Bir zamanlar Barış Manço’nun seslendirdiği “Ali yazar, veli bozar” isimli bir şarkı meşhur olmuştu. Her şeyde olduğu gibi, bu şarkı da miadını doldurdu ve yerini başka şarkılar aldı. Ara sıra ekranlara getirilse de nostalji olmaktan ileri gidemiyor. Bazı gelenek-görenek, el sanatları ve meslekleri debu çerçeveye dahil edebiliriz. Ancak, değeri düşmediği gibi, giderek artan şeyler de mevcuttur. Bunlar arasında tarihî eserleri, antikaları, kitapları, eşyaları ve tedavülden kalkan paraları sayabiliriz. Yâni her şey eskiyince bit pazarına nur yağmaz, ona olan rağbet daha da artar. Geçmişleri fazla eski olmayan batılılar bunun için ülkemizin tarihî güzelliklerini görmek için can atıyor. Çünkü; Çatalhüyük’teki kazılar Anadolu’nun geçmişini on bin yıl öncesine taşıyor. Tarihî eser olarak âdeta üzerine titrenilen yapılar, kazılarda ortaya çıkarılan ev ve süs eşyaları, lâhitler, mezar taşı, çanak çömlek ve çiniler, hatta insan ve hayvan iskeletleri aradan geçen uzun yıllar sonunda tarihî nitelik kazandırmış bulunuyor.
Başarakavak ve Değirmenköy yoluyla gelerek Meram Deresi adını alan akarsu ile Hocacihan’ın üzerinden gelen Keçili Deresi yıllarca Konya’nın bir “Su şehri” olarak anılmasını sağlamış bulunuyor. Miladî 1650 yıllarında şehrimize gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi, seyahatnâmesinde Konya’dan bahsederken, şehrin doğusunda bir göl olduğundan bahisle, “Şehrin suyu batısındaki dağlardan gelir. Meram’dan akan dere nehir hâlini alarak, doğudaki göle dökülür” diyerek, geçmişte Aslım yönünde toplanan suların bir göl görünümü oluşturduğunu belirtiyor. Aradan geçen yıllarda bu su birikintisinin kuruduğu anlaşılıyor.
Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı da “Konya Tarihi”nde şehrin su kaynaklarıyla ilgili olarak şöyle diyor:
“Şehrin batısındaki dağlar, içlerinde buz gibi billûr sular saklayan depolardır. Altınapa’dan geçen ve Ulumusla’ya ve Kızılviran’a doğru uzanan dağların yamaçlarında sayısız pınarlar vardır. Buralardan çıkan sular çağlayanlar hâlinde Meram Deresi’ne dökülür. Mukbil, Beypınarı, Sütlüce, Dutlu, Hatıp, Çayırbağı kaynakları şehir çevresinin ve mesirelerinin en güzel içme sularıdır. Bu menbaların suları şehre akıtıldığı takdirde Konya, yurdun en bol ve en iyi sulu bir şehri olacaktır.
Meram Suyu, şehir ırmağı yoluyla Havzan’daki ‘Maksem’e (şehir suyunun taksim edildiği yer) gelir ve buradan toprak künklerle muhtelif semtlere dağıtılırdı. Selçukiler devrinde birçok emirler, devlet uluları ve hayır sahipleri Konya’ya su akıtmışlar, birçok çeşme ve sebiller yapmışlardır. Bunların başında gelen Sahip Ata, şehre kırk çeşme getirtmişti. Karamanoğulları’ndan Dizdar Ahî Murad, Karamanoğlu devri adamlarından Server Ağa ibn-i Abdullah, Veled oğlu Ömer bey, Külük Yusuf Ağa ve Südün Ağa sayılabilir. Sultan Şehinşah’ın adamlarından Ahmet Çelebi ibn-i Yusuf Ağa, Meram’dan Konya’ya hususi bir mecra ile su getirmiştir. Ahî Murad hamamının yanına, Kadı Mürsel ve Şerafeddin camilerinin yanlarına, Seyyid İbrahim Ağa’nın oğlu Ömer Ağa da Konya kalesinin Yeni Kapı civarına çeşme yaptırmışlardır. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Dutlu suyunu şehre akıtmış ve birçok çeşme ve şadırvan yaptırmıştır. Kanuni’nin Konya Beylerbeyisi Ali Paşa, Akçeşme ve Fakihdede çeşmelerini, aynı devrin adamlarından Yatakçı zâde Emir bey Çadırlı Çeşmeyi, Hacı Mehmed ile kızı Hasibe, Suluhan civarına bir çeşme, Nakipoğlu Camii bânisi Müftü İbrahim Efendi de şehrin muhtelif yerlerine dört çeşme yaptırmış ve suyunu akıtmıştır”
