Bu Gidiş Nereye?

Nurten Selma Çevikoğlu
Cumartesi günleri Yazarlar Birliğinde Mesnevi sohbetlerimiz oluyor. Her hafta gidip gelirken Fuar ve Zafer Meydanından geçmek zorunda kalıyorum. Aslında o çevreden geçerken asâbım bozulmaması için genelde başımı kaldırmadan geçmeye çalışırım. Ancak bu sefer dedim ki, bugün böyle yapmayacağım. Dediğimi de yaptım. Fakat içim acılarla doldu, boğazıma hıçkırıklar düğümlendi. Şunu haykırdım iç âlemimde:
‘EY İNSANLAR BU GİDİŞ NEREYE?’
Zafer ve Fuar alanları genelde gençlerin daha çok bulunduğu çevreler. Bilindiği gibi dersaneler, kitapçılar, dönerciler, cafeler, nargile salonları ve birçok uygunsuz yerler mevcut bu mekânlarda ve lebaleb gençlerle dolu. Şöyle gençlerin yüzlerine baktım ne erkek delikanlılarda erkeklik havası var ne de kızlarda hanımlık havası var. Bir defa kızlar erkekleşmiş, ayaklarda bot türü erkeksi ayakkabılar ve kotlar üzerlerinde hanımlıkla hiç bağdaşmayan montlar. Ve aynen erkekler gibi ellerde sigaralar yürüyüşler dahi tıpkı erkeksi. Konuşmalarda kendilerinde bulunması gereken nezaket ve inceliğin tek eseri olmadığı gibi son derece kibarlıktan yoksun argo tabirler mevcut. Erkeksi tavırlar mahvetmiş kendilerini. Bu berbat görüntülerin ilâvesi de var. Gâyet fütursuzca karşı cinsten kişilerle el ele, kol kola, diz dizeler kaygısızca gezmekteler ne yazık ki bu günah tablosuna başı kapalı kızlarda dâhil. Namus, ar, hayâ, iffet düştü sokağa… Bu gençlerin anneleri ve babaları nerde acaba?
Bunlar nasıl çocuk yetiştirecek? Diyorum kendi kendime ve ekliyorum; ‘Bunlar mı geleceği şefkat kahramanı anneler olacak?’ Boğazıma hıçkırıklar düğümleniyor… Dertleniyorum, üzülüyorum… Ayaklarımın dermanı gidiyor… Ah gençlerim eyvah!
Ya delikanlılar! Tam isimleri gibi kılık kıyafet delice. Kesinlikle erkeklikle bağdaşır yanı yok. Kırk yerden delik deşik, yamalı kotlar, güya moda(!), üstlerinde hippice montlar, kulaklarda küpeler… Hele saçlar, aman Allah’ım! Onlar da ne öyle? Kiminde toka kiminde taç! Hadi onu da geçtim. O saç tipleri hangi akılsızın icat ettiği bir deli saçması ne modası? Kenarlar kazınmış, kafanın ortası havuz gibi açılmış ve saçılmış, Kenarlar yan yan jöleli tam tepe horoz gibi havaya dikilmiş yahut kenarlar havada orta taraf ufak ufak tek tek dikenleşmiş. Sayamıyorum bunlar ne olduklarını sanıyorlar acaba? Bu iğrenç görüntüleriyle güzel olduklarını mı zannediyorlar? Eminim sizlerde görüyorsunuzdur. Bu delikanlılara hiç büyük ağabeyleri, babaları, dayıları, hocaları söylemiyorlar mı? Gülmüyorlar mı? Eskiden saçlarını yaptırmak için bayanlar kuaföre giderdi. Şimdi şöyle bir etrafınıza bakın pek bayan kuaförüne rastlanmıyor. Bayanlar artık saçlarına iki tarak vuruyorlar veya hiç tarak vurmamak için kuzu başı gibi perma yaptırıyorlar, tamam. Alta da bir kot çekiyor ve spor ayakkabılar. Haydi, ver elini sokak. Ve bu halleriyle genç kızlar tam bir erkek kopyası!
