Yedinci ve sekizinci sınıf öğrencileri geçen hafta okula kimi geldi kimi gelmemiştir. Çünkü bu hafta sınav haftasıdır. Bizim miniklerde öğretmenim ‘abim diyor ki hayatını yaşa, birkaç yıl daha, hele biraz büyü hayatın kaç bucak olduğunu öğrenirsin’ diyor. 'Şimdi okulun tadını çıkarın diyor.’ İşte maalesef ülkemizde yedinci ve sekizinci sınıftaki öğrencilerin üzerindeki baskı ve stresi anlatmaktadır. Ney seki seneye altıncı ve yedinci sınıflar sınava girmeyecek Tekrar sekizinci sınıfın sonunda girecekler. Eğitimde her şeyden önce çocuğun ruh ve beden sağlığı önemlidir. Her yıl stres kalkmış oldu.
Sınavlara hazırlanan çocuğun ruh ve beden sağlığını düşünemiyoruz. Oyuna ve dinlenmeye zaman ayıramayan çocuğun, birde ergenlik yaşı ile sınav stresinin örtüşmesi sonucu ruh ve beden sağlığını olumsuz etkilenmektedir. Günlük sekiz saatten fazla çalışan çocuklarda, genelde, uzmanların yaptığı araştırmaya göre, sinirlilik, tırnak yeme elbisenin yakasını çiğneme, korku, huzursuzluk, sallanma, unutkanlık gibi belirtiler tespit edilmiştir.
Çağımızın eğitim anlayışı sağlıklı bireyler yetiştirmeden önce başarılı bireyleri öne çıkarmaya dönüşüyor, insandan önce, insanın dünyalık amaçlarını endüstride ve ekonomide verimlilik eğitimde rekabet ilkesini öne çıkarıyor.
Maalesef çocuklarımızın ilgi, yetenek ve zihin kapasiteleri göz önüne alınmadan okul, dershane, özel ders arasında boğulması birde o yetmemiş gibi anne ve babanın’ Sana daha neler yapalım? Yediğin önünde, yemediğin arkanda, bizim zamanımızda böylemiydi’.
‘Dershane dedin, dershaneye, özel öğretmen dedin özel öğretmen; şu F.. hanımın çocuğu şu kadar puan almış. Sende ondan fazla almalısın giden gün, günde nasılda havalı havalı anlatıyor. Çocuğum bizi utandırma. Sınavdan sonra bende ona şöyle bir hava atayım. Daha ne yapalım sana… Akşam baba söze başlar biz okuyamadık, sizin için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Seneye seni en azından şu Anadolu lisesinde göreyim. İyi puan alamazsan konu komşuya ne deriz. Kaç yıl oldu dershaneye gidiyorsun. Gelen özel öğretmenleri komşularda gördü. Ne diyelim. Yıllar önce bir yerde oturuyorduk misafir geldi. Hoş beş öğretmen olduğum söylenildi. ‘Ah bizim küçük bey de Anadolu lisesini kazandı. Çok zeki ‘ Havamı nasıl atayım, egomu nasıl tatmin edeyim düşüncesinde. Çok güzel tebrik ederim dedim. Şu çocukta fen lisesinde okuyor deyince, egosu biraz eksik kaldı. Burada anne ve baba egosunu tatmin etmek için çocukların başarısını kullanıyorlar.
Ebeveyn her çocuğun kendine özgü biyolojik, zihinsel psiko-sosyal özellikleri olduğunu düşünmez. Komşusunun, akrabasının ya da arkadaş modellerin etkisi altında kalan ebeveyn, çocuğu bir yarışmaya sokmaktadır. Eğitimin temel amacı bireylerin istidat, yetenek ve becerileri doğrultusunda yönlendirmektir..
Empati kurup çocuğun yerine kendimizi şöyle bir koysak eminim çocuk bize söyleyeceği ilk söz’ Anne ve babacığım! Beni yeteneklerimin üzerinde zorlamayın, başaramayacağım işleri benden beklemeyin, beni başkalarıyla kıyaslamayın, ben sizi çok seviyorum, ben sizleri kimsenin annesi ve babasıyla kıyaslamıyorum, sizi anlıyorum, kendiniz, ulaşamadığınız yerde beni görmek istiyorsunuz. Sizi düş kırıklığına uğratmamam için elimden geleni yaptım. Beni anlayın’. Maalesef bu durumu ailelere anlatmak mümkün değildir. Liselere hazırlık altıncı sınıfta başlamak üzere dershaneye başlamaktadır. Öğrenciler dershane, okul, özel öğretmen arsında mekik dokuyup çocuklar sıkboğaz edilip, sınava girmektedir. Bazı ailelerde çocuğunu tanımadan kendi egosunu tatmin etmek için, çocuğa yüklenmektedir. Yıllar önce öğretmen arkadaşın birine çocuklarına ders vermesi için bir aile gelir. Şöyle devam ediyor.