60 yıl öncesine kadar halkımız su ihtiyacını merkeze yakın olan mahallelerde sokak çeşmelerinden, çeşme suyu gitmemiş bulunan kenar semtlerde de kuyulardan temin ediyordu. Eskiden çeşmelerden Çayırbağı, Dutlu ve Mukbil adı verilen kaynaklardan gelerek Alâaddin Tepesi’ndeki depoda toplanan menba suları akıyordu. Şehrin yerleşim alanı genişleyip, çeşmelerinin sayısı artınca kaynak suları ihtiyacı karşılamaz hâle gelince çeşitli semtlere açılan sondaj kuyularından sağlanan sular da çeşmelere verildi. 1989 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Halil Ürün döneminde semtlere tatlı su çeşmeleri yapılmaya ve her geçen yıl sayıları artmaya başladı. Bazı semtlere yapılan çinili çeşmeler de âdeta sembol olarak anılır oldu. Bunlardan birisi de Meram Yeniyol lâstik durağı ile Hocacihan Caddesi’ni birbirine bağlayan “Sivaslı Ali Kemalî Caddesi” nin Hocafakih Caddesi ile kesiştiği noktadaki “Çinili Çeşme” idi. Halk, Kütahya Çinisi ile bezenmiş bu çeşmeyi o kadar benimsemişti ki, belediye otobüsü ile seyahat edenler “Çinili çeşmede ineceğim” diyor, o civardaki öğrenci yurtlarında kalan gençler ve şehrin yabancısı olanlar “Çinili çeşme” yi yer adı olarak tarif ediyorlardı.
Bir süre önce Meram Belediyesi, 25 yıl önce semt pazarı kurulan, daha sonra “Çocuk Trafik Eğitim Parkı” ve yeşil alan hâline getirilen bölümü park alanı olarak düzenlemeye başladı. İçine kameriyeler, havuz, dinlenme grupları ve muhtar ofisleri yapılan park alanı semtin görüntüsünü değiştirdi. Güzel de oldu, ancak sembol hâline gelen “Çinili çeşme artık yok”. Çünkü, kepçe darbeleriyle yıkılarak, yanına üzerine Osmanlı motifleri işlenen mermer yeni bir çeşme yapıldı. Yalnız Çinili Çeşme değil, karşısındaki petrol istasyonu ve bitişiğinde Meram Belediye Başkanı Mustafa Özkan döneminde yaptırılan kondisyon merkezi de kaldırıldı. Üzerinden yüksek gerilim hattı geçen alanın ihale ile satılacağı öğrenildi. Ataların deyimiyle, “Yeni yapılan bir şeyin kötüsü olmaz”. Fakat, yenisine alışıncaya kadar yıllardır âşinası olduğumuz “Çinili Çeşme” yi gözlerimizin bir müddet arayacağı muhakkak. Dileyelim, bazı semtlerde bulunan örnekleri ortadan kaldırılarak, önceki başkanların ortaya koyduğu eserlerin izi silinmesin.
Başarakavak ve Değirmenköy yoluyla gelerek Meram Deresi adını alan akarsu ile Hocacihan’ın üzerinden gelen Keçili Deresi yıllarca Konya’nın bir “Su şehri” olarak anılmasını sağlamış bulunuyor. Miladî 1650 yıllarında şehrimize gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi, seyahatnâmesinde Konya’dan bahsederken, şehrin doğusunda bir göl olduğundan bahisle, “Şehrin suyu batısındaki dağlardan gelir. Meram’dan akan dere nehir hâlini alarak, doğudaki göle dökülür” diyerek, geçmişte Aslım yönünde toplanan suların bir göl görünümü oluşturduğunu belirtiyor. Aradan geçen yıllarda bu su birikintisinin kuruduğu anlaşılıyor.
Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı da “Konya Tarihi”nde şehrin su kaynaklarıyla ilgili olarak şöyle diyor:
“Şehrin batısındaki dağlar, içlerinde buz gibi billûr sular saklayan depolardır. Altınapa’dan geçen ve Ulumusla’ya ve Kızılviran’a doğru uzanan dağların yamaçlarında sayısız pınarlar vardır. Buralardan çıkan sular çağlayanlar hâlinde Meram Deresi’ne dökülür. Mukbil, Beypınarı, Sütlüce, Dutlu, Hatıp, Çayırbağı kaynakları şehir çevresinin ve mesirelerinin en güzel içme sularıdır. Bu menbaların suları şehre akıtıldığı takdirde Konya, yurdun en bol ve en iyi sulu bir şehri olacaktır.