Şimdilerde devir değişti dikkat edin, mahallelerde hep erkek kuaförler çoğaldı. Bizim mahallemizde bir durak içinde tam 6-7 tane erkek kuaförü var. Bayan kuaförü yalnızca 1 tane. Farkı fark edin. Artık erkekler kadınlaştı. Delikanlılar kendilerini iğrenç görüntülere sokarak güzel olduklarını sanıyorlar. Tek amaçları kendilerini kızlara beğendirmek ve dikkat çekmek! Eskiden kızlar yapardı bu işi şimdilerde roller değişti. Neyle dikkat çekseler acaba? Oysa kişi şahsiyetiyle, ahlâkıyla dikkat çekmeli. Şimdinin gençleri için ahlak, şahsiyet, din onlar da ne? Onlar sırf dikkat çekmek ve karşı cinsin ilgisini toplamak için olmadık saçma yöntemlere başvuruyorlar. Çünkü içleri boşaltılmış ya da tersinden içleri doldurulmamış, ham ruhlar, işlenmemiş boş kalıplar neyle dolsa acaba? İşte bugün fesatla, çirkinlikle, günahla dolmuş durumda boş, işlenmemiş ruhlar. Hiç kusura bakmasınlar zamanında sahip çıkılmayan bu gençlerin büyükleri ne büyük bir sorumsuzluk sergilemişler. Evet, bunları yetiştirenler büyük vebaldeler. Ne yapalım devir bozuk deyip kenara hiç çekilmesinler. Bu kolaycılık yeni yetişen nesli mahvetmiştir. Gençler bugün ne yazık ki dikkat çekmek adına ne kadar argo, kaba-saba, hoyrat tavır varsa sergiliyorlar. Bağıra çağıra herkesi rahatsız edecek şekilde son derece saygısız halleriyle etraflarına negatiflik saçıyorlar. Delikanlıların tek amaçları var kız avlamak eskiden tavlamak denirdi fakat artık bunun da modası geçti. Kızlar bugün zaten tav.
Zaferden geçerken memleketimin gençlerinin yüzüne baktım, perişan oldum. İşlenen günahlar, seyredilen ahlaksız filmler, şahit olunan çirkin manzaralar gençlerin yüzünde nur bırakmamış. Bu nursuz gençler mi Fatih’in torunlar! Hepsinin yüzünden laubalilik ve hafiflik akıyor. Üzüldüm, içim yandı, ruhum titredi, gönlüm incindi, hayallerim yıkıldı! Hepsine bağırmak ve haykırmak istedim:
‘Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu gidiş nereye?’ El cevap: Ateşe, ateşe…
Maalesef onları bu hâle getirdiler. Onları da pek suçlayamıyorum. Akılları gözlerine inmiş. Karakter inşa edilmeyince esen Batı rüzgârları şahsiyetleri öyle bir savurmuş ki erkekler kadınlaşmış, kadınlarsa erkekleşmiş. Değerler ayakaltında nefislerse en üstte. Gençler duygularının en çok ifsat edileceği süreçteler. Yol gösterici yok, dillerinden anlayan yok, akıllar zâten gözlerinde. Onları bu iğrenç kılığa sokan müzik sarhoşu, kız delisi yapanlar asıl suçlular.
Suçlu kim? Basın-yayın araçları suçlu, boyalı magazin medyası suçlu, gençlere değerlerini öğretmeyen sevdirmeyen Devletin tüm eğitim katmanları suçlu, gençlerin bu ahlâkî yozlaşmasını önlemek için gereken çalışmaları yapmayan gayretsiz sivil toplum örgütleri suçlu. Evet, bunlar suçludur ama asıl suçlu bu gençleri küçük yaştan itibaren doğru dürüst yetiştirmeyen anne babalar suçlu. Evet, asıl suçlu anne ve babalardır.
Şöyle bir çevremize baktığımızda genelde tüm büyükler gençlerin gidişatını beğenmiyorlar. Onların giyim kuşamlarından, saygısızlıklarından, nezaketsizliklerinden, argo konuşmalarından, ahlaksızlıklarından, israfçılıklarından, bencilliklerinden herkes şikâyetçi. İyi ama şikâyet etmek yetmiyor. Bu şikâyet ettiğimiz gençler senin benim çocuğum değil mi? Onları yetiştirmek bugün çok zor bunu hepimiz biliyoruz. Onu küçük yaştan itibaren ince ince, titizce üzerinde durarak yetiştirmek lâzımdı. Evlat yetiştirmek patates, domates yetiştirmeye benzemiyor