—Öğretmen, iki öğrenciye ders vermeye gittim. Derse başladık. Çocukların pek fazla eksiği yok, müfredata göre iyi, Aile illaki okulunda birinci olmasını istiyor. Üçüncü sınıftaki çocukla problem çözmeye başladım. Çocuk birkaç soruda takıldı. Üç beş saat sonra buna ders gerekmez, çocuk iyi, dedim. Zaten çocuk ders de istemiyor. Dersten bıkmış. Dördüncü sınıftakiyle derse başladım. Birkaç saat onla çalıştık. Eksiklerini tamamladık, diyor. Çocuklarla konuştum benden önce sürekli ders almışlar. Çocukların ikisi de ders almak istemiyor. Benden önce derse giden bayağı, öğretmen olmuş, babaya şöyle dedim; bu çocuklara ders gerekmez dedim’. Babanın ifadesi ‘arkadaşın çocuğu birinci oldu, geçen sınavda benimki niye olmasın’ diyor. Babaya söylediğim çocukları bunaltmışın. Bırak çocuklar çocukluğunu yaşasınlar. Burada ebeveyn kendi egosunu tatmin etmek için çocukları küçücük yaşında anlamsız bir yarışa sokmaktadır.
Öğretmenliğimin ilk yıllarında ‘bak amcan öğretmenmiş sana soru sorsun sende yap derlerdi’ Bizde çocuğa soru sorardık. Çocuk damdan düşmüş gibi olurdu. İbni Sina’nın şu öyküsünü okuduktan sonra vazgeçtim. Bence çocuğun günlük hayatla karşılaştığı problem çözüşünden zeki olduğu anlaşılır. Çocuğun biri fırına girmiş. İbni Sina da fırıncıyla konuşuyormuş.
— Çocuk;
—Annem ocağı yakacak, biraz köz verir misin der?
—Fırıncı hani kabın yok. Deyince
—Çocuk;
—Ondan kolayı ne var? Avucuma ilk önce kül koy, sonra üzerine köz koy. Deyince.
İbni sina;
— Zeki bir çocuk der.
İbni Sina çocuğun peşine düşer. Ve öğrenci olarak alır.
Ebeveyn çocuklarına sınav sonunda nasıl davranmalı, yavrucuğum kuzucuğum biz anne ve baba olarak gereken her şeyi sana gücümüz nispetinde yaptık. Sende gücünün yettiği kadar üzerine düşeni fazlasıyla yaptın. Bu sınavda iyi bir puan almasan da alsan da biz seni yine seveceğiz. Bu sınav sonucu bizim için sana karşı bir sevgi kriteri değildir. Sınavda istediği puanı alamayan ya da sınavı kötü geçen çocuk duygusal kırıklık yaşar, onun kendine güvenini azaltır, ileriki hayatında endişe duymaması için, ailenin ona güven aşılaması gereklidir. Destek olması gerekir.
Sınavlara hazırlanan çocuğun ruh ve beden sağlığını düşünemiyoruz. Oyuna ve dinlenmeye zaman ayıramayan çocuğun, birde ergenlik yaşı ile sınav stresinin örtüşmesi sonucu ruh ve beden sağlığını olumsuz etkilenmektedir. Günlük sekiz saatten fazla çalışan çocuklarda, genelde, uzmanların yaptığı araştırmaya göre, sinirlilik, tırnak yeme elbisenin yakasını çiğneme, korku, huzursuzluk, sallanma, unutkanlık gibi belirtiler tespit edilmiştir.
Çağımızın eğitim anlayışı sağlıklı bireyler yetiştirmeden önce başarılı bireyleri öne çıkarmaya dönüşüyor, insandan önce, insanın dünyalık amaçlarını endüstride ve ekonomide verimlilik eğitimde rekabet ilkesini öne çıkarıyor.
Maalesef çocuklarımızın ilgi, yetenek ve zihin kapasiteleri göz önüne alınmadan okul, dershane, özel ders arasında boğulması birde o yetmemiş gibi anne ve babanın’ Sana daha neler yapalım? Yediğin önünde, yemediğin arkanda, bizim zamanımızda böylemiydi’.
‘Dershane dedin, dershaneye, özel öğretmen dedin özel öğretmen; şu F.. hanımın çocuğu şu kadar puan almış. Sende ondan fazla almalısın giden gün, günde nasılda havalı havalı anlatıyor. Çocuğum bizi utandırma. Sınavdan sonra bende ona şöyle bir hava atayım. Daha ne yapalım sana… Akşam baba söze başlar biz okuyamadık, sizin için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Seneye seni en azından şu Anadolu lisesinde göreyim. İyi puan alamazsan konu komşuya ne deriz. Kaç yıl oldu dershaneye gidiyorsun. Gelen özel öğretmenleri komşularda gördü. Ne diyelim. Yıllar önce bir yerde oturuyorduk misafir geldi. Hoş beş öğretmen olduğum söylenildi. ‘Ah bizim küçük bey de Anadolu lisesini kazandı. Çok zeki ‘ Havamı nasıl atayım, egomu nasıl tatmin edeyim düşüncesinde. Çok güzel tebrik ederim dedim. Şu çocukta fen lisesinde okuyor deyince, egosu biraz eksik kaldı. Burada anne ve baba egosunu tatmin etmek için çocukların başarısını kullanıyorlar.
