Cumartesi günü gazetede çıkacak yazımı bu gün (7. 1. 2010 Perşembe) göndermem gerekiyor. Gerçi bu gün mutlaka gönder diyen yok, erken olmak kaydıyla yarın da gönderebilirim. Ben, hem kendimi ve hem de gazetedekileri öyle alıştırdım. Yazım, yayınlanacağı tarihten bir gün öncesi gazeteye ulaşmış olursa, çalışma ve yazıyı yerleştirme daha rahat olur diye düşünürüm. Bizim de görevimiz; yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi işi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.
Bana göre yazı yazma işinin zor tarafları var: Üstelik benim yazabileceğim konular sınırlı. Elbette Gazetemiz bana; şu konularda yazarsın, şu konularda yazamazsın diye bir şey söylemiş değil. Söylemez de. Keşke söylese işim o zaman biraz daha kolaylaşmış olur. Ülkemizin gündemi yüklü, zengin ve hareketli görünüyor ama, benim gündemim o kadar yüklü ve zengin değil. Ben, yazamayacağım konuları size açıklarsam, geriye neler kaldığını tahmin etmeniz kolaylaşır.
En başta ben, politikadan bahsetmem ve politik yazılar yazmam. Yazsam da yadırganır. Çünkü hayatım boyunca politikadan uzak durmuşum. Uzak durmuşum demek; hiç ilgilenmemişim anlamına gelmez. Seçimlerde oy kullandığıma göre az da olsa mecburen ilgim olacak demektir. Fazla anlamam desem yalan da olmaz. Sporla ilgili yazılar yazamam, çünkü hayatımda ayağımı topa vurmuş ve ömrümde bir defa maça gitmiş değilim. İktisat ve ticaret uzmanlık alanımın dışında. Gündemin önemli bir bölümünü işkal eden depremin teknik izahını yapamam.
Yazılarımda şahsiyet yapmaktan, burçlardan bahsetmekten ve entel tipleri anlatmaktan da hoşlanmam. Toplumu ilgilendirmeyen veya topluma bir faydası dokunmayan havai konulara da yaklaşmam, Devlet adamlarının seyahatleriyle, önemli ve şöhretli kişilerin özel hayatlarıyla ilgili magazin yaftası altında dedikodu yapmaktan da hiç hoşlanmam. Aile bütünlüğünü zedeleyecek ve kutsiyetini sarsacak, karı koca arasındaki nikah bağının hafife alınmasına sebep olacak konulara yer vermek de hiç adetim değil.
Geriye ne kaldı?
Esas zenginlik ve derinlik geriye kalanlar da: En başta dinî ve ahlâkî konular. Genel kültür. Eğitim ve öğretim. İlk öğretimden üniversiteye varıncaya kadar okullarımızın durumu. Tarihi geçmişimiz ve şanlı mazimiz. Vatan ve millet sevgisi. Kahramanlık destanlarımız. Yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın ve sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımızın durumu. Çeşitli telkin ve tesirlerle günden güne bizden uzaklaşan, ecdadını düşünmeyen, dilini, öz musikisini, sanat ve edebiyatını hafife alan bir kısım gençlik...
Aslında ben, seyahati ve seyahatle ilgili yazılar yazmayı çok severim. Dünyanın neresine gitmiş isem gördüklerimi ve yaşadıklarımı mutlaka yazdım ve iki kitapta (*) topladım.. Gördüğüm ülkeler içerisinde yalnız Endonezya'yı yazmadım, acaba neden yazmadım diye halen üzülürüm. Gezi dalında yazmayı çok sevdiğim gibi, tabiattan bahsetmeyi de çok severim. Yazmak bir tarafa dağları, düzlükleri, gölleri, nehirleri ve ormanları düşünmek, gökyüzünü seyretmek beni çok dinlendirir. Hele bir de onlarla iç içe olursam dünyam değişir, psikolojim düzelir ve moralim yükselir.
Bu sefer yazacak bir konu aklıma gelmediği için, konusuz yazı nasıl olurmuş diye böyle bir deneme yaptım. Biz televizyon programlarında olduğu gibi okuyucuyla canlı telefon bağlantısı da yapamıyoruz ki konuyu onlardan alalım. Türkiye'nin gündemini bizi açmayan ve sarmayan konular işkal edince benim gibi düşünenler, dedikodu ve polemiklere mesafeli olanlar konusuz kalıyorlar. Her nedense bazen böyle oluyor.
Bundan önceki yazımı kaleme aldığım günden bu güne kadar neden bahsedeyim diye hep düşündüm, aklıma bir şey gelmedi. Belki de gündemi iyi takip edemedim. Medyadan da uzak kalmadım, zaten uzak kalmam düşünülemez. Buna rağmen cazip bir konu yakalayamadım. Siz de diyeceksiniz ki; şimdiye kadar yazdıklarınız çok mu cazipti? Belki cazip değildi, ama en azından öyle diye yazıyoruz.
Tabii ki okuyucu işin bu yönünü bilmediği ve yaşamadığı için bazı yazıları beğenmez ve belki de yazarına hafiften kızar. Şu anda bana kızdıkları gibi. O kadar konu bolluğu ve gündem zenginliği içerisinde yazacak bir şey bulamamış diye düşünebilirsiniz. Belki siz de haklısınız, belki değil kesin haklısınız.
