Çanakkale Savaşları ve Konya

.
Uğrunda nice şehit kanları akıtılarak “vatan” yapılan bu topraklar; atalarımız tarafından bizlere “tapulanarak” emanet edilmiştir. Arkalarına bakmadan, “dönmeyi düşünmeden”, şehadet şerbeti içen atalarımız, 1915 baharında kanlarıyla bir büyük zaferin öyküsünü yazmışlardır. Bu öykü; ilk dünya savaşında “Çanakkale Cephesi” diye tarihe geçmiştir. Tarihte başka bir örneği görülmeyen bir dramın öyküsüdür.
250 binin üzerinde şehit vererek kazandığımız bu zaferin yer aldığı olayları, elbette biz istemedik. Müsebbibi biz değiliz. Biz; topraklarımızı savunduk, onurumuzu koruduk.
1914-18 kuşağı, Türk tarihinin kayıp kuşağıdır. Biz bu kuşağı ancak, “seferberlik türküleri” ile hatırlıyoruz. Bu kuşak, dünyanın ateşe düştüğü bir zamanda, ateşin yıllarca sürdüğü bir dönemde yaşadı. İnanması güç, hissedilmesi imkânsız zorluklara rağmen, inanılması çok güç bir performans göstererek, kendilerini feda ederek, şimdi yaşadığımız yerleri, bu vatanı, bu coğrafyayı kanları ile korudular. Bu kuşağın bir çoğu, Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na tam 10 yıl savaşın içinde kaldı. Kimi şehit oldu, kimi yaralandı, kimi sakat kaldı, kimi esir düştü.
Biz bunların anısına anıtlar diktik. Dokunaklı türküler yaktık. Şiirler yazdık. Marşlar söyledik.
Çoğu zaman; bilmeden gazilerimize bazı lakaplar taktık. “Topal Mehmet!”, “Kör Hasan!”, “Kolsuz Ahmet!”
Onların bu topraklara namahrem eli değmesin diye bacaklarını, gözlerini, kollarını seve seve feda ettiklerini düşünmedik. Düşünemedik.
Bununla da yetinmedik. Vatan savunmasında en ön saflarda yer alan, emperyalist güçlerin en modern topunun, tüfeğinin karşısında etten duvar örerek şehadet şerbeti içen, bizlerin bugün bu topraklar üzerinde yaşamasına vesile olan şehitlerimizi yavaş yavaş unuttuk. Şimdi kaçımız kendi köyündeki, kasabasındaki, ilçesindeki, ilindeki şehitleri biliyor!.. Hangi tarihte, hangi cephede şehit olmuş? Biliyor mu? Ancak 70’in üzerindeki insanlarımız şöyle böyle, kulaktan dolma bilgilere sahip. Yazık, çok yazık!..
Bir Konyalı olup, öğrencilik yıllarından sonra hep dışarıda yaşamış bir birey olarak, bu konularda beni en çok üzen olaylardan biri, Konya’nın münferit bir olay olan “isyanlar” ile anılması. Sanki Konya özellikle İstiklâl Harbi’nde üzerine düşeni yapmamış, şehir halkı isyan yapmış!..
Bu gerçeklerden uzak, Türk-İslâm Kültürü’nün beşiği olan Konya’ya bir “leke” sürmek için ortaya atılan iftiradan başka bir şey değildir.
Konya; Birinci Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi’nde “en çok şehit veren” ilimizdir. Milli Savunma Bakanlığı Arşivleri’ne göre, bu savaşlarda en çok şehit veren ilk beş vilâyetimiz; Konya 6.272 (Karaman ve Aksaray dahil), Bursa 6.121, Kastamonu 5.160, Ankara 4.219 ve Balıkesir 4.043 şehit sayısı ile ilk beş ilimizi oluşturmaktadır. (Milli Savunma Bakanlığı. Arşiv Müdürlüğü. Şehitlerimiz. Konya Bölümü)Yani Konya; ilk sıraya oturmaktadır
Konya halkı, tarih sahnesinde hep “millî konularda” duyarlı olmuş bir halktır. Tarih bunun örnekleri ile doludur.
