Tarih önemli dönüm noktalarını hazinesinde barındırır. Onları ayrıntılarıyla güncelleştirmeden, bugünü anlamak ve yarını yönlendirmek mümkün değildir. Bizim yakın tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri de Çanakkale Savaşı’dır. Bu zafer, kahraman ecdadımızın, dünyaya parmak ısırtan bir iman ve kahramanlık destanıdır.
Çanakkale’ye saldıranlar İslamın son kalesine niçin saldırdıklarının bilincindeydi. İngiliz, Fransız devletleri sömürgelerinden toplayıp zorla getirdikleri, haçlı koalisyonunu ve savaşı Akif, Şu boğaz harbi nedir varmı ki dünyada eşi/ En keşif orduların saldırıyor dördü beşi
Mısralarında dile getirir.Tek dişi kalmış canavarın amacı Türk milletini merkezinden vurmak, İslam Medeniyetini temsil üssünden göçürerek esarete sürüklemek istiyorlardı.
Çanakkale’yi savunanlar da her türlü olumsuzluğa karşı direnmeleri gerektiğini biliyorlardı. Bundan dolayı Mehmetçik, balkan harblerindeki asker diye geçinen kişisel küçük hesap peşinde koşanların aksine Haçlı inadına görülmemiş bir vecdle, imanla direndi. Top güllelerinin toprağa diri diri gömdükleri, silkinip kalktıklarında eskisinden daha yüksek bir gayretle savaşa devam ettiler. Bazı askeri birlikler, önlerinde tümden şehit düşen süngü hücumundaki kardeşlerini görüyorlardı. Sıranın kendilerine geleceğini biliyorlardı. Korkma, yılgınlık gösterme yerine tam tersi kuranı okuyorlar, şahadet getiriyorlar göreve yüksek bir ruhla hazır bekliyorlardı. Çanakkale Zaferi, yokluk ve yoksulluk döneminin başarısıdır. Maddî ve siyasî açıdan devletin tıkandığı bir dönemde meydana gelmiştir. Maddî imkânların neredeyse tabana vurduğu, düşmanların ise çok güçlü bulunduğu bir savaştır. Bundan dolayı Milli şairimiz Bedir harbi ne ise Çanakkale o dur diyordu. Nitekim o bu taployu şöyle, dile getiriyor:
Vurulmuş tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedrin aslanları bile ancak bu kadar şanlı idi”
Bu zaferin bir tek doğru izahı vardır. O da Mehmetçiğin imanıdır.
“Ölürsem şehit, kalırsam gazi!” dedirten iman, askerimizi kahramanlaştırmıştır. Kana, kine ve inanılamaz bir ateş sağanağına rağmen Mehmetçik, adının ilham ettiği imanı hiç unutmamış, bir gül bahçesine girercesine şehadete koşmuştur.
Yine bu imanladır ki, fedakârlığın her türlüsüne, açlığa susuzluğa, yara bere ile yaşamaya sabırla katlanmış, yılmamış, yıkılmamıştır. Mehmetçiği ayakta tutan güç, düşmanlarını şaşkına çevirmiştir. Zira böylesine bir direnci onlar değil düşünmek, hayal bile edememişlerdi. Düşman cephenin her ihtimali hesaba katmıştı, ama bu imanın kahramanlaştırma derecesini bilememişti. Ateş püsküren çeliğe karşı Mehmetçik, iman dolu göğsünü siper etmişti.
Bu savaş sadece bir savaş değildir. Bu savaş pek çok yönüyle aynı zamanda bir kahramanlık destanıdır. Bu büyük savaşın yaşandığı günlerde gençliğimize ve geleceğimize ışık tutacak kıymette Çanakkale Ruhunu yansıtan son derece önemli hadiseler de meydana gelmiştir. Bunlardan bir tanesi Mehmed Çavuşun komutanına yazdığı mektupta şu şekilde dile getirilir:
“Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affediniz muhterem kumandanım...”