Meram Suyu, şehir ırmağı yoluyla Havzan’daki ‘Maksem’e (şehir suyunun taksim edildiği yer) gelir ve buradan toprak künklerle muhtelif semtlere dağıtılırdı. Selçukiler devrinde birçok emirler, devlet uluları ve hayır sahipleri Konya’ya su akıtmışlar, birçok çeşme ve sebiller yapmışlardır. Bunların başında gelen Sahip Ata, şehre kırk çeşme getirtmişti. Karamanoğulları’ndan Dizdar Ahî Murad, Karamanoğlu devri adamlarından Server Ağa ibn-i Abdullah, Veled oğlu Ömer bey, Külük Yusuf Ağa ve Südün Ağa sayılabilir. Sultan Şehinşah’ın adamlarından Ahmet Çelebi ibn-i Yusuf Ağa, Meram’dan Konya’ya hususi bir mecra ile su getirmiştir. Ahî Murad hamamının yanına, Kadı Mürsel ve Şerafeddin camilerinin yanlarına, Seyyid İbrahim Ağa’nın oğlu Ömer Ağa da Konya kalesinin Yeni Kapı civarına çeşme yaptırmışlardır. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Dutlu suyunu şehre akıtmış ve birçok çeşme ve şadırvan yaptırmıştır. Kanuni’nin Konya Beylerbeyisi Ali Paşa, Akçeşme ve Fakihdede çeşmelerini, aynı devrin adamlarından Yatakçı zâde Emir bey Çadırlı Çeşmeyi, Hacı Mehmed ile kızı Hasibe, Suluhan civarına bir çeşme, Nakipoğlu Camii bânisi Müftü İbrahim Efendi de şehrin muhtelif yerlerine dört çeşme yaptırmış ve suyunu akıtmıştır”
60 yıl öncesine kadar halkımız su ihtiyacını merkeze yakın olan mahallelerde sokak çeşmelerinden, çeşme suyu gitmemiş bulunan kenar semtlerde de kuyulardan temin ediyordu. Eskiden çeşmelerden Çayırbağı, Dutlu ve Mukbil adı verilen kaynaklardan gelerek Alâaddin Tepesi’ndeki depoda toplanan menba suları akıyordu. Şehrin yerleşim alanı genişleyip, çeşmelerinin sayısı artınca kaynak suları ihtiyacı karşılamaz hâle gelince çeşitli semtlere açılan sondaj kuyularından sağlanan sular da çeşmelere verildi. 1989 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Halil Ürün döneminde semtlere tatlı su çeşmeleri yapılmaya ve her geçen yıl sayıları artmaya başladı. Bazı semtlere yapılan çinili çeşmeler de âdeta sembol olarak anılır oldu. Bunlardan birisi de Meram Yeniyol lâstik durağı ile Hocacihan Caddesi’ni birbirine bağlayan “Sivaslı Ali Kemalî Caddesi” nin Hocafakih Caddesi ile kesiştiği noktadaki “Çinili Çeşme” idi. Halk, Kütahya Çinisi ile bezenmiş bu çeşmeyi o kadar benimsemişti ki, belediye otobüsü ile seyahat edenler “Çinili çeşmede ineceğim” diyor, o civardaki öğrenci yurtlarında kalan gençler ve şehrin yabancısı olanlar “Çinili çeşme” yi yer adı olarak tarif ediyorlardı.
Bir süre önce Meram Belediyesi, 25 yıl önce semt pazarı kurulan, daha sonra “Çocuk Trafik Eğitim Parkı” ve yeşil alan hâline getirilen bölümü park alanı olarak düzenlemeye başladı. İçine kameriyeler, havuz, dinlenme grupları ve muhtar ofisleri yapılan park alanı semtin görüntüsünü değiştirdi. Güzel de oldu, ancak sembol hâline gelen “Çinili çeşme artık yok”. Çünkü, kepçe darbeleriyle yıkılarak, yanına üzerine Osmanlı motifleri işlenen mermer yeni bir çeşme yapıldı. Yalnız Çinili Çeşme değil, karşısındaki petrol istasyonu ve bitişiğinde Meram Belediye Başkanı Mustafa Özkan döneminde yaptırılan kondisyon merkezi de kaldırıldı. Üzerinden yüksek gerilim hattı geçen alanın ihale ile satılacağı öğrenildi. Ataların deyimiyle, “Yeni yapılan bir şeyin kötüsü olmaz”. Fakat, yenisine alışıncaya kadar yıllardır âşinası olduğumuz “Çinili Çeşme” yi gözlerimizin bir müddet arayacağı muhakkak. Dileyelim, bazı semtlerde bulunan örnekleri ortadan kaldırılarak, önceki başkanların ortaya koyduğu eserlerin izi silinmesin.