Selçuklu Devleti’ne yıllarca başkentlik yapmış olan Konya, daima yerli ve yabancıların ilgisini çekmiştir. Konya hakkında pekçok seyyah, edip, şair, diplomat ve aydın çeşitli kitaplar yazmış, seyahatnamelerinde geniş bilgilere yer vermiş bulunuyor. Bunlardan birisi olan ve 1901 Mayıs ayında Bursa’dan trenle hareket ederek şehrimize gelen İstanbullu tarih öğretmeni Mehmed Ziya Bey’in “Bursa’dan Konya’ya seyahat” adıyla kaleme aldığı seyahat notları Bursa İl Özel İdaresi tarafından kitap hâlinde yayınlanmış bulunuyor. Kitapta Bursa İl Özel İdaresi Genel Sekreteri, Devlet Su İşleri Genel Müdürü hemşehrimiz Ali Altuntaş’ın da bir takdim yazısı yer alıyor.
1866’da İstanbul’da Süleymaniye semtinde dünyaya gelen ve Mevlevî tarikatına mensup olan Mehmed Ziya Bey, 1930’da vefat ederek, Eyüp’te Bahariye Mevlevihanesi haziresinde defnedilmiş. 1886 yılında Galatasaray Sultanisi’ni bitiren, ayrıca üç yıl da Sanayii Nefise Mektebine devam ederek karakalem resim yapmasını öğrenen Ziya Bey, 1889’da Gümülcine İdadisi’ne tarih edilmiş, daha sonra sırasıyla Edirne, Tekirdağ, Halep, Konya, Bursa, Midilli İdadilerinde ve İstanbul’da çeşitli okullarda öğretmenlik yapmış. İstanbul’daki tarihî eserler hakkında incelemelerde bulunan, 1917’de Âsâr-ı Atîka Encümeni gibi üst düzey kademelerde görev yapan Mehmed Ziya Bey, sık sık anma toplantıları düzenlediği için “İhtifalci” lâkabıyla tanınmış.
Konya’ya seyahat etmeden önce şehrimizde öğretmenlik yapan Mehmed Ziya Bey, bu seyahatinde 4 gün kaldığı Konya’nın görevli olduğu yıllarla bir de kıyaslamasını yapıyor. Konya’daki gözlemlerini en ince noktasına kadar kaydeden Mevlânâ muhibbi Mehmed Ziya Bey’in bu sütuna aktaracağımız notlarının yer aldığı kitabı Bursalı eski bisikletçilerden kıymetli dostum Saim Tatlıcılar göndermiş. İlginizi çekeceğini ümit ederek, Mehmed Ziya Bey’in sadeleştirilmiş önsözünü takdim ediyorum:
“Bizde, Osmanlı ülkelerinin tabiat ve uygarlık durumlarına dair mükemmel eserler henüz mevcut değildir. Gerçi meşhur Evliya Çelebi, bu alandaki eserlerden üstün, ayrıntılı ve akıllara şaşkınlık veren bir seyahatname meydana getirmiştir. Fakat Avrupalıların seyahatnameden kastettiklerinin büsbütün başka bir şey olduğu da malûmdur. Şimdiye kadar Batılı bilginlerden bazıları, özellikle Anadolu’ya seyahatler yaparak incelemede bulunmuşlardır. Bunlardan, 1916’da vefat edene kadar Osmanlı Ordusu’nda görev yapmış olan Alman General Von Der Goltz Paşa ile Fransa hükümeti tarafından bilimsel incelemeler yapmak üzere Anadolu’ya gönderilen Mösyö Huart, Anadolu’nun hem eski ve hem de günümüzdeki durumuna dair kitaplar yazmışlardır.
