Temel duygular tüm insanlarda görülen bir özelliktir. İnsanların yüz ifadelerinden analiz edilip okuna bilir.
Mutluluk basit bir gülümseme, gülme ve kahkahalarla sürer gider. Çocuklar övüldüklerinde sevgi gördüklerinde gülümserler. Çocuklar karnı doyunca, oyunda başarı kazandığında yeni oyuncak elbise yeni bir şeyler okuma veya aritmetik işlemleri öğrendiğinde mutlu olurlar. Yeni doğan bebekler annesi dokununca annesi onunla konuşur gibi sesler çıkardıkça, uyurken uykularında gülümserler. Altıncı ve onuncu haftalara doğru çocuğun gülümsemeleri çoğalır. İlk yaşın ortalarına doğru gülme tepkisi, anneye ve evde ki tanıdıklarına gittikçe çoğalır.
Buradan konumuza geçecek olursak sevgi öğrenilen bir şey mi yoksa yaratılışla doğuştan gelen kalıtsal bir özelliğimidir insanın. Pedagoglar tartışıla dursun ama bir gerçek vardır çocuk sevgi ister, sevgiyle büyür. Annenin çocuğa sevgisini proklatin maddesinin doğum sırasında salgılanmasından kaynaklandığını yazmıştık. Ama çocuğun anneye karşı sevgisi süt vermesi ve emzirdiği için mi süte düşkünlüğü anne düşkünlüğüne mi dönüşmektedir. Yoksa annenin çocuğu emzirirken dokunması onu öpüp koklaması mı çocuğu anneye bağlamaktadır.
Biz burada sevginin çocuğa ekmek kadar su kadar bir ihtiyaç olduğunu söylemekteyiz. Çünkü çocuğun duygusal gelişimi yanında çocuğun fiziksel gelişimi ve zihni gelişimi olgunluğu içinde önemlidir.
Anne ile birlikte belirli süre yaşayan ana sevgisini tadan anneye bağlanıp daha sonra anneden ayrılan çocukları öyle sarsar öyle bunalıma girerler ki bu bunalım onları ölüme kadar sürüklediği düşünülür.
Annesiz büyüyen çocuklar duygusal yönden tam doyuma ulaşamazlar ve duygu açlığı yaşarlar. Eğer çocuk dışarıda ve evde halinden mutlu sosyal ilişkilerinde düzeyli kendinle barışık içinden geldiği gibi rahat davranıyor ise alacağı ebeveyn sevgisi gereği kadar almış demektir. Bunun yanında çocuk saldırgan kendisiyle barışık değil ise sürekli etrafınla kavgalı havdan nem kapan biri ise gerekli ebeveyn sevgisini alamamış ve sevgi eksikliği yaşamıştır. Genelde çocuklar altıncı aydan sonra birine bağlanırlar. Çocukların bu yaşta varlıkların algısal yapısı örgütlenmektedir yani bir eşyayı görünce yanından uzaklaşsa gözünün önünden dahi gitse onun kaybolmadığını kavrar. Nesnenin var olduğunu öğrenir. Toplumsal ilişkiyi büyüklerden önce çocuklar başlatır. Apartmana biri taşınsa ilk önce çocuklarını görürsün kapı önünde oynarken, 4–5 yaşları arasındaki hiç merhaba demediğin bir çocuk diğer çocuğu seni tanımadığı halde şikâyet eder oyuncağımı aldı vermez diye ya da beni düşürdü oyunda mızıkçılık yapıyor diye.
Sevgi yosunluğu çeken çocuklar beslenme yetersizliği gibi atılganlığını, canlılığını yitirdiklerini psiko-motor yeteneklerini geliştiremediği, toplumsal ilişkilerde problem yaşadıklarını saldırgan ve kavgacı sürekli çevreleriyle çatışmaya girdiklerini yeni çevrede akranlarına olur olmaz sataşmaya başlamaları ve ileriki hayatlarında da uzun süreli dostluklar edinemediği, dostluklarının kısa süreli olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden mutlu kendinle çevreyle barışık kısacası mutlu bir toplum istiyorsak çocuklarımızdan sevgiyi eksik etmemeliyiz. Çocuklara ebeveyn sevgisi ekmek kadar su kadar gereklidir.