Fazıl Bayraktar, “Hakka Yürüyüş Destanı” adlı şiirinde ecdadımızın Çanakkale ruhunu: Aldık abdestimizi birer matara suyla; Bekleriz şahadeti ibadet sükutuyla.
Hücum borusu çaldı, her birimiz bir yerden, Tekbir uğultusuyla fırladık siperlerden.
İman dolu göğüsler, bir volkanik dağ gibi,/Yürüdük manga manga, bölük bölük, çığ gibi.
Elazığlı, Konyalı, Sivaslı, Ankaralı; Burdur, Çankırı, Rize, Tekirdağ Malkaralı
Künyemiz Ayıntaptan, Afyondan, Adana’dan/ Doğmuş gibiyiz sanki hepimiz bir anadan.
Bir mangada on kardeş, bir bölükte yüz kardeş,/Her birimiz bir bölük, düşman askerine eş.
Kimimiz delik deşik, al kanlara bulanmış;/ şehadet şerbetiyle Hak Rahmetine kanmış.
Yaralanıp düşenler, mahzun mahzun bakmakta,/ O güzel gövdelerden sel gibi kan akmakta.
Savaş değil de sanki toydayız, düğündeyiz/ Kulun Hakk’a vardığı bir mukaddes gündeyiz.
Toprağı santim santim mühürledi kanımız;/ Ey vatan! Senin için feda olsun canımız...”
Mısralarında dile getirir.
Düşmanlarımız Çanakkale’den “askeri olarak geçememiştir. Ancak, o günden sonra seksen yıl düşmanlarımızın ve onların işbirlikcilerinin asıl hedefi milletimizi ayakta tutan manevî değerleri ortadan kaldırmak, kaynaklarımızla, referanslarımızla ilgimizı kesmek gençliğimizi Çanakkale ruhundan uzaklaştırmak olmuştur. Şimdi de modernleşme, küreselleşme adına ve kapitalleşme sürecine bağlı olarak ruhundan özünden kopuk ritoel ve endüstüriyel bir alan haline getirilmektedir.
Artık Türkiye’nin bütünü ileÇanakkale ruhuna özden dönmesi gerekmiyor mu? Şehitlerimizi Rahmetle minnetle anıyorum...
Ruhları şad olsun..
Çanakkale’ye saldıranlar İslamın son kalesine niçin saldırdıklarının bilincindeydi. İngiliz, Fransız devletleri sömürgelerinden toplayıp zorla getirdikleri, haçlı koalisyonunu ve savaşı Akif, Şu boğaz harbi nedir varmı ki dünyada eşi/ En keşif orduların saldırıyor dördü beşi
Mısralarında dile getirir.Tek dişi kalmış canavarın amacı Türk milletini merkezinden vurmak, İslam Medeniyetini temsil üssünden göçürerek esarete sürüklemek istiyorlardı.
Çanakkale’yi savunanlar da her türlü olumsuzluğa karşı direnmeleri gerektiğini biliyorlardı. Bundan dolayı Mehmetçik, balkan harblerindeki asker diye geçinen kişisel küçük hesap peşinde koşanların aksine Haçlı inadına görülmemiş bir vecdle, imanla direndi. Top güllelerinin toprağa diri diri gömdükleri, silkinip kalktıklarında eskisinden daha yüksek bir gayretle savaşa devam ettiler. Bazı askeri birlikler, önlerinde tümden şehit düşen süngü hücumundaki kardeşlerini görüyorlardı. Sıranın kendilerine geleceğini biliyorlardı. Korkma, yılgınlık gösterme yerine tam tersi kuranı okuyorlar, şahadet getiriyorlar göreve yüksek bir ruhla hazır bekliyorlardı. Çanakkale Zaferi, yokluk ve yoksulluk döneminin başarısıdır. Maddî ve siyasî açıdan devletin tıkandığı bir dönemde meydana gelmiştir. Maddî imkânların neredeyse tabana vurduğu, düşmanların ise çok güçlü bulunduğu bir savaştır. Bundan dolayı Milli şairimiz Bedir harbi ne ise Çanakkale o dur diyordu. Nitekim o bu taployu şöyle, dile getiriyor:
Vurulmuş tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedrin aslanları bile ancak bu kadar şanlı idi”
Bu zaferin bir tek doğru izahı vardır. O da Mehmetçiğin imanıdır.