Bunlardan başka şu birkaç sene içinde, Anadolu’ya dair Almanca gayet mükemmel resimli eserler de yayımlanmıştır. Ben de bundan birkaç sene önce Rumeli’den başka Halep, İskenderun, Mersin, Tarsus, Adana, Konya, Akşehir ve Eskişehir yoluyla İstanbul’a ve diğer taraftan da İstanbul’dan hareketle Samsun, Amasya, Tokat ve çevresine kadar gidip, hayli incelemede bulunmuştum. En son Bursa’da bulunduğum sırada dahi, saltanatın doğduğu yer olan Hüdavendigâr memleketi hakkında bazı tarihî incelemeler yapmış olduğumdan, içimde Bursa yoluyla Konya’ya kadar bir seyahatname yazma hevesi uyanmıştı. Bu seyahatnamede gezdiğim yerlerin eski hâlleri hakkında ayrıntı vermek her durumda fayda getireceğinden, ismi geçen Mösyö Huart’ın Konya adlı eserine başvurulmuş ise de eser, tarihî ve arkeolojik incelemeler konusunda pek eksik görüldüğünden, Fransa Enstitüsü üyelerinden Mösyö Charles Texier’nin Küçük Asya adlı sekiz yüz sayfa eserinin getirtilmesine gerek görülmüştür.
Anadolu ile ilgili ayrıntılı bilgileriyle bu eser dikkat çekicidir. Bundan dolayı eski dönemlere ilişkin incelemelere ait konuları ondan aldığım gibi Strabon, Plin, Herodot gibi ünlü isimlerin bilgilerine de başvurarak eksikleri tamamladım. Faydalı olur ümidiyle yayımlamaya cesaret ediyorum”
Kitabı yayına hazırlayan Mehmet Fatih Birgül de Mehmet Ziya Bey için “Maarifçi kişiliği kitabın başka açılardan da değer kazanmasını sağlamıştır. Örneğin gittiği yerlerin nüfus, coğrafi, tarih, eğitim ve kültürel durumlarıyla ilgili son derece önemli bilgiler vermekte, yirminci yüzyılın hemen başındaki Osmanlı Anadolusu göz önüne serilmektedir” diyerek, şöyle devam ediyor:
“Yazarın üst düzey bir Mevlevî olması sebebiyle kitapta, bizzat eserden Mesnevî okutma icazeti olduğunu öğreniyoruz. Mevlevîliğin doğduğu ve yeşerdiği bölge hakkında hem eski tarihlere hem de kendi dönemine ait çok önemli ve ilk elden bilgiler yer almaktadır.Öyle sanıyoruz ki bu bilgiler, günümüzdeki araştırmalara da ışık tutacaktır”
Konya’yı çok sevdiği, Hz. Mevlânâ, Sadreddin-i Konevî, Şems-i Tebrizi, Kadı Siraceddin, Âteşbâz-ı Velî gibi mâneviyat önderlerine büyük saygısı bulunduğu anlaşılan Mehmed Ziya Bey’in Konya hatıralarını ilginç bularak, ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyorum. (Devam edecek)
1866’da İstanbul’da Süleymaniye semtinde dünyaya gelen ve Mevlevî tarikatına mensup olan Mehmed Ziya Bey, 1930’da vefat ederek, Eyüp’te Bahariye Mevlevihanesi haziresinde defnedilmiş. 1886 yılında Galatasaray Sultanisi’ni bitiren, ayrıca üç yıl da Sanayii Nefise Mektebine devam ederek karakalem resim yapmasını öğrenen Ziya Bey, 1889’da Gümülcine İdadisi’ne tarih edilmiş, daha sonra sırasıyla Edirne, Tekirdağ, Halep, Konya, Bursa, Midilli İdadilerinde ve İstanbul’da çeşitli okullarda öğretmenlik yapmış. İstanbul’daki tarihî eserler hakkında incelemelerde bulunan, 1917’de Âsâr-ı Atîka Encümeni gibi üst düzey kademelerde görev yapan Mehmed Ziya Bey, sık sık anma toplantıları düzenlediği için “İhtifalci” lâkabıyla tanınmış.
