O, zaten; namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, hacca gitmiyor, zekat vermiyor ve Kur'an okumuyordu. Kısacası onun dinden- imandan haberi yoktu. Hem de üstelik İsrail dostu- destekçisi, Yahudi hayranıydı. Ayrıca komünistti, Alevi ve ihtilalci idi.
Bu kadar günahına, yamukluğuna karşın o hep seviliyor, destekleniyor “iki devlet, tek millet” sloganıyla taltif görüyordu.
Yine bu adam ülkesini kumarhaneler üssü, mafya yurdu, kara para aklama merkezi... (daha çok) olarak yönetmeye devam etti/ediyor.
Ama şimdi ele-güne karşı; hiç yol-yordam bilmeden başörtüsü düşmanlığı yapınca (sözde) abisini kızdırdı,(güya). “Ama böyle de olmaz ki canım,” denmeye başlanıldı.
O da bu duruma şaşırıp aptallaştı kaldı. “Yahu ben Yahudi okulu açarken ses çıkarmadılar, İsrail'e (yardım) Petrol akıtırken ses çıkarmadılar. “Şimdi bu neyin nesi?” diye şaşkınlığını gizleyemiyor ve itiraz ediyor. “Üstelik İsrail'e vuran, onu bombalayan İran'a, bunlar karşılarken, Yemen'e savaşa hazırlanırlarken şimdi buna niye kızdılar, ben anlayamadım,” diyor. “Hem bu başörtüsü en çok İran'da Yemen’de örtünülüyor, ne var bunda kızacak,” diyor.
Tamam da sen her şeyi açık ettin, hay ahmak! Bu açık pek kapanacak gibi gözükmüyor. Ötekileri bir şekilde ırkçılık, kavmiyetçilik hastalığıyla kapatabiliyorlardı.
Evet, hiçbir hainlik ebedi gizli kalamaz. Çünkü, Cenabı Allah Kur’an’ında: “ Allah gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.” Buyuruyor. (Nahl:19) Ayrıca Mümtehine Suresi’nin birinci ve uzunca olan ayetinin son kısımlarında: “...... Gerçek şu ki, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da ben çok iyi bilmekteyim. Bundan böyle içinizden kim onlara sevgi besler ve sır verirse kesinlikle dümdüz yoldan sapmış olur.” Buyuruyor. (Mümine: 1)
Ben şahsen şaşırmadım. Onun nasıl bir azılı İslam düşmanı olduğunu/ olabileceğini biliyor ve tahmin edebiliyordum. Çünkü hem Türkiye'de olsun hem de başka ülkede (Azerbaycan'da) olsun: “kişinin yaptıkları yapacaklarının garantisidir.” Ya da “perşembenin geleceği çarşambadan belli olur.” denir.
Ancak bu konuda; değil Türkiye'de, dünyada en son konuşması gereken kişi; Rasim Ozan Kütahyalı da konuşuyor, maalesef. Önerisi de tam bir garabet. Kötülüğü, zulmü önleyici, ıslah edici değil onu ödüllendirici bir teklif sunuyor. “Halbuki bu senin yaptığın insan haklarına aykırıdır. Yine İslam'a Müslümanlığa ve Müslümanlara, Müslüman ülkelere bir hakarettir. Ayrıca bize, kardeşlik hukukuna, soydaşlık ilkelerine “iki devlet, tek millet” ilkesine testtir,” şeklinde uyarmak ve durumu hale-yola koymak varken hemen “al kaç” taktiği bu nedir? Bunu teklif ediyor.
Allah herkese iman, akıl, izan, şuur ve basiret versin! Biri daha cami duvarına işemeye kalkıştı. Allah ıslah etsin, Islah olmazsa kahretsin! Bin yıl yaşayacak olanlar beş yılda tükenip gittiler, ibret alana...