Bugün Yeni Hikâyeye Başlıyoruz

Bugün Yeni Hikâyeye Başlıyoruz

Yine ‘selam duâsı’yla başlayalım yazımıza efendim:

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Geçen hikâyeden son beytimiz kalmıştı, hemen onu takdim edelim sizlere;

“Mağarada, yâr onunla nağmeler terennüm etmektedir. Fakat ne fayda var ki, gözün ve kulağın mühürlü olduğu için sen bunları görmüyor ve işitmiyorsun.”

Mevlâna Hazretleri bu son beyitte, ‘gâr’ yâni mağara ki, bir sığınma ve korunma mekânıdır, tabi asıl sığınılacak mekan, Allah Teâlâ’nın rahmet kucağıdır. Gerçek yâr, ve hakiki dost ancak Cenâbı Hakk’tır. Beyitte bahsedilen nağmeden maksat, Rabbi Teâlâ ile söyleşi yâni duâdır, niyâzdır. Bu hal müminin Rabbiyle olan huzûrun tezâhürüdür. Aynen Ahhâb-ı Kehf gibi uykudayken dahi uyanık bulunmaktır. Burada olağan dışı bir oluşum vardır. Bugün de Hak dostu ârif zâtlar vâr olup belki de, bizim dibimizdedir. Onları bilmek, bulmak basiret işidir. ‘Altının değerinin ancak sarrafı bilir’ misâli, onları ancak onlar gibi olanlar anlar. Ama her şeyi şekle ve görüntüye indirmiş olanlar, elbette ki ârifleri anlayamazlar. Böylelerinin asil Kur’an’da bahsedildiği gibi görüşleri perdeli olup, işledikleri günahları vesilesiyle kalplerine, kulaklarına, gözlerine perde inmiştir, mühürlenmiştir. (Bakara, 7)

Eşyânın aslını ve hakikatini görmek bir iman, aşk ve teslimiyet işidir. Hakikatlerin aslı derece derecedir. Herkes kendi kâbiliyeti ölçüsünde anlar. Peygamberler dahi sırların en derinine vakıf olamamışlardır. Asıl saltanat sâhibi Allâhu Zül Celâl’dir. Sultanların Şâhı Râsûlî Zişân Efendimiz aleyhissalâtu vesselam; ‘Ya Rabbi bana eşyânın hakikatini göster, Sana olan hayranlığımı artır.’ Niyazlarında bulunurdu. Evet, hakiki sığınak yalnızca Rabb’imizin sonsuz rahmetidir. Cenâbı Hakk’ın rahmetinin dünyâdaki sembolü ise Âlemlerin Rahmeti aleyhissalâtu vesselam’dır. Buna ilâveten Peygamber dostu velîler de, aynen rahmet sığınaklarıdır.

Beyitte Mevlânâ Hazretleri, ‘gâr’ ve ‘yâr’ kelimelerinin birlikte bahsetmesi Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’ın yâr-ı gârı (mağara dostu, mağara arkadaşı), sâdık dost Hz. Ebû Bekîr Sıdd’ık’ı akla getiriyor. En zor günlerde, en korkulu vakitlerde Allah Rasûlu aleyhisselâm’ı bir an olsun yalnız bırakmayan vefâlı dost Ebû Bekir idi.

Bir farklı yorumu da istifâdenize sunmak istiyoruz, müsâdenizle; ‘Burada mağaradan maksat dünya ve ârifin bedenidir. İkisi de ârife aykırı değildir. Tam aksi ârifle berâberdir. Zikrederler, sevinç içindedirler. Ama câhiller ve günahlar insanların göz ve kulağına mühür ve kılıf olunca ne ârifi, ne zikri, ne fikrini işitip göremezler. Ârifler şu anda dünyâda var olduklarına göre, onların sâhip olduğu saadetten yararlanıp mutlu olmak mümkünken Allâh’ın emirlerine muhalif olanlar, bu nimetten mahrum kalırlar. Kör ve sağır olurlar.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.140)

Efendim şimdi yeni bir hikâyeye başlıyoruz;

HALİFENİN LEYLÂ’YI GÖRMESİ

“Halife Leylâ’ya; ‘Mecnun’un perişan olmasına ve sapıtmasına sebep olan Leyla sen misin?’ dedi.”

Halife Leylâ’yı bilip tanımadığından ona pek alâkayla bakmadı, onun fiziki hâlini fark edemedi ve onu alelâde sıradan bir kişi olarak değerlendirerek bu sözleri söyledi. Bu durum aynı ilim ve irfânı olmayan, kıymetli kâmil zatları kendi zâviyelerinden sâdece şeklen değerlendiren basit insanlara benzerler. Böyleleri bu tür âriflerin yalnızca dış görünümleriyle değerlendirdiklerinden onların kıymetlerinden habersiz kimseler gibidir. Oysaki insanın özü ve aslı bedeni ve sûreti değil, rûhu ve irfânıdır onları değerli kılan.

“Halife Leylâ’ya; ‘senin başka güzellerden bir fazlalığın yokmuş’ dedi. Leyla; ‘Sen aşkım mecnun değilsin, bu yüzden sus.’ Diye cevap verdi.”

Leylâ’ya görebilmek için ancak Mecnun boyutuyla bakmak gerekir. Leylâ’yı anlayabilmek adına, hem âşık hem de sâdık olmak şarttır. Yoksa tıpkı halife gibi onu alelâde kişilerden ayıramaz. O yüzden Leyla; ‘Sen sus, sen âşık değilsin’ diyor. Önceki beyitlerden bu yana bahsedildiği üzere ârif ve akıllı kişiler, mâneviyâtı inkar etmekte inatçı olanlar aslında şunları söylemek isterler; ‘Benim ilim ve irfânımı idrak edebilmek kişide aklının nûrânî ve rûhunun da feyzinin olmasına bağlıdır. Bu sebeple bu bahsettiklerimiz olmayınca kişiler bu sırrı anlayamaz ve kavrayamazlar.

Efendim hayırlı Cumâlar. Haftaya nasipse yine devam edelim inşallah.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri