Ebeveynin çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılamasının yanında onun en önemli vazifelerinden biri de edeptir. Edepten daha güzel verilecek bir şey yoktur. Ebeveyn çocuğuna şu üç şeyi vermede neden hata yapmaktadır.
Rasûlullah (s.a.s.) “Kıyâmet gününde babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu bakımdan çocuklarınızın isimlerini güzel koyunuz.” (Ebû Dâvud, Edeb, 61; İbn Hanbel, V, 194) buyurmuştur.
Erasmus dahi çocuk eğitiminde üç şeyin üzerinde duruyor. Doğan çocuğa ebeveynin vereceği güzel bir isim, şehirde büyümesi ve güzel bir eğitim öğretim verilmesini anlatıyor.
Bunların başında isim koymada nedense akıl dilenecek kadar ebeveyn hata yapmaktadır.
Okulun birinde göreve başladım ilk nöbetimde. Benim minikler hemen gözleri yaşlı olarak yanıma gelmeye başladılar. İkinci kademeden bir çocuğun sürekli küçükleri hırpaladığını, kendilerini dövdüğünü söylediler. Öğretmenim Saldıran vurdu. Saldıran bir çocuğu dövdü. Saldıran şöyle yaptı. Saldıran böyle yaptı. Çocuğu yanıma çağırdım ismin ne diye sordum. Çocuk ‘Saldıran’ diye cevap verdi. Ben lakap takmıştır kavgacı olduğu için çocuklar, diye düşündüm. Amma ve lakin çocuğun ismi Saldıran çıktı. Oğlum baban hiç mi isim bulamamış hiç mi isim bilmezmiş, lügatte başka kelime kalmamış mı? Dedim. Burada çocuğunun isminin davranışlarına sirayet ettiğini gördüm. Babasına değiştirmesi için çok söyledik, lakin baba uğraşmadı dahi.
Bir zamanlar Kaya, Oya isimleri genelde de kız çocuklarına verilirdi. İsim kalmamış gibi çocuğun ismi Kaya olurdu. Kız çocuğuna taşın ismi verilir mi? Verilirmiş demek ki.
Bir gün bir yerde oturuyoruz sohbet muhabbet derken biri ağzı laf yapan biri anlatıyor. Adamın biri sürekli kardeşlikten barıştan sevgiden dem vuruyor. Ağzı da laf yapıyor (kaf) ile (kef) i ayırmasa da ilkokulu zar zor bitirse de kendine sahte aydın süsü vermeye çalışıyor. Barış sevgi kardeşlik güzel şeyler.
Oradan biri ‘selam’ diyerekten geldi. Söze başladı. Hoş beşten sonra, senin oğlanı gördüm biraz önce biraz ayaküstü konuştuk. Hali sıkıntılıydı.
—Hangisini dedi adam Savaş’ı gördüm dedi.
—Barışı anlatan adam, o benim çocuk ismi gibi toplumla da kendinle de benimle de savaş halinde dedi. Hem sevgi, kardeşlik diyeceksin. Çocuğunun ismi Savaş bu ne lahanan turşusu bu ne perhiz. Demekten başka bir şey gelmedi dilime. Öğretmen barış güzeldir işte savaş kötüdür diye ders anlatırken. ‘Öğrenci Barış güzel diyorsun öğretmenim ama senin adın Savaş’ deyince çocuk. ‘öğretmen çocuklar isimleri babalar anneler koyuyor demekle işin içinden çıkmış.
Kur’an’da geçiyor diye bağlaç mı edat mı ne anlama geldiğini bilmediği kelimelerin anlamalarını çocuklarına isim olarak veriyorlar. Mesela Aleyna (üzerinize) şimdi bu isim olur mu? Yıllarca muhtar mı oldun Keziban yenge şarkısında olduğu gibi her gün yalancı diye çağıracaksın. Eskiden belki lügat yoktu sözlük yoktu. Şimdi hiç olmasın sözlük ve lügate bakarak çocuklarımıza anlamları güzel kulağa hoş gelen isimler verebiliriz. Çocuklarımızın isimlerini güzel ve anlamlarını bilerek kulağına ezan okumak suretiyle isim vermek dileğiyle.