1909 yılında Konya’da kurulan “Donanma-i Osmani Muavenet Cemiyeti”, Girit hadisesinde, halkı aydınlatmış, “Girit Meclis-i Milliyesi Cemiyeti” ile işbirliği yaparak Konya’da, Yunanlılar’ın Girit’te Müslüman halka yaptıkları zulmü protesto etmek için Hürriyet alanında büyük bir miting tertiplemiştir. Halk miting esnasında; “Artık yeter, daha ziyade sabır edemeyeceğiz, ya Girit, ya Ölüm!” diye bağırmıştır. Miting sonrası Konya halkı postane binasına gelerek Padişah’a “Gönüllü olarak Girit’e gitmek istiyoruz” diye telgraf çekmişlerdir. Cemiyetin bu çalışmaları Konya halkı üzerinde etkisini kısa zamanda göstermiş ve halk 1.331.510 kuruş yardım yapmıştır. (Konya Vilayet Gazetesi. 1 Haziran 1326(1910) s.1976)
Konya halkının “Osmanlı Donanma Cemiyeti”ne yardımı Trablusgarp ve Balkan Savaşı yıllarında da devam etmiştir. 1913 senesine kadar Konyalıların Cemiyet’e yaptıkları yardım miktarı Cihan Harbi yıllarında daha da artmıştır. Savaşın ilk dört buçuk ayında yapılan yardım miktarı, dört senede yapılan yardım miktarını çok aşarak 5.175.744 kuruşa ulaşmıştır. (Babalık Gazetesi, 21 Haziran 1330 (1914) s.259)
Cihan Harbi esnasında Konya’da kurulan diğer Cemiyet ise “Müdafaa-i Milliye Cemiyeti” dir. Konya halkı bu cemiyete de para ve çok miktarda giyecek eşya yardımında bulunmuştur. Cemiyet’e 1914 Eylül ayı içinde 241.426 kuruş yardım toplanmıştır. Bundan başka 13.421 parça Sultan Ahmet ambarına (İstanbul), 16.648 parça da Konya Ahz-ı Asker Şubesi’ne gönderilmek üzere toplam 24.069 parça giyecek eşyası toplanmıştır. Konya Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadınlar Şubesi de 140 lira yardım yapmıştır. (Babalık Gazetesi, 12 Teşrinisani 1330 (Kasım 1914) s.268)
Konya’daki Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, kısa sürede Akşehir, Ereğli, Bozkır, Karaman ve Beyşehir kazaları ile Sille Nahiyesi’nde teşkilâtlanmıştır.
Konya’da kurulan en önemli yardım cemiyetlerinin başında gelen “Hilâl Ahmet Cemiyeti”; Cihan Harbi yıllarında çok önemli mesailerde bulunmuştur. Halktan aldığını yine halka vermek için büyük gayretler sarf etmiştir. Bilhassa sağlık meselesi ile yakından ilgilenerek hastaneler, dispanserler açmıştır. Bir ara feshedilen bu cemiyet Milli Mücadele yıllarında yeniden kurulacak, en önemli rolünü bu zamanda icra edecektir. Milliyetperver ve hayırsever şehir halkı en büyük yardımı bu cemiyete yapacaklardır.
Konyalılar; devletin en buhranlı dönemini teşkil eden Cihan Harbi esnasında sadece maddi olarak fedakarlıkta bulunmadılar. Aynı zamanda vatanı, milleti ve devleti uğurunda çeşitli cephelere giderek seve seve canlarını vermekten de çekinmediler. Bunun en önemli sebepleri Konya’nın, Anadolu’nun fethinden itibaren bir ilim ve kültür merkezi olmasıyla birlikte, Mevlânâ Dergâhı ile diğer büyük tarikatların bulunmasındandır. Nitekim Cihan Harbi’nin başlarında zamanın Mevlânâ Dergâhı Postnişini Mehmet Veled Celebi Efendi, Osmanlı Devleti’nin açtığı “cihad-ı mukaddesi” desteklemiş, yalnız Mevlevî derviş ve dedelerin katıldığı “ Mevlevı Gönüllü Alayı”nı kurmuştur. Gazetelerin verdiği bilgiye göre, bu gönüllü alayına Anadolu’nun her tarafındaki Mevlevi tarikatına mensup Mevlevîler katılmış ise de; Konya’nın maddi ve manevi katkısı her bakımdan daha fazla olmuştur. Alay bütün hazırlığını tamamladıktan sonra dualar ile Konya İstasyonundan Mısır Cephesi’ne hareket etmiştir. (Babalık Gazetesi, 11 Şubat 1330 (1914) s.281)
Cihan Harbi yıllarında Konya basını; savaş hakkındaki neşriyatı Konya halkına, mümkün olduğunca moral vermek amacıyla, olumlu yönleri ile vermeye gayret sarf etmiştir. Örneğin Seddül-Bahir muzafferiyeti üzerine “Babalık Gazetesi” resmi tebliğ mahiyetinde: “Düşmanlar tamamen çekildi. Tek düşman eri kalmadı” diyerek zaferi Konya halkına duyurmuştur. Aynı gazetede bu sırada İstanbul’da bulunan Vali Sami Refet Bey’in Konya halkına bir telgraf göndererek Konyalıların zaferini kutladığı görülmektedir.
