Malum, bilgi çağındayız. Bilimsel buluşların, teknolojik icatların ve internet kullanımının, en ücra köşelere kadar varıp yaygınlaşmasıyla birlikte artık hemen herkes, hemen herşeyden az çok haberdar. Hem henüz haberdar olmasa kaç yazar, birkaç dakikalık ufak bir gayret, fikir edinmek için yeterli olacaktır zaten. İskenderiye Kütüphanesi'nin kayıp bilgilerine ulaşmak gerekmiyor bunun için...
Zamandan, şartlardan ve gidişattan sürekli şikayet eden sıkıcı ve yaşlı bir insan gibi söylenip duruyormuşum gibi oluyor bu serzenişlerde bulununca, biliyorum. Lakin bu ihtimali göze aldım çünkü böyle bir girişi yapmak zorundaydım, asıl konuyu bir diğer paragrafa saklarken. Nitekim bu bağlamda, bilhassa spirituel, dînî ve felsefî içerikli yayınlarda gözüme sıkça takılmaya -çarpmaya- başlayan bir bilgiyi paylaşacağım sizlerle.
Artık çok ama çok sıkça söylenmeye başladı ki; biz ruhlar, henüz bedenlenip de Dünya'ya gönderilmeden önce, burada yaşayacağımız hayatı kendimiz seçiyor, kabulleniyor ve buna razı olmuş bir şekilde gönderiliyormuşuz. Nasıl bir aileye ve nasıl şartların içine doğacağımızdan tutun, yaşam yolunda alınacak keskin virajları, zorlukları ve sınavları, daha en başından kabullenerek doğuyormuşuz... Tabii her konuda herşey iddia edilebiliyorken, neden tutup da buna takıldığımı soracak olursanız, ilgi meselesi işte. Bunlar da benim ilgimi çekiyor. Hem nasıl çekmesin? Baksanıza neler diyor!
Bir iddianın hangi belgeye ve bilgiye dayandırıldığını mutlaka sorgularım. Bu uçuklukta olan -hayatın öncesine kadar geriye gidip oradan malumat getiren- bir iddia da tahmin edebileceğiniz üzere o nedense varlığı hiç kanıtlanamayan 'antik Mısır bilgilerine' ulaşıyor. Bu arada, zaten hep bu yol izlenir. Çarpıcı ama üstü kapalı başlıkların altına tamamen kişisel yorumlar doldurulur, sonra da "yapılan bir araştırmaya göre" ler falan... Hangi araştırma? Bir araştırma, işte canım!
Tabii adettir, kutsal kitaplardan da birkaç dînî dokunuş lazımdır. Göz göre göre manaları saptırırlar da o gözün görmesi için, telkinlerle gözü perdeleyen göz bağlarının oradan çıkartılıp atılması gerekli, en başta.
Hayır, öyle birşey yok da demiyorum. Dünya'ya gelmeden once, yaşayacağımız hayatı seçtik de demiyorum, seçmedik de demiyorum. Nereden bileyim? Bu konuda, tabiri caizse, bir agnostik gibi beyanlar verebilirim. Zira, bilemem!
Velev ki, seçtik. Tamam hadi, dedikleri gibi olsa... Bu bilgi benim ne işime yarardı? Olumsuz bir durumun karşısında "Bunu ben seçmiştim" diyerek avunacak mıyım, isyanıma su mu serpecek, tüm zorlu sınavları kendime helal edip de içimi mi rahatlatacağım? Ruhumda ve bilincimde hangi yükselmeyi, tekamülü yaşamış olacağım ki, hayatımı kendimin seçtiğini yani bir nevi kendi kendimin tanrısı olduğumu var saydığımda? 'Tanrı' sözcüğünün kendisini ve anlamını da mahsus kullandım bakmayın, az değilim. Zira o görüş, kaynağını Budizm'den, bilimum doğu felsefelerinden ve enkarnasyon inançlarından almakta. Çünkü 'Tanrı' kelimesi bir statüyü belirlerken, bizler O'nun özel ismi olan 'Allah' lafzını tercih ederiz genellikle. Bizler derken, müslümanları kastediyorum tabii, sizi bilmem yoksa...
Fakat şu konuda aydınlanmayı gerçekten isterdim ki o çok çarpıcı bilgi, eğer gerçek ise/idiyse, bu hayatta benim hangi işime yarayacak/yarardı?