Ebeveyn her çocuğun kendine özgü biyolojik, zihinsel psiko-sosyal özellikleri olduğunu düşünmez. Komşusunun, akrabasının ya da arkadaş modellerin etkisi altında kalan ebeveyn, çocuğu bir yarışmaya sokmaktadır. Eğitimin temel amacı bireylerin istidat, yetenek ve becerileri doğrultusunda yönlendirmektir..
Empati kurup çocuğun yerine kendimizi şöyle bir koysak eminim çocuk bize söyleyeceği ilk söz’ Anne ve babacığım! Beni yeteneklerimin üzerinde zorlamayın, başaramayacağım işleri benden beklemeyin, beni başkalarıyla kıyaslamayın, ben sizi çok seviyorum, ben sizleri kimsenin annesi ve babasıyla kıyaslamıyorum, sizi anlıyorum, kendiniz, ulaşamadığınız yerde beni görmek istiyorsunuz. Sizi düş kırıklığına uğratmamam için elimden geleni yaptım. Beni anlayın’. Maalesef bu durumu ailelere anlatmak mümkün değildir. Liselere hazırlık altıncı sınıfta başlamak üzere dershaneye başlamaktadır. Öğrenciler dershane, okul, özel öğretmen arsında mekik dokuyup çocuklar sıkboğaz edilip, sınava girmektedir. Bazı ailelerde çocuğunu tanımadan kendi egosunu tatmin etmek için, çocuğa yüklenmektedir. Yıllar önce öğretmen arkadaşın birine çocuklarına ders vermesi için bir aile gelir. Şöyle devam ediyor.
—Öğretmen, iki öğrenciye ders vermeye gittim. Derse başladık. Çocukların pek fazla eksiği yok, müfredata göre iyi, Aile illaki okulunda birinci olmasını istiyor. Üçüncü sınıftaki çocukla problem çözmeye başladım. Çocuk birkaç soruda takıldı. Üç beş saat sonra buna ders gerekmez, çocuk iyi, dedim. Zaten çocuk ders de istemiyor. Dersten bıkmış. Dördüncü sınıftakiyle derse başladım. Birkaç saat onla çalıştık. Eksiklerini tamamladık, diyor. Çocuklarla konuştum benden önce sürekli ders almışlar. Çocukların ikisi de ders almak istemiyor. Benden önce derse giden bayağı, öğretmen olmuş, babaya şöyle dedim; bu çocuklara ders gerekmez dedim’. Babanın ifadesi ‘arkadaşın çocuğu birinci oldu, geçen sınavda benimki niye olmasın’ diyor. Babaya söylediğim çocukları bunaltmışın. Bırak çocuklar çocukluğunu yaşasınlar. Burada ebeveyn kendi egosunu tatmin etmek için çocukları küçücük yaşında anlamsız bir yarışa sokmaktadır.
Öğretmenliğimin ilk yıllarında ‘bak amcan öğretmenmiş sana soru sorsun sende yap derlerdi’ Bizde çocuğa soru sorardık. Çocuk damdan düşmüş gibi olurdu. İbni Sina’nın şu öyküsünü okuduktan sonra vazgeçtim. Bence çocuğun günlük hayatla karşılaştığı problem çözüşünden zeki olduğu anlaşılır. Çocuğun biri fırına girmiş. İbni Sina da fırıncıyla konuşuyormuş.
— Çocuk;
—Annem ocağı yakacak, biraz köz verir misin der?
—Fırıncı hani kabın yok. Deyince
—Çocuk;
—Ondan kolayı ne var? Avucuma ilk önce kül koy, sonra üzerine köz koy. Deyince.
İbni sina;
— Zeki bir çocuk der.
İbni Sina çocuğun peşine düşer. Ve öğrenci olarak alır.
Ebeveyn çocuklarına sınav sonunda nasıl davranmalı, yavrucuğum kuzucuğum biz anne ve baba olarak gereken her şeyi sana gücümüz nispetinde yaptık. Sende gücünün yettiği kadar üzerine düşeni fazlasıyla yaptın. Bu sınavda iyi bir puan almasan da alsan da biz seni yine seveceğiz. Bu sınav sonucu bizim için sana karşı bir sevgi kriteri değildir. Sınavda istediği puanı alamayan ya da sınavı kötü geçen çocuk duygusal kırıklık yaşar, onun kendine güvenini azaltır, ileriki hayatında endişe duymaması için, ailenin ona güven aşılaması gereklidir. Destek olması gerekir.