Çıtırdayanlar, kaşınanlar…!

Kerem İşkan

Ramazan’ın son günleridir…

***

Sıcak bir yaz günü ,öğleden sonra, cami avlusunda çınarın altında, ikindiyi bekleyen yarenler sohbeti koyulaştırırlar… Konu malum Ramazan orucu… İçlerinden biri; “Elhamdülillah, bu sene bu sıcağa rağmen tek bir fire vermeden tuttum” der…

***

Diğeri sözü alır; “Hastalık yakamı bırakmadı, bu Ramazan neredeyse 10 gün tutamadım” der pişmanlık içinde…

***

Bir diğeri ise; “Elhamdülillah hepsini tastamam tutuyordum, ama birini kaçırdım” der…

***

Herkes avluda sessizce sohbeti dinleyen, köyün arsızına döner… Bakışlardan rahatsız olan cemaatin en haylazı önce yutkunur, ardından sırıtarak; “O arkadaşın kaçırdığı var ya…”

***

Cemaat merakla sorar; “Eeee?”

***

“Bir Ramazan uğraştım, sonunda onun kaçırdığını da ben tuttum”

***

Sokakta yürüyoruz, karşıdan gençlerimiz geliyor, ellerinde dondurma… Yalaya yalaya yanından geçip gidiyor… Gözlerinde ise alaycı bir tebessüm… Hiç utanma sıkılma yok… Gonya tabiriyle; “Garahasbenlik” oruç yiyor…

***

Çobanın azığını yiyen keçideki bitmeyen kaşıntı misali…

***

Uyarıyorsun, Aymanaslı genç bir dakikada turist oluyor sana “Gonya” şivesiyle, İngilizce çemkiriyor… Oruç tutmayan, tutamayanlar restoranlarda kapalı yerlerde ihtiyaçlarını gideriyorlar… Eyvallah

***

Ağzımızı açmayız…

Ama modernizm adı altında, Konya sokaklarında, oruç tutanlara alenen küfreder gibi , yüzüne dumanını üfleye üflüye içilen sigara, sokakta yalanan dondurma, çitlenen çekirdeğin her bir tanesi, kültürüme, inancıma yönelik tükürük gibi geliyor bana…

***

Ayarlarımız bozuluyor sonra…

***

Globalleşiyoruz, alışın” diye karşımızda yavşayan, içimizdeki İrlandalılara da ayar oluyoruz… Şehre giren turiste, “Bu şehir oruç tutar” desen tövbe saygısından sokakta yemez içmez… Ama maalesef içimizdeki ateş ehli gibi çıtırdayan ne-idüğü belirsizlere, anlatamıyoruz…

***

Kadim Selçuklu Başkenti’nin sokaklarına yakışmıyor…