Bu hafta Cuma Namazını, tarihî camilerimizden birinde kılıyım niyetiyle evimden çıktım. Aslında tarihî cami diye belirtmeme belki de ihtiyaç yok. Çünkü beni yakından tanıyanlar, Cuma namazlarını hep tarihî veya selâtin camilerimizden birinde kıldığımı bilirler. Son yıllarda yapılan camiler hariç.
Konya'da sanayi kısa zamanda geliştiği ve yayıldığı için, yeni yapılan camilerin bir çoğu sanayi bölgesinde. Şehrimizdeki Selçuklu ve Osmanlı eserleri örnek alındığı veya en azından görüldüğü için son yıllarda yapılan camilerin bir çoğu onlara benzetilmeye çalışılmıştır. Bu örneklik, taklit yoluyla da olsa günümüzde de güzel camilerin yapılmasına vesile olmuştur.
Ezan okunmaya yakın arabamla evimden çıktım. Ezan nerede okunursa veya hangi caminin yakınında tamamlanırsa, bu hafta Cuma Namazını o camide kılayım dercesine. Güzel bir tesadüf, namaz kılmayı niyetimden geçirdiğim caminin tam yanından geçerken ezan bitti. Arabamı uygun bir yere park ederek camiye doğru yöneldim.
Cuma Namazı olduğu için olsa gerek cami dolu idi. Hava müsait olmadığı için cemaat bahçeye taşmamıştı, ama içeri girmekte kolay değildi. Vaizin va'zı uzatması zaman kazanmak yönünden benim de işime yaradı ve son saflardan birinde yer bulabildim.
Namaza başlamak için ayağa kalkıldığı zaman müezzin; (Safları sıklaştıralım ve ön saflarda boş yer bırakmayalım.” diye cemaati yüksek sesle ikaz etti. Bu ikaza rağmen cemaatte bir kıpırdama olmadı ve yer de açılmadı.
Cami, belli ki yeni restore edilmiş ve çevresi biraz düzene sokulmuş meşhur bir Selçuklu eseri. Selçuklu devrinin bütün sanat özelliklerini üzerinde taşıyan ihtişamlı kapısı, müştemilâtın yok olması neticesinde yalnız kalmış. Biz, bu muhteşem eserlerin yalnızca isimlerini unutmamışız, ama varlıklarını bütün müştemilâtıyla maalesef koruyamamışız. Eğer koruyabilseydik, uzun yıllar Selçuklulara Başkentlik yapan Konya böyle mi olurdu?
Caminin içerisinde eserin tarihî olduğunu gösteren bir süslemeye veya motife; duvarlarda, hiç olmazsa pencere önlerinde çini süslemelere rastlamak mümkün değil. Havlu girişindeki Selçuklu kapısı gibi yalnız kalmış çok renkli mihrabın dışında. Acaba cami içerisinde o devrin sanatını temsil eden süslemeler var idi de yok mu edildi, yoksa hiç mi olmadı? Doğrusu ben bilmiyorum.
Caminin alttan ısınmalı olmasının, cemaati memnun ettiği ve rahatlattığı anlaşılıyordu. Hatip efendi de cemaatin rahat olduğunu fark edince hutbeyi uzatmakta bir sakınca görmüyordu.,
Cuma Namazının ilk sünnetini kıldıktan sonra hatibin minbere çıktığını gören güzel sesli müezzin iç ezanını okumaya başladı. Müezzinin Allah-ü Ekber nidâlarını duyan cemaat şöyle bir irkildi ve sesin nereden geldiğine, daha doğrusu hoparlörlerin caminin neresine yerleştirilmiş olduğuna bakmaya başladılar. Ses bu kadar güçlü geldiğine göre mikrofonlar çok mu yakınımızda acaba diye merak etmeye başladılar. Sanki cemaat, ezanın anlamından çok sesin yüksekliğiyle meşguldü. Mikrofonun fazla açılması sebebiyle müezzinin sesi, çok yüksel olduğu için cemaati bilmem ama beni rahatsız etmişti. Müezzinin kulağına yüksek perdeden hoş gelen ses, benim beynimi zorluyordu.
