Adadaki papaz okulundan mı öğreneceklerdi?
Öyle anlaşılıyor ki Heybeli Adadaki papaz okulu yeniden açılacak. Bundan böyle Üniversitelerimizde Kürtçe eğitim yapılacak. Televizyonlarımız zaten Kürt dilinde yayın yapıyor. Bakalım ilgisi olmadığı halde eğitim bekçiliği yapan İstanbul Barosu, bunların iptali için de Danıştay’a başvuracak mı?
Ben papaz okulunun açılmasına ve ana dilde eğitim yapılmasına karşı falan değilim. Bir insanın istediği dini seçmesi ve dilediği dilde konuşması onun en tabii hakkıdır. Ülkemizde baş örtüsüyle okumak, İmam-Hatip Lisesi mezunlarından diğer fakültelere gitmek isteyenlerin bu taleplerinin, en tabîi, medenî ve insanî hakları olduğu bakalım ne zaman anlaşılacak? Daha doğrusu demokrasimiz, laiklik anlayışımız, eğitim özgürlüğümüz ne zaman o seviyeye yükselecek? Doğrusu merak ediyorum...
Üniversiteye giriş sınavında, katsayı farkının uygulanmasını isteyenler, katsayı farkı uygulanırsa uygulansın, ama İmam-Hatip Okulları yaşasın, yaşaması için ne gerekiyorsa yapılsın demiyorlar. Bizim derdimiz katsayı farkı falan değil, bizim sıkıntımız İmam-Hatip Liseleri deme cesaretini gösteremiyorlar. Dolambaçlı yollardan İmam-Hatip Liselerinin işini bitirmeye ve kaynağını kurutmaya çalışıyorlar. Bu arada amaçlarını gizleyebilmek veya uygulamanın yalnızca İmam-Hatip Liselerine yönelik olmadığını göstermek ve ispatlamak için diğer meslek okullarını da kurban ediyorlar.
Onlara göre; İmam-Hatip Okulları yalnızca imam yetiştirmek için açılmıştı. Gördüler ki; İmam-Hatip Okullarından imam yetişmekle beraber, diğer hizmet dallarında ve iş kollarında da ehil ve yetenekli elemanlar yetişiyor. İmam-Hatip Okulu mezunlarından; idareciler, eğitimciler, akademisyenler, hukukçular, doktorlar, mühendisler, yazarlar ve güvenlikçiler de çıkıyor. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz ve nasıl bir felâkete sürükleniyoruz diye hayıflanmaya başladılar. Bu başarılı, istikrarlı ve disiplinli gelişme karşısında şaşırıp kaldılar
Biz dediler; bu okulları yalnızca cami görevlisi yetiştirsin, daha doğrusu dinî eğitim ve öğretimi isteyen Türk halkının isteği yerine getirilmiş gibi anlaşılsın diye açmıştık. Sonra gördük ki; bu okullardan her meslekten insan, bilgin ve uzman yetişiyor. Veya bu okullardan mezun olanlar her hizmeti başarılı ve dürüst bir şekilde yürütüyorlar. Ne yapalım bu okulların orta kısımlarını kapatalım diye düşündüler ve kapattılar. O da fayda vermedi. Baş örtüsü engeli çıkardılar ve inancının gereği başını örten kızlarımızı üniversiteye almamaya başladılar Ondan da netice çıkmadı. Çünkü; baş örtüsü sebebiyle üniversiteye alınmayan kızlarımız, yurt dışındaki üniversitelerde itibarlı bir şekilde yüksek tahsil ve doktora yapma imkânı buldular.
Zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkarmakla kalmadılar, bir de üniversiteye girişte diğer meslek okullarıyla birlikte bir katsayı engeli getirdiler. YÖK'ün almış olduğu katsayı farkı kararı, meslek okullarına, teknik eğitime ve sanayiye büyük bir darbe vurdu. Daha çok İmam-Hatip Okullarını ilgilendiren bu kararı almaları çok dikkat çekeceği ve sırıtacağı için diğer meslek okullarını da istemeyerek gözden çıkardılar. Zarar yalnız İmam-Hatip Okullarına dokunmuyordu ki esas zarar, memlekete ve millete oluyordu. Mesleki eğitim ve teknik gelişmeler ilimden ve ilerlemeden yoksun kalıyordu. Memlekete, ilme, tekniğe ve sanayiye ne olursa olsun yeter ki İmam-Hatip Okulları kapanıp veya azalıp gitsin.
YÖK'ün üniversiteye girişteki eşitliği ortadan kaldıran ve eğitim hürriyetini kısıtlayan katsayı uygulamasındaki haksızlığı ortadan kaldırması bazı çevreleri rahatsız etti ve çileden çıkardı. İstanbul Barosu bu kararın iptali için Danıştay’a başvurdu. Danıştay bu müracaat üzerine YÖK'ün kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. Eski şekle dönüldü ve meslek okulları mezunlarının mağduriyetinin devamına karar verildi.
Aslında bu bir eğitim işi, İstanbul Barosunun bu uygulama ile ne ilgisi var demeyin. Kararın bir tarafında İmam-Hatip Liseleri var ya. YÖK'ün almış olduğu katsayı ile ilgili son kararın, din eğitim ve öğretimine karşı olan her kurum ve zihniyetle ilgisi var demektir.
İmam-Hatip Okulları 1951 yılında yedi büyük ilimizde açıldı. Sonra ihtiyaç üzerine sayıları artırıldı ve değir illerde de açılmaya başlandı. Yarım asırdan fazla bir geçmişe ve tecrübeye sahip. Geriye dönüp İmam-Hatip Liseleri tablosuna insafla ve merhametle bir baksınlar. Bu tabloda güzellikten, hizmetten ve iyi niyetten başka ne görecekler. İmam-Hatip Okulları Türk eğitim sistemindeki büyük bir eksikliği giderdi.
Nüfusunun hemen hemen tamamı Müslüman olan bir ülkede, o ülkenin çocukları dinlerini Heybeli Adadaki papaz okulundan mı öğreneceklerdi?
Öyle anlaşılıyor ki Heybeli Adadaki papaz okulu yeniden açılacak. Bundan böyle Üniversitelerimizde Kürtçe eğitim yapılacak. Televizyonlarımız zaten Kürt dilinde yayın yapıyor. Bakalım ilgisi olmadığı halde eğitim bekçiliği yapan İstanbul Barosu, bunların iptali için de Danıştay’a başvuracak mı?
Ben papaz okulunun açılmasına ve ana dilde eğitim yapılmasına karşı falan değilim. Bir insanın istediği dini seçmesi ve dilediği dilde konuşması onun en tabii hakkıdır. Ülkemizde baş örtüsüyle okumak, İmam-Hatip Lisesi mezunlarından diğer fakültelere gitmek isteyenlerin bu taleplerinin, en tabîi, medenî ve insanî hakları olduğu bakalım ne zaman anlaşılacak? Daha doğrusu demokrasimiz, laiklik anlayışımız, eğitim özgürlüğümüz ne zaman o seviyeye yükselecek? Doğrusu merak ediyorum...