-----------
(*) Orta Asya'da İslâm'ın Yeniden Doğuşu (Halit Güler)
Tuna Nehri Konuşsaydı (Halit Güler)
Bana göre yazı yazma işinin zor tarafları var: Üstelik benim yazabileceğim konular sınırlı. Elbette Gazetemiz bana; şu konularda yazarsın, şu konularda yazamazsın diye bir şey söylemiş değil. Söylemez de. Keşke söylese işim o zaman biraz daha kolaylaşmış olur. Ülkemizin gündemi yüklü, zengin ve hareketli görünüyor ama, benim gündemim o kadar yüklü ve zengin değil. Ben, yazamayacağım konuları size açıklarsam, geriye neler kaldığını tahmin etmeniz kolaylaşır.
En başta ben, politikadan bahsetmem ve politik yazılar yazmam. Yazsam da yadırganır. Çünkü hayatım boyunca politikadan uzak durmuşum. Uzak durmuşum demek; hiç ilgilenmemişim anlamına gelmez. Seçimlerde oy kullandığıma göre az da olsa mecburen ilgim olacak demektir. Fazla anlamam desem yalan da olmaz. Sporla ilgili yazılar yazamam, çünkü hayatımda ayağımı topa vurmuş ve ömrümde bir defa maça gitmiş değilim. İktisat ve ticaret uzmanlık alanımın dışında. Gündemin önemli bir bölümünü işkal eden depremin teknik izahını yapamam.
Yazılarımda şahsiyet yapmaktan, burçlardan bahsetmekten ve entel tipleri anlatmaktan da hoşlanmam. Toplumu ilgilendirmeyen veya topluma bir faydası dokunmayan havai konulara da yaklaşmam, Devlet adamlarının seyahatleriyle, önemli ve şöhretli kişilerin özel hayatlarıyla ilgili magazin yaftası altında dedikodu yapmaktan da hiç hoşlanmam. Aile bütünlüğünü zedeleyecek ve kutsiyetini sarsacak, karı koca arasındaki nikah bağının hafife alınmasına sebep olacak konulara yer vermek de hiç adetim değil.
Geriye ne kaldı?
Esas zenginlik ve derinlik geriye kalanlar da: En başta dinî ve ahlâkî konular. Genel kültür. Eğitim ve öğretim. İlk öğretimden üniversiteye varıncaya kadar okullarımızın durumu. Tarihi geçmişimiz ve şanlı mazimiz. Vatan ve millet sevgisi. Kahramanlık destanlarımız. Yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın ve sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımızın durumu. Çeşitli telkin ve tesirlerle günden güne bizden uzaklaşan, ecdadını düşünmeyen, dilini, öz musikisini, sanat ve edebiyatını hafife alan bir kısım gençlik...
Aslında ben, seyahati ve seyahatle ilgili yazılar yazmayı çok severim. Dünyanın neresine gitmiş isem gördüklerimi ve yaşadıklarımı mutlaka yazdım ve iki kitapta (*) topladım.. Gördüğüm ülkeler içerisinde yalnız Endonezya'yı yazmadım, acaba neden yazmadım diye halen üzülürüm. Gezi dalında yazmayı çok sevdiğim gibi, tabiattan bahsetmeyi de çok severim. Yazmak bir tarafa dağları, düzlükleri, gölleri, nehirleri ve ormanları düşünmek, gökyüzünü seyretmek beni çok dinlendirir. Hele bir de onlarla iç içe olursam dünyam değişir, psikolojim düzelir ve moralim yükselir.
Bu sefer yazacak bir konu aklıma gelmediği için, konusuz yazı nasıl olurmuş diye böyle bir deneme yaptım. Biz televizyon programlarında olduğu gibi okuyucuyla canlı telefon bağlantısı da yapamıyoruz ki konuyu onlardan alalım. Türkiye'nin gündemini bizi açmayan ve sarmayan konular işkal edince benim gibi düşünenler, dedikodu ve polemiklere mesafeli olanlar konusuz kalıyorlar. Her nedense bazen böyle oluyor.
Bundan önceki yazımı kaleme aldığım günden bu güne kadar neden bahsedeyim diye hep düşündüm, aklıma bir şey gelmedi. Belki de gündemi iyi takip edemedim. Medyadan da uzak kalmadım, zaten uzak kalmam düşünülemez. Buna rağmen cazip bir konu yakalayamadım. Siz de diyeceksiniz ki; şimdiye kadar yazdıklarınız çok mu cazipti? Belki cazip değildi, ama en azından öyle diye yazıyoruz.
Tabii ki okuyucu işin bu yönünü bilmediği ve yaşamadığı için bazı yazıları beğenmez ve belki de yazarına hafiften kızar. Şu anda bana kızdıkları gibi. O kadar konu bolluğu ve gündem zenginliği içerisinde yazacak bir şey bulamamış diye düşünebilirsiniz. Belki siz de haklısınız, belki değil kesin haklısınız.
-----------
(*) Orta Asya'da İslâm'ın Yeniden Doğuşu (Halit Güler)
Tuna Nehri Konuşsaydı (Halit Güler)