ÇALIŞTAY VESİLESİYLE

Hüzeyme Yeşim Koçak

“Meleklerin gıpta ettiği o zatı methedebilmek için felekler kadar geniş bir ağız isterim” (Hz. Mevlâna)

 “Konya’da Mevlana Algısı, Tespiti ve Tanıtımı Çalıştayı” için 28-29 Eylül tarihlerinde,  Afyon İkbal Thermal’deydik.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Akyürek ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Muzaffer Şeker'in ev sahipliğinde gerçekleşen çalıştayın, verimli geçtiğini düşünüyorum. Düzenleyenlere ve katkıda bulunan değerli isimlere teşekkür ederim.

Sorun çevresinde çok şey söylemek mümkün. Kısaca, bizler Hz. Mevlâna’nın dilini, gerçek çehresini anlama ve anlatmakta güçlük çekiyoruz diyelim.

Mesela “Hangi Mevlâna” sorusu hep gündemde.

Genelde gördüğümüzse, aslî hakikati ört(ül)en; üzerinde İslâmiyet, Hz. Peygamber’in(S.A.V.) rolü gibi sakıncalı(!) kısımlardan, tesirlerden arındırılmış, dinler üstü bir şahsiyet.

Kendimizi, hayat şekli, düşünce ve medeniyetimizi; iddia, ideal ve hayallerimizi, egemen bir dünyaya göre, ayarlama uyarlama çabaları; toplum olarak g(özümüzü) kapatıyor, mânevî mirasımızla aradaki mesafeyi arttırıyor.

 “Kıymetlerimizi” görünür- görünmez iktidar odaklarına onaylatmak, ona göre suret ve biçim vermek zorunda hissediyoruz.

Özellikle Hz. Mevlâna etrafında, hep bir aşk ve hoşgörü öne çıkarılıyor ama bunun “İlâhî kaynakla” bağlantısı, “Hz. Âdem’in bize miras bıraktığı aşk, Mutlak Aşk” hükmü, Tevhid inancı onun başlıca davetlerinden birinin “insanlık makamına, imanî akıla” olduğu göz ardı ediliyor.

Konuya ilişkin İslâm düşünürlerinden Seyyid Hüseyin Nasr’ın, bazı belirlemelerini hatırlayalım:

 “(…) Bir Hallâç, bir İbn Arabî veya bir Rumî’yi (…) ermiş yapan, falan Grek veya Hristiyan bilgenin söylemiş olabileceği şu veya bu fikir değil “Muhammedî bereket”tir,  tasavvufun metot ve tekniklerinin sağladığı bu gerçek “İlâhî Huzur”dur. Onlar İslâm’ın manevî ağacının meyveleridirler ve hiçbir ağaç, kökleri kendisini besleyen toprağa dalmaksızın meyve veremez.(Seyyid Hüseyin Nasr, İslâm İdealler ve Gerçekler)

Bu itibarla Çalıştay Sonuç Bildirgesi’nden; “Dünyada İslâmsız bir tasavvuf, Türkiye’de şeriatsız bir İslâm sunuluyor. Bu bağlamda mü’min bir Mevlâna algısı için çalışılmalıdır; müsteşrikler tarafından dayatılan bir Mevlâna var; Mevlâna’yı herkes kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor. Bu durum ahlâk ölçüleri yozlaştırıyor” gibi algıya ilişkin tespitler; “Mevlâna ile ilgili materyali biz hazırlamazsak algıyı yönetemeyiz; Mevlâna kendi eserleri üzerinden tanımlanmalı ve tanıtılmalı. İslamifobya kaynaklı eleştirilerden hareketle birilerinin seveceği bir Mevlâna inşasına girişmemeli; Akademik dünyanın özgür bir ortamda yeniden Mevlâna’yı keşfetmesine imkân sağlanmalı; Mesnevi şerhi geleneği ihya edilmeli” gibi “çıktılar”, diğerleriyle birlikte önemli.

Mesele nasıl tatbik edileceği, yolumuz. Çıkmaza saplanmamak için; sadece yürümek değil, nereye gideceğimizi gösterecek olan için ve dışın bilgisi. Destek ve enerjiyi, şevki kimlerden, nelerden aldığımız. Gönül, fikir ve para babalarımız.

Yoksa söz gelişi yalnızca Buda’nın başına sikke değil, mümtaz bir İslâm velisi olan Hazreti Mevlâna’nın da tepesine Buda’yı geçirebiliriz.

Hz. Pîr; “İnsanın gemi gibi vücudunun yelkeni itikaddır. Gönül havzına vâsıl olmak için, toprağı çok kazmak ve cetveller açmak lâzımdır (Fihî Mâ Fîh)” buyurmakta.

 Bizim de definelerimizi görmemiz ve sahip çıkmamız gerekmektedir.

Çalıştay ve benzeri faaliyetlerin hayırlı neticeler getirmesi dileğiyle.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.