Hatip efendinin sesi de müezzinin sesinden geri kalmıyordu. Şimdi ben merak etmeye başladım. Acaba bu müezzinle imam, bu camide hiç cemaat olmadılar mı? diye. Bir gün bir denesinler ve cemaatin arasında olsunlar. Bakalım camilerinin ses düzeni hakkında ne düşünecekler. Esasen bunu bütün cami ve mescit görevlilerine tavsiye ederim. Eğer o tarihi camide mikrofon tertibatı olmasa imamın sesi de, müezzinin sesi de çok rahat duyulur, huzur ve huşû ile dinlenir. Bizim cami görevlilerimizde mikrofonu fazla açma ve caminin içerisini cemaati rahatsız edecek düzeyde sesle doldurma merakı var.
Ünlü Mimar Sinan'ın meşhur eseri Edirne Selimiye Camisindeyiz. Mimari güzelliğine ve manevi varlığına hayranlığımızın yanında meslek icabı ses akostiğini de merak ettik. Mihraptan çıkarılan bir sesi, biz camiye giriş kapısının olduğu yerde rahat duyabiliyorduk. Caminin yapı tarzı, mihraptaki, kürsüdeki ve müezzin mahfelindeki sesi, mâbedin her köşesine değiştirmeden ulaştırıyordu.
Çoğu mescitlerde mikrofona hiç ihtiyaç yok. Dahasını söyleyeyim tarihi selâtin camilerimizde ses düzeni o kadar güzel ayarlanmış ki; mikrofonsuz iç ezanı okumak, namaz kıldırmak ve sohbet etmek bile mümkün. O zaman da diyecekler ki dışarıdaki cemaat ne olacak? Onun da çaresi var. Caminin içerisi kapatılır ve yalnızca dışarıya sesi nakleden mikrofon açılır. Belki böyle bir uygulama karışıklığa sebep olabilir. En güzeli ve en uygunu sesi, cemaati rahatsız etmeyecek, kulağı ve zihni yormayacak şekilde ve düzeyde ayarlamaktır. Cemaatin dikkatini sese değil söze vermesi temin edilmeli ve ses düzeyi ona göre ayarlanmalıdır.
Konya'da sanayi kısa zamanda geliştiği ve yayıldığı için, yeni yapılan camilerin bir çoğu sanayi bölgesinde. Şehrimizdeki Selçuklu ve Osmanlı eserleri örnek alındığı veya en azından görüldüğü için son yıllarda yapılan camilerin bir çoğu onlara benzetilmeye çalışılmıştır. Bu örneklik, taklit yoluyla da olsa günümüzde de güzel camilerin yapılmasına vesile olmuştur.
Ezan okunmaya yakın arabamla evimden çıktım. Ezan nerede okunursa veya hangi caminin yakınında tamamlanırsa, bu hafta Cuma Namazını o camide kılayım dercesine. Güzel bir tesadüf, namaz kılmayı niyetimden geçirdiğim caminin tam yanından geçerken ezan bitti. Arabamı uygun bir yere park ederek camiye doğru yöneldim.
Cuma Namazı olduğu için olsa gerek cami dolu idi. Hava müsait olmadığı için cemaat bahçeye taşmamıştı, ama içeri girmekte kolay değildi. Vaizin va'zı uzatması zaman kazanmak yönünden benim de işime yaradı ve son saflardan birinde yer bulabildim.
Namaza başlamak için ayağa kalkıldığı zaman müezzin; (Safları sıklaştıralım ve ön saflarda boş yer bırakmayalım.” diye cemaati yüksek sesle ikaz etti. Bu ikaza rağmen cemaatte bir kıpırdama olmadı ve yer de açılmadı.
Cami, belli ki yeni restore edilmiş ve çevresi biraz düzene sokulmuş meşhur bir Selçuklu eseri. Selçuklu devrinin bütün sanat özelliklerini üzerinde taşıyan ihtişamlı kapısı, müştemilâtın yok olması neticesinde yalnız kalmış. Biz, bu muhteşem eserlerin yalnızca isimlerini unutmamışız, ama varlıklarını bütün müştemilâtıyla maalesef koruyamamışız. Eğer koruyabilseydik, uzun yıllar Selçuklulara Başkentlik yapan Konya böyle mi olurdu?