“Ölürsem şehit, kalırsam gazi!” dedirten iman, askerimizi kahramanlaştırmıştır. Kana, kine ve inanılamaz bir ateş sağanağına rağmen Mehmetçik, adının ilham ettiği imanı hiç unutmamış, bir gül bahçesine girercesine şehadete koşmuştur.
Yine bu imanladır ki, fedakârlığın her türlüsüne, açlığa susuzluğa, yara bere ile yaşamaya sabırla katlanmış, yılmamış, yıkılmamıştır. Mehmetçiği ayakta tutan güç, düşmanlarını şaşkına çevirmiştir. Zira böylesine bir direnci onlar değil düşünmek, hayal bile edememişlerdi. Düşman cephenin her ihtimali hesaba katmıştı, ama bu imanın kahramanlaştırma derecesini bilememişti. Ateş püsküren çeliğe karşı Mehmetçik, iman dolu göğsünü siper etmişti.
Bu savaş sadece bir savaş değildir. Bu savaş pek çok yönüyle aynı zamanda bir kahramanlık destanıdır. Bu büyük savaşın yaşandığı günlerde gençliğimize ve geleceğimize ışık tutacak kıymette Çanakkale Ruhunu yansıtan son derece önemli hadiseler de meydana gelmiştir. Bunlardan bir tanesi Mehmed Çavuşun komutanına yazdığı mektupta şu şekilde dile getirilir:
“Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affediniz muhterem kumandanım...”
Fazıl Bayraktar, “Hakka Yürüyüş Destanı” adlı şiirinde ecdadımızın Çanakkale ruhunu: Aldık abdestimizi birer matara suyla; Bekleriz şahadeti ibadet sükutuyla.
Hücum borusu çaldı, her birimiz bir yerden, Tekbir uğultusuyla fırladık siperlerden.
İman dolu göğüsler, bir volkanik dağ gibi,/Yürüdük manga manga, bölük bölük, çığ gibi.
Elazığlı, Konyalı, Sivaslı, Ankaralı; Burdur, Çankırı, Rize, Tekirdağ Malkaralı
Künyemiz Ayıntaptan, Afyondan, Adana’dan/ Doğmuş gibiyiz sanki hepimiz bir anadan.
Bir mangada on kardeş, bir bölükte yüz kardeş,/Her birimiz bir bölük, düşman askerine eş.
Kimimiz delik deşik, al kanlara bulanmış;/ şehadet şerbetiyle Hak Rahmetine kanmış.
Yaralanıp düşenler, mahzun mahzun bakmakta,/ O güzel gövdelerden sel gibi kan akmakta.
Savaş değil de sanki toydayız, düğündeyiz/ Kulun Hakk’a vardığı bir mukaddes gündeyiz.
Toprağı santim santim mühürledi kanımız;/ Ey vatan! Senin için feda olsun canımız...”
Mısralarında dile getirir.
Düşmanlarımız Çanakkale’den “askeri olarak geçememiştir. Ancak, o günden sonra seksen yıl düşmanlarımızın ve onların işbirlikcilerinin asıl hedefi milletimizi ayakta tutan manevî değerleri ortadan kaldırmak, kaynaklarımızla, referanslarımızla ilgimizı kesmek gençliğimizi Çanakkale ruhundan uzaklaştırmak olmuştur. Şimdi de modernleşme, küreselleşme adına ve kapitalleşme sürecine bağlı olarak ruhundan özünden kopuk ritoel ve endüstüriyel bir alan haline getirilmektedir.
Artık Türkiye’nin bütünü ileÇanakkale ruhuna özden dönmesi gerekmiyor mu? Şehitlerimizi Rahmetle minnetle anıyorum...
Ruhları şad olsun..