Konya’ya seyahat etmeden önce şehrimizde öğretmenlik yapan Mehmed Ziya Bey, bu seyahatinde 4 gün kaldığı Konya’nın görevli olduğu yıllarla bir de kıyaslamasını yapıyor. Konya’daki gözlemlerini en ince noktasına kadar kaydeden Mevlânâ muhibbi Mehmed Ziya Bey’in bu sütuna aktaracağımız notlarının yer aldığı kitabı Bursalı eski bisikletçilerden kıymetli dostum Saim Tatlıcılar göndermiş. İlginizi çekeceğini ümit ederek, Mehmed Ziya Bey’in sadeleştirilmiş önsözünü takdim ediyorum:
“Bizde, Osmanlı ülkelerinin tabiat ve uygarlık durumlarına dair mükemmel eserler henüz mevcut değildir. Gerçi meşhur Evliya Çelebi, bu alandaki eserlerden üstün, ayrıntılı ve akıllara şaşkınlık veren bir seyahatname meydana getirmiştir. Fakat Avrupalıların seyahatnameden kastettiklerinin büsbütün başka bir şey olduğu da malûmdur. Şimdiye kadar Batılı bilginlerden bazıları, özellikle Anadolu’ya seyahatler yaparak incelemede bulunmuşlardır. Bunlardan, 1916’da vefat edene kadar Osmanlı Ordusu’nda görev yapmış olan Alman General Von Der Goltz Paşa ile Fransa hükümeti tarafından bilimsel incelemeler yapmak üzere Anadolu’ya gönderilen Mösyö Huart, Anadolu’nun hem eski ve hem de günümüzdeki durumuna dair kitaplar yazmışlardır.
Bunlardan başka şu birkaç sene içinde, Anadolu’ya dair Almanca gayet mükemmel resimli eserler de yayımlanmıştır. Ben de bundan birkaç sene önce Rumeli’den başka Halep, İskenderun, Mersin, Tarsus, Adana, Konya, Akşehir ve Eskişehir yoluyla İstanbul’a ve diğer taraftan da İstanbul’dan hareketle Samsun, Amasya, Tokat ve çevresine kadar gidip, hayli incelemede bulunmuştum. En son Bursa’da bulunduğum sırada dahi, saltanatın doğduğu yer olan Hüdavendigâr memleketi hakkında bazı tarihî incelemeler yapmış olduğumdan, içimde Bursa yoluyla Konya’ya kadar bir seyahatname yazma hevesi uyanmıştı. Bu seyahatnamede gezdiğim yerlerin eski hâlleri hakkında ayrıntı vermek her durumda fayda getireceğinden, ismi geçen Mösyö Huart’ın Konya adlı eserine başvurulmuş ise de eser, tarihî ve arkeolojik incelemeler konusunda pek eksik görüldüğünden, Fransa Enstitüsü üyelerinden Mösyö Charles Texier’nin Küçük Asya adlı sekiz yüz sayfa eserinin getirtilmesine gerek görülmüştür.
Anadolu ile ilgili ayrıntılı bilgileriyle bu eser dikkat çekicidir. Bundan dolayı eski dönemlere ilişkin incelemelere ait konuları ondan aldığım gibi Strabon, Plin, Herodot gibi ünlü isimlerin bilgilerine de başvurarak eksikleri tamamladım. Faydalı olur ümidiyle yayımlamaya cesaret ediyorum”
Kitabı yayına hazırlayan Mehmet Fatih Birgül de Mehmet Ziya Bey için “Maarifçi kişiliği kitabın başka açılardan da değer kazanmasını sağlamıştır. Örneğin gittiği yerlerin nüfus, coğrafi, tarih, eğitim ve kültürel durumlarıyla ilgili son derece önemli bilgiler vermekte, yirminci yüzyılın hemen başındaki Osmanlı Anadolusu göz önüne serilmektedir” diyerek, şöyle devam ediyor:
“Yazarın üst düzey bir Mevlevî olması sebebiyle kitapta, bizzat eserden Mesnevî okutma icazeti olduğunu öğreniyoruz. Mevlevîliğin doğduğu ve yeşerdiği bölge hakkında hem eski tarihlere hem de kendi dönemine ait çok önemli ve ilk elden bilgiler yer almaktadır.Öyle sanıyoruz ki bu bilgiler, günümüzdeki araştırmalara da ışık tutacaktır”
Konya’yı çok sevdiği, Hz. Mevlânâ, Sadreddin-i Konevî, Şems-i Tebrizi, Kadı Siraceddin, Âteşbâz-ı Velî gibi mâneviyat önderlerine büyük saygısı bulunduğu anlaşılan Mehmed Ziya Bey’in Konya hatıralarını ilginç bularak, ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyorum. (Devam edecek)