Caminin içerisinde eserin tarihî olduğunu gösteren bir süslemeye veya motife; duvarlarda, hiç olmazsa pencere önlerinde çini süslemelere rastlamak mümkün değil. Havlu girişindeki Selçuklu kapısı gibi yalnız kalmış çok renkli mihrabın dışında. Acaba cami içerisinde o devrin sanatını temsil eden süslemeler var idi de yok mu edildi, yoksa hiç mi olmadı? Doğrusu ben bilmiyorum.
Caminin alttan ısınmalı olmasının, cemaati memnun ettiği ve rahatlattığı anlaşılıyordu. Hatip efendi de cemaatin rahat olduğunu fark edince hutbeyi uzatmakta bir sakınca görmüyordu.,
Cuma Namazının ilk sünnetini kıldıktan sonra hatibin minbere çıktığını gören güzel sesli müezzin iç ezanını okumaya başladı. Müezzinin Allah-ü Ekber nidâlarını duyan cemaat şöyle bir irkildi ve sesin nereden geldiğine, daha doğrusu hoparlörlerin caminin neresine yerleştirilmiş olduğuna bakmaya başladılar. Ses bu kadar güçlü geldiğine göre mikrofonlar çok mu yakınımızda acaba diye merak etmeye başladılar. Sanki cemaat, ezanın anlamından çok sesin yüksekliğiyle meşguldü. Mikrofonun fazla açılması sebebiyle müezzinin sesi, çok yüksel olduğu için cemaati bilmem ama beni rahatsız etmişti. Müezzinin kulağına yüksek perdeden hoş gelen ses, benim beynimi zorluyordu.
Hatip efendinin sesi de müezzinin sesinden geri kalmıyordu. Şimdi ben merak etmeye başladım. Acaba bu müezzinle imam, bu camide hiç cemaat olmadılar mı? diye. Bir gün bir denesinler ve cemaatin arasında olsunlar. Bakalım camilerinin ses düzeni hakkında ne düşünecekler. Esasen bunu bütün cami ve mescit görevlilerine tavsiye ederim. Eğer o tarihi camide mikrofon tertibatı olmasa imamın sesi de, müezzinin sesi de çok rahat duyulur, huzur ve huşû ile dinlenir. Bizim cami görevlilerimizde mikrofonu fazla açma ve caminin içerisini cemaati rahatsız edecek düzeyde sesle doldurma merakı var.
Ünlü Mimar Sinan'ın meşhur eseri Edirne Selimiye Camisindeyiz. Mimari güzelliğine ve manevi varlığına hayranlığımızın yanında meslek icabı ses akostiğini de merak ettik. Mihraptan çıkarılan bir sesi, biz camiye giriş kapısının olduğu yerde rahat duyabiliyorduk. Caminin yapı tarzı, mihraptaki, kürsüdeki ve müezzin mahfelindeki sesi, mâbedin her köşesine değiştirmeden ulaştırıyordu.
Çoğu mescitlerde mikrofona hiç ihtiyaç yok. Dahasını söyleyeyim tarihi selâtin camilerimizde ses düzeni o kadar güzel ayarlanmış ki; mikrofonsuz iç ezanı okumak, namaz kıldırmak ve sohbet etmek bile mümkün. O zaman da diyecekler ki dışarıdaki cemaat ne olacak? Onun da çaresi var. Caminin içerisi kapatılır ve yalnızca dışarıya sesi nakleden mikrofon açılır. Belki böyle bir uygulama karışıklığa sebep olabilir. En güzeli ve en uygunu sesi, cemaati rahatsız etmeyecek, kulağı ve zihni yormayacak şekilde ve düzeyde ayarlamaktır. Cemaatin dikkatini sese değil söze vermesi temin edilmeli ve ses düzeyi ona göre ayarlanmalıdır.