Konya; düşman işgaline uğrayan vilâyetlerdeki halkımız için bir sığınak yeri olmuştur. Erzurum, Van, Bitlis, Adana, İzmir, Aydın, Afyon, Edirne, Bursa, Eskişehir gibi vilâyetlerimizden şehrin nüfusunun üstünde muhacir topluluğu gelmiştir. Türkiye’de hiçbir vilâyet Konya kadar ağır muhacir yükü taşımamıştır. O günlerde 50.000 olan Konya nüfusu, muhaceret dolayısıyla 125.000’e yükselmiştir. Şehrin nüfusundan fazla olan bu muhacirleri Konya halkı aralarında kurmuş oldukları yardım cemiyetleri ile bunların iaşe ve iskânlarını temin etmişlerdir. Buna rağmen bu durum, bazı menfi hadiselerin meydana gelmesine sebep olduğu söylenir. Özellikle Siirt’ten gelen Baritan aşiretinin Konya halkını oldukça rahatsız ettiği görülür. Birçok asker firarilerin de bölgeye gelmesi, çevrede asayişin daha da bozulmasına sebep olmuştur. Çünkü İtilâf Devletleri’nin telkinleri ile bunlar Milli Mücadele’ye karşı fikirlerin filizlenmesinde az da olsa menfi rol oynamışlardır.
Asker firarilerinin Konya’da barınma imkânı bulması ve bu asker kaçaklarının “Delibaş” hadisesi ile şehirde maddi ve manevi tahribat yapmalarını Konya halkı asla hak etmemiştir. Zira, şehirde meydana gelen hadiseler, o devrin şartlarından mütevellit ortaya çıkan olaylar olup, aynı zamanda daha önce bir çok vilayetlerde benzerleri zuhur etmişti. Konya’daki hadiselerin büyük boyutlara ulaşmasının sebebi; zannedildiği gibi bir şehir halkının hadiseye katılmasından ve desteklemesinden değildir. Bu tamamen cehaletten ileri gelen münferit bir olaydır.
Delibaş hadisesi, Konyalılar tarafından “Delibaşı gürültüsü” olarak adlandırılmıştır. Delibaşı Mehmet asker kaçakları ve cezaevi kaçkınları ile Konya’yı bastığı zaman, şehrin ileri gelenleri: “Herkes kendi mahallesinin delisine sahip olsun!” diyerek, Delibaşı Mehmed’i avanesi ile birlikte yalnız bırakmışlardır.
Bunları niçin anlatıyoruz. Konya; bazı çevrelerce yıllarca bu konularda “istismar” edilmekte, münferit bir olay, bahane edilerek ısrarla böyle anılmak istenmektedir.
Türk-İslâm kültürü ile yoğrulan Konyalılar tarihin her devrinde olduğu gibi Milli Mücadele yıllarında da devletine bağlı kalmıştır.
Türk İslâm Kültürü’nün beşiği Konya; Çanakkale, Osmanlı Rus, Osmanlı-Yunan, Trablusgarp, Balkan, Birinci Dünya, İstiklâl, Kore ve Kıbrıs Savaşları’nda “en çok şehit veren il” unvanına sahiptir. Yine Türkiye’de, Çanakkale’de verdiği şehitleri dolayısıyla mezun veremeyen üç okuldan biri olan “Konya Lisesi” Konya’dadır.
Gerçekler ortada iken, Konya’nın münferit bir olayla, özellikle anılmaya çalışılması manidardır.
Bu vesile ile sizleri aziz şehitlerimizin ruhuna bir fatiha okumaya davet ediyor, onlara en güzel mısraları yazan rahmetli Mehmed Akif’i rahmetle anıyor, “Allah hepsinden razı olsun!” diyorum.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri