Bu Şehir mi Dünya Şehri?

Ahmet Güldağ

Dost ziyarete gelmişti. Gelmişti ama selam verse de stres içinde olduğu gözden kaçmıyordu.

Herhalde canını sıkan bir olay olmuş olsa ki sakinleşemiyordu.
Hal, hatır sonrası. Patlayıverdi birden!
“Bak asıl şu anlatacaklarımı bir yaz. Eğer yavaştan alıp yazmazsan “tasvibkâr yazar”* derim sana da.
Olmadığını biliyorum ama bunu pas geçme?”
“Hayır ola? Ne oldu ki?” Diye sorarken “Beni tanıyamadın mı hâlâ? Tasvip edileceği tasvip, değilse tenkit etmekten çekinmem.
Anlat şu olayı da merakta bırakma?”
***
Dost koltuğa şöyle bir kurulup derin nefes alırken “Ehh” deyip başladı anlatmaya.
“Geçen ay Köroğlu ile Antalya ya gitmeye karar verdik. Malum eşyasız gidilmez. Gidilmez ama her seferinde ihtiyar yaşımızda da taşıma eziyetini dinlene dinlene oflaya puflaya sineye çekeriz.
Emekli maaşı öyle taksi tutmaya elvermez. Araba ne gezer bizde. Yakın ve tanıdık yardımı da bulamazsın bu zamanda.
 Küçük de değil büyük ve işlek caddedeyiz ama otobüs zaten mafiş minibüs de bulamazsın oto gara gitmek için.  Ancak bizim yerden bir km. bazı yerlerde iki km. uzaktan geçenlere ulaşman lazım…”
Sözünü kesip, “İyi de, bu anlattıkların hepimizin başından geçmekte. Zaman zaman yazdım da bunları. Önem veren bulunmuyor ki halen devam ediyor…” derken alevlendi yine
“İşte bende buna getirmek istiyorum. Yıllardır Konya’yı Dünya Şehri yapacağız, yaptık nakaratları ki bu şehir Dünyada bulunan şehir değildi de fezadan falan mı getirildi sanki. O da ayrı ya!
Nasıl dünya şehri ki her ana mahal yerlerden, bırak Tren garını Otogar’a giden otobüs bulamazsın?
Bak şimdi sözümü kesmede tam anlatayım olayı.
Eziyete dayanıp Otogar’a giden minibüs durağına vardık. Gelen dolu. Millet ayakta gidiyor. Gelen minibüs durmadan geçiveriyor. Onlarda haklı fazla yolcu alırsa ceza yer ama aslında ayakta da yer yok.
Otobüsü kaçıracağız telaşı içinde iken, birine ayakta olmak üzere atabildik kendimizi.
Minibüs terminalden bir km.ye yakın uzakta indirdi bizi. Yine ohlaya puflaya Otogara girebildik…”
Yine sözünü kestim.” Eşyaları orada bırakıp servis arabası getirir onunla götürürdün…” derken sözümü ağzıma tıkayıverdi!
“He ya! Onu da bulursan. Paralı götürme açıkgözlüleri bırakmışsa! Oradaki vazifeliye kafa koçanını vircen öyle götürcen. O zamana kadar dinlene dinlene gelirsin. Değmez.
Biliyorsun yıllar öncesi Konya’da ki otobüs bürolarından servisle gidilir Otogar’ın hemen yanında inilirdi. Hangi aklı evvel kaldırtmaya sebep olmuşsa oldu ve resmi yetkililerde göz mü yumdu yoksa onlarında işine mi geldi nasıl oldu ise kaldırıverdiler…”
Araya girdim yine. “Evet, bunun üzerinde hayli yazım oldu, hatta bir genç kızın feveranını yazmıştım ama ne okuyan nede ilgilenen oldu ki tatbikte kaldı.
Birkaç yıl evvel Otogar Müdürü ile görüşmüştüm bu hususu. Bendenize rekabet kurulu kararları vb. gösterip bir şey yapamadıklarını belirtmişti…”
Yine alevlendi. “ O kararlar sadece Konya için mi? Diğer vilayetler hatta ilçelerde geçerli değil mi? Oradaki ilgililer vazifesini mi yapmıyor yoksa? Allah aşkına susta anlatayım iyice.
Yol üzerinde uğradığımız Beyşehir’de de, Seydişehir’de de aynı firmaların servis arabaları yolcuları getirdiler götürdüler.
Bu ilçeler Konya’nın değil mi? Nasıl oluyor öyle ise merkez de yoh yoh. İlçeler de var?
Dahası var Akseki, Manavgat, Serik ilçelerinde de üç beş yolcu için bile servis var. Antalya Otogarının dışında değil indirme yerinin hemen yanında bütün firmaların servisleri tren katarı gibi.
Ayrıca yine içeride yarım saatte bir hareket eden bir tane değil. Şehir merkezinin çeşitli ve bütün semtlerinden geçen Halk otobüsleri hazır ve nazır.
Rahatça hangi semtte isen gidebiliyorsun. Ve bizde gittik rahatça orada. Bu işlem yeni değil yıllardır mevcut.
Dönüşümde bilet almak için otobüs bürosuna gittim. Bilet işi tamamlanınca hanım kız “Amca servis ister misiniz” demez mi?
Ağzım açık kaldı hayretten!..
Bu arada birde ne oldu bak. Konya’ya yaklaşırken Belediye konkasörlerinin orada otobüs birden sağ şarampole doğru giderken tak tak sesleri çıkarıyor, şoför durdurmaya ve direksiyona hâkim olmaya çalışıyordu.
Hepimizi korku sardı heyecanlandık. Hele ki yolun kenarında durdurulabildi.
Ön sağ lastik patlamıştı. Cant üstünde ezilen lastikten duman çıkıyordu. Yüce Yaradan, ateş almasından korumuştu ki kazasız belasız atlattık
Sıcaklıktan yarım saate yakın bijonları çözebildiler ama birisi yalama olup bozulmuştu. Dikkat et buraya!
Otobüste kriko da yokmuş ki geçen bir kamyondan aldılar. Patlayan lastik çividen değil kabak olduğundan patlamış meğer.
Yerine yine kabak lastik takılan otobüsle Otogara geldik. Otobüs doğru Ankara gidiş peronuna girdi.
Biz inerken Ankara yolcuları aynı otobüse biniyordu. Bir bijon eksik ve kabak lastikli otobüsle yol alacaklardı.
Hayret içinde “Nasıl olur bu?” derken işte kazalar üç kuruşluk lastik parası yerine insan değerinin ne olduğunu düşündüm.
Konya, pardon eşi bulunmaz şehirlerden Dünya şehrine geldik.
Ne servis ne de otobüs. Hayal bile etme.
“Yüklen Köroğlu yavaş yavaş şu uzakta ki minibüslere gidelim. Burası Dünya şehri Konya” deyip yola düştük.
Giderken düşünceler film şeridi gibi geçiyordu.
“Bu şehir mi Dünya şehri” diye. Yazık o bir şehirler, ilçeler olamamış bir türlü!
Alkışlayalım değil mi?”
***
Bendeniz diyecek söz bulamadım. Belki ilgililer değilse de sizler bulursunuz.
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle…
--------------
* Tasvipkâr: Olumlu bulup onama, iyi ve başarılı görme

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.