Mutluluk basit bir gülümseme, gülme ve kahkahalarla sürer gider. Çocuklar övüldüklerinde sevgi gördüklerinde gülümserler. Çocuklar karnı doyunca, oyunda başarı kazandığında yeni oyuncak elbise yeni bir şeyler okuma veya aritmetik işlemleri öğrendiğinde mutlu olurlar. Yeni doğan bebekler annesi dokununca annesi onunla konuşur gibi sesler çıkardıkça, uyurken uykularında gülümserler. Altıncı ve onuncu haftalara doğru çocuğun gülümsemeleri çoğalır. İlk yaşın ortalarına doğru gülme tepkisi, anneye ve evde ki tanıdıklarına gittikçe çoğalır.
Buradan konumuza geçecek olursak sevgi öğrenilen bir şey mi yoksa yaratılışla doğuştan gelen kalıtsal bir özelliğimidir insanın. Pedagoglar tartışıla dursun ama bir gerçek vardır çocuk sevgi ister, sevgiyle büyür. Annenin çocuğa sevgisini proklatin maddesinin doğum sırasında salgılanmasından kaynaklandığını yazmıştık. Ama çocuğun anneye karşı sevgisi süt vermesi ve emzirdiği için mi süte düşkünlüğü anne düşkünlüğüne mi dönüşmektedir. Yoksa annenin çocuğu emzirirken dokunması onu öpüp koklaması mı çocuğu anneye bağlamaktadır.
Biz burada sevginin çocuğa ekmek kadar su kadar bir ihtiyaç olduğunu söylemekteyiz. Çünkü çocuğun duygusal gelişimi yanında çocuğun fiziksel gelişimi ve zihni gelişimi olgunluğu içinde önemlidir.
Anne ile birlikte belirli süre yaşayan ana sevgisini tadan anneye bağlanıp daha sonra anneden ayrılan çocukları öyle sarsar öyle bunalıma girerler ki bu bunalım onları ölüme kadar sürüklediği düşünülür.
Annesiz büyüyen çocuklar duygusal yönden tam doyuma ulaşamazlar ve duygu açlığı yaşarlar. Eğer çocuk dışarıda ve evde halinden mutlu sosyal ilişkilerinde düzeyli kendinle barışık içinden geldiği gibi rahat davranıyor ise alacağı ebeveyn sevgisi gereği kadar almış demektir. Bunun yanında çocuk saldırgan kendisiyle barışık değil ise sürekli etrafınla kavgalı havdan nem kapan biri ise gerekli ebeveyn sevgisini alamamış ve sevgi eksikliği yaşamıştır. Genelde çocuklar altıncı aydan sonra birine bağlanırlar. Çocukların bu yaşta varlıkların algısal yapısı örgütlenmektedir yani bir eşyayı görünce yanından uzaklaşsa gözünün önünden dahi gitse onun kaybolmadığını kavrar. Nesnenin var olduğunu öğrenir. Toplumsal ilişkiyi büyüklerden önce çocuklar başlatır. Apartmana biri taşınsa ilk önce çocuklarını görürsün kapı önünde oynarken, 4–5 yaşları arasındaki hiç merhaba demediğin bir çocuk diğer çocuğu seni tanımadığı halde şikâyet eder oyuncağımı aldı vermez diye ya da beni düşürdü oyunda mızıkçılık yapıyor diye.
Sevgi yosunluğu çeken çocuklar beslenme yetersizliği gibi atılganlığını, canlılığını yitirdiklerini psiko-motor yeteneklerini geliştiremediği, toplumsal ilişkilerde problem yaşadıklarını saldırgan ve kavgacı sürekli çevreleriyle çatışmaya girdiklerini yeni çevrede akranlarına olur olmaz sataşmaya başlamaları ve ileriki hayatlarında da uzun süreli dostluklar edinemediği, dostluklarının kısa süreli olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden mutlu kendinle çevreyle barışık kısacası mutlu bir toplum istiyorsak çocuklarımızdan sevgiyi eksik etmemeliyiz. Çocuklara ebeveyn sevgisi ekmek kadar su kadar gereklidir.