Bursa, Uludağ, İzmir ve Fuar

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE / Ahmet Güldağ

İstanbul gezimizi sona erdirip Bursa’ya gidiş için Yalova vapurunda yol alıyoruz.

Vapur aynı zamanda vasıtaları da yüklemiş olarak yol alıyor.

O zamanlar İç Anadolu şehirlerinden İstanbul’a gidecek otobüsler İstanbul’a gitmek için, Bursa’ya gelir buradan Yalova’ya sonrada vapurla İstanbul’a ulaşmış olurlardı.

Tabii trenle gidecekler Eskişehir, İzmit yoluyla İstanbul’a varmış olurlardı.

***

Vapurda Konya otobüsleri olunca yolculardan Konyalılarla sohbet edip çay içerken…

İki buçuk saat sonra Yalova’daydık.

Bursa’ya gidecek otobüslere atlayıp, iki saate yakın dar yollardan geçile vardık Bursa’ya.

Bursa’nın içine değil Çekirge mevkiindeki termal yani kaplıcalarından birisine yerleştik.

Bizim için hem kaplıca hem de Bursa ve Uludağ gezisi başlıyordu.

***

Önce Bursa’ya inip her gün bir Osmanlı eseri camileri türbeleri geziyor öğleyin Bursa’nın meşhur İskender’inden tadıyorduk. Bu arada şunu belirtmek isterim.

Bursa’da İskender yemeği yapan tarihi bir lokanta vardı ve burada hakikaten leziz bir İskender yerdik.

İskender yemeği pek çok şehirde yapılmaya başlanıldı ama Bursa’nın ki başka olmalıydı.

Ne gezer yıllar sonra gittiğimde o tarihi yeri bulamadım ve Bursa’da da sözde tarihi denen yerlerdeki İskender yemeğinde o tat kaybolmuştu! Bulamadım bir türlü…

***

Osmanlı devrinde Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa’ya hediye ettiği ve sanatkâr oyuncuların mevcut olduğu tiyatroda İstanbul efendisini seyrettik.

Bir günde teleferiğe binip o güzelim dağ yamaçlarındaki çamları aşağıya bakarak seyrederek giderken haz duyuyorduk.

Uludağ’a ulaştığımızda. Mevsim son bahara gidiş olduğundan kar yok her yer yemyeşildi. Ciğerlerimize işleyen temiz havayı soluduk.

Birkaç saat sonra bu günün betonları bulunmaya o günlerdeki güzel görünümden Bursa’ya döndük.

***

Bir hafta kaldığımız Bursa’dan otobüsle İzmir’e doğru yol aldık.

Yolda Balıkesir ve diğer ilçelere uğrayan otobüs bu günlere göre iki vasıtanın geçebileceği yollardan geçerek beş saat sonra İzmir’e vasıl olduk.

İzmir’de bir otele yerleşip akşam üzeri İzmir fuarını gezmeye çıktık.

***

Fuarda bilhassa Amerika ve Rusya sanayilerini sergilemekte yarışıyordu.

O günlerde Türkiye’de bulunmayan damperli kamyonları merakla seyrediyordu gezenler.

Oto olarak Volvo vardı herkes hayran hayran bakıyordu.

Ya teknik aletler ve fotoğraf makinaları yarış içinde idi. Bende bir Rus malı fotoğraf makinası almıştım. Çok güzel net resim veriyordu. Sonraları aldığım son model dijital makinalar onun verdiği netliği veremedi.

Akıllı telefon ve dijital makinem olmasına rağmen…

Hâlâ bende mevcut olan bu makine ile çekerim manzara resimlerini ama film de, tap edende kalmadı.

Bir gece de, İzmir’e gelip sanatını sunan Müzeyyen Senar’ı hayranlıkla dinledik.

***

Konya’da sevdiğim bilhassa salatasının kimsenin yapamayacağı zevki vermesini bilen rahmetli Hasan Amca tembih etmişti.

“İzmir’de çipura balığı çok lezzetli olur meşhurdur. Ondan tadın” demişti.

Hangi lokantaya gittikse de bulamadık. Çipura balığı yapanı sorup soruşturduk. “Şimdi yapan kalmadı ama şu turizm lokantasına bir bak” demişlerdi.

Lokantayı bulup girdik. Ne yazık ki onlarda da Çipura yok başka balık vardı.

Turizm belgesi bulunan bu lokanta da. O zamanlar serbest fiyat tatbik edilir diğer yerler belediye rayicini aşamazlardı.

Bu bakımdan listeye baktım. Balıkların tanesi 7,5 lira idi. Olsun dedik ısmarladık.

Uzatmayalım, başka şeylerde yedik ve ben listeye bakarak yediklerimizin kırk lira olduğunu hesapladım.

Diğer lokantalarda bu yemek faslı 25 lirayı geçmezdi. Ama burası böyle deyip kabullenmiştim.

Yemek sonu hesap istediğimde hayret ettim. Balıklar on beşer lira ve toplamı seksen lira ediyordu.

Tepem attı. Garsona listedeki fiyatı gösterdiğimde…

“Burası turizm belgeli yüksek fiyat değil” demesin mi?

“Bana fatura verin öyleyse” dedim.

Giden garson adresimi sorduğunda “Belediye fen adamı” tarifiyle vermemi müteakip garson tekrar geldi.

“Fatura istemezseniz patron size yarı fiyat indirimi hediye indiriyor ne dersiniz?” teklifine hayretle…  

Zaten asıl ödeme kırk lira olduğu için tamam deyip ödedim ve ayrıldık.

“Neye böyle yaptılar ki?” soruma cevap veren İzmirliler “Şikâyet edeceğinden çekinmiş olmalılar demişlerdi.

İşte kazıkçı lokantalarda vardı turizm adı ile İzmir’de…

***

Üç gün kadar kalıp asansöre İzmir’in kalesi vapurla Karşıyaka’yı falan gezdiğimiz İzmir’den Konya’ya giden otobüsle yola çıktık.

O günlerin dar yollarından yedi saat sonra Konya’daydık…

Nereye gidersen git ve gezersen gez benim Yeşil Meramlı! Konya’m ve iki katlı baba evinin huzuru bambaşkaydı…

***

Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.