Rasûlullah (s.a.s.) “Kıyâmet gününde babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu bakımdan çocuklarınızın isimlerini güzel koyunuz.” (Ebû Dâvud, Edeb, 61; İbn Hanbel, V, 194) buyurmuştur.
Erasmus dahi çocuk eğitiminde üç şeyin üzerinde duruyor. Doğan çocuğa ebeveynin vereceği güzel bir isim, şehirde büyümesi ve güzel bir eğitim öğretim verilmesini anlatıyor.
Bunların başında isim koymada nedense akıl dilenecek kadar ebeveyn hata yapmaktadır.
Okulun birinde göreve başladım ilk nöbetimde. Benim minikler hemen gözleri yaşlı olarak yanıma gelmeye başladılar. İkinci kademeden bir çocuğun sürekli küçükleri hırpaladığını, kendilerini dövdüğünü söylediler. Öğretmenim Saldıran vurdu. Saldıran bir çocuğu dövdü. Saldıran şöyle yaptı. Saldıran böyle yaptı. Çocuğu yanıma çağırdım ismin ne diye sordum. Çocuk ‘Saldıran’ diye cevap verdi. Ben lakap takmıştır kavgacı olduğu için çocuklar, diye düşündüm. Amma ve lakin çocuğun ismi Saldıran çıktı. Oğlum baban hiç mi isim bulamamış hiç mi isim bilmezmiş, lügatte başka kelime kalmamış mı? Dedim. Burada çocuğunun isminin davranışlarına sirayet ettiğini gördüm. Babasına değiştirmesi için çok söyledik, lakin baba uğraşmadı dahi.
Bir zamanlar Kaya, Oya isimleri genelde de kız çocuklarına verilirdi. İsim kalmamış gibi çocuğun ismi Kaya olurdu. Kız çocuğuna taşın ismi verilir mi? Verilirmiş demek ki.
Bir gün bir yerde oturuyoruz sohbet muhabbet derken biri ağzı laf yapan biri anlatıyor. Adamın biri sürekli kardeşlikten barıştan sevgiden dem vuruyor. Ağzı da laf yapıyor (kaf) ile (kef) i ayırmasa da ilkokulu zar zor bitirse de kendine sahte aydın süsü vermeye çalışıyor. Barış sevgi kardeşlik güzel şeyler.
Oradan biri ‘selam’ diyerekten geldi. Söze başladı. Hoş beşten sonra, senin oğlanı gördüm biraz önce biraz ayaküstü konuştuk. Hali sıkıntılıydı.
—Hangisini dedi adam Savaş’ı gördüm dedi.
—Barışı anlatan adam, o benim çocuk ismi gibi toplumla da kendinle de benimle de savaş halinde dedi. Hem sevgi, kardeşlik diyeceksin. Çocuğunun ismi Savaş bu ne lahanan turşusu bu ne perhiz. Demekten başka bir şey gelmedi dilime. Öğretmen barış güzeldir işte savaş kötüdür diye ders anlatırken. ‘Öğrenci Barış güzel diyorsun öğretmenim ama senin adın Savaş’ deyince çocuk. ‘öğretmen çocuklar isimleri babalar anneler koyuyor demekle işin içinden çıkmış.
Kur’an’da geçiyor diye bağlaç mı edat mı ne anlama geldiğini bilmediği kelimelerin anlamalarını çocuklarına isim olarak veriyorlar. Mesela Aleyna (üzerinize) şimdi bu isim olur mu? Yıllarca muhtar mı oldun Keziban yenge şarkısında olduğu gibi her gün yalancı diye çağıracaksın. Eskiden belki lügat yoktu sözlük yoktu. Şimdi hiç olmasın sözlük ve lügate bakarak çocuklarımıza anlamları güzel kulağa hoş gelen isimler verebiliriz. Çocuklarımızın isimlerini güzel ve anlamlarını bilerek kulağına ezan okumak suretiyle isim vermek dileğiyle.