Platform adına basın açıklamasını yapan Platform Üyesi Musa Kazım Yılmaz, zalimlerin zulümlerinin sınır tanımadığını ifade ederken dünyanın Müslümanlar üzerinde uygulanan zulme seyirci kalmalarının kabul edilemeyeceğini söyledi. Yılmaz, “Zulüm, zorbalık, baskı ve tecavüzler ne sınır ne de renk tanıyor. Demokratik, liberal, sosyalist, pembe, gri, kızıl, zulmün renkleri ve isimleri, kan ve gözyaşı üzerine kurdukları, vahşi medeniyetlerinin devamı için yarışıyor.
Bunun son örneğini Doğu Türkistan’da yaşıyoruz. Doğu Türkistan’ın, yüz elli yıllık mazlumiyetinde, yeni sayfalar açıldı. Mazlum bir halk, kızıl Çin’in vahşi ve barbar saldırılarıyla yok edilmekle karşı karşıya kalıyor. Yaşadığımız çağda, ikinci bir Endülüs olmakla karşı karşıya kalan pek çok bölgeden birisi olan Doğu Türkistan, bir soykırıma tabi tutularak insanlık sahnesinden silinmek isteniyor. Buna seyirci kalmamak için herkesin duyarlı olması gerekir” diye konuştu.
Dil, din ve her türlü hürriyetin ortadan kaldırıldığı Türkistan’da, insanlık tarihinin en kara günlerinden birinin yaşandığını dile getiren Yılmaz, “Afganistan’da Buda heykelleri yıkıldığı için ayağa kalkan sözde Hürriyet havarileri, Türkistan’da medreseler bombalanıp, camilere kilit vurulurken neredeler? Müslümanların en önemli görevlerinden olan Cuma namazına gitmek isteyen Müslümanlar, camilerin önüne barikatlar kurularak, keskin nişancılar yerleştirerek engellenirken neredeler? Neredeler heykel severler? İşte inancın ve ibadetin ta kendisi engellenmekte ve onlar susmaktadırlar. Buda heykellerine gösterdiğiniz hassasiyeti, Budist Çinlilerin vahşetine karşı niye göstermiyorsunuz?” dedi.
Tarihin kara yüzü, Kıta Avrupası’nın faşist ve saldırgan tutumlarına yeni bir vahşeti daha eklediğini söyleyen Yılmaz, “Müslüman kadının iffeti ve Müslüman toplumun izzeti olan başörtüsü üzerinden, İslam’a ve Müslümanlara olan kinini bir kez daha ortaya koydu. Merve Şirbini adlı Müslüman bir kadını mahkeme salonunda, hamile olmasına bakmadan, on dokuz yerinden bıçaklayarak hunharca katletmişlerdir. Onun tek suçu Müslüman olmak, iffetinin ve izzetinin sembolü başörtülü olmaktı. Bu olaylar zulmün tabiatının, her yerde aynı olduğunu ortaya koymakta, coğrafyaların ve toplumların zulümde ayrışmadıklarını göstermektedir.
Merve Şirbini’nin şehit edilmesi. Ülkemizde onyıllardır süren başörtüsü zulmünün ve yaşanan dramların evrensel boyuttaki bir yansımasıdır” diye konuştu.
El-Ezher üniversitesinin, başta Mısır olmak üzere, dünyanın pek çok yerindeki Müslüman kuruluşların, Merve Şirbini’nin şahadet gününü Başörtüsü günü olarak ilan etmelerini takdirle karşıladıklarını da sözlerine ekleyen Yılmaz, “1 Temmuz gününün dünya başörtüsü günü olarak kabul edilmesinin, mücadelemiz ve direnişimiz açısından önemi büyüktür.
Ezilmişlerin, baskı ve zulme uğramış mazlum halkların, direniş sembolü, zafere olan umutlarını yeşerten, yolumuzun öncüsü, çağın Selahaddini Şamil Basayev’in şahadet yıldönümü, tüm baskı ve zulümlere rağmen, direnişimizin zaferini müjdeliyor. Onun onurlu hayatı ve mücadelesi, zafere olan azmi, bizlerin de umudunu arttırmakta, ayaklarımızın sebatına güç katmaktadır. Yolu yolumuzdur, zaferlerimiz de zaferi olacaktır” dedi.
ALİ SAİT ÖGE
Bunun son örneğini Doğu Türkistan’da yaşıyoruz. Doğu Türkistan’ın, yüz elli yıllık mazlumiyetinde, yeni sayfalar açıldı. Mazlum bir halk, kızıl Çin’in vahşi ve barbar saldırılarıyla yok edilmekle karşı karşıya kalıyor. Yaşadığımız çağda, ikinci bir Endülüs olmakla karşı karşıya kalan pek çok bölgeden birisi olan Doğu Türkistan, bir soykırıma tabi tutularak insanlık sahnesinden silinmek isteniyor. Buna seyirci kalmamak için herkesin duyarlı olması gerekir” diye konuştu.
Dil, din ve her türlü hürriyetin ortadan kaldırıldığı Türkistan’da, insanlık tarihinin en kara günlerinden birinin yaşandığını dile getiren Yılmaz, “Afganistan’da Buda heykelleri yıkıldığı için ayağa kalkan sözde Hürriyet havarileri, Türkistan’da medreseler bombalanıp, camilere kilit vurulurken neredeler? Müslümanların en önemli görevlerinden olan Cuma namazına gitmek isteyen Müslümanlar, camilerin önüne barikatlar kurularak, keskin nişancılar yerleştirerek engellenirken neredeler? Neredeler heykel severler? İşte inancın ve ibadetin ta kendisi engellenmekte ve onlar susmaktadırlar. Buda heykellerine gösterdiğiniz hassasiyeti, Budist Çinlilerin vahşetine karşı niye göstermiyorsunuz?” dedi.
Tarihin kara yüzü, Kıta Avrupası’nın faşist ve saldırgan tutumlarına yeni bir vahşeti daha eklediğini söyleyen Yılmaz, “Müslüman kadının iffeti ve Müslüman toplumun izzeti olan başörtüsü üzerinden, İslam’a ve Müslümanlara olan kinini bir kez daha ortaya koydu. Merve Şirbini adlı Müslüman bir kadını mahkeme salonunda, hamile olmasına bakmadan, on dokuz yerinden bıçaklayarak hunharca katletmişlerdir. Onun tek suçu Müslüman olmak, iffetinin ve izzetinin sembolü başörtülü olmaktı. Bu olaylar zulmün tabiatının, her yerde aynı olduğunu ortaya koymakta, coğrafyaların ve toplumların zulümde ayrışmadıklarını göstermektedir.
Merve Şirbini’nin şehit edilmesi. Ülkemizde onyıllardır süren başörtüsü zulmünün ve yaşanan dramların evrensel boyuttaki bir yansımasıdır” diye konuştu.
El-Ezher üniversitesinin, başta Mısır olmak üzere, dünyanın pek çok yerindeki Müslüman kuruluşların, Merve Şirbini’nin şahadet gününü Başörtüsü günü olarak ilan etmelerini takdirle karşıladıklarını da sözlerine ekleyen Yılmaz, “1 Temmuz gününün dünya başörtüsü günü olarak kabul edilmesinin, mücadelemiz ve direnişimiz açısından önemi büyüktür.
Ezilmişlerin, baskı ve zulme uğramış mazlum halkların, direniş sembolü, zafere olan umutlarını yeşerten, yolumuzun öncüsü, çağın Selahaddini Şamil Basayev’in şahadet yıldönümü, tüm baskı ve zulümlere rağmen, direnişimizin zaferini müjdeliyor. Onun onurlu hayatı ve mücadelesi, zafere olan azmi, bizlerin de umudunu arttırmakta, ayaklarımızın sebatına güç katmaktadır. Yolu yolumuzdur, zaferlerimiz de zaferi olacaktır” dedi.
ALİ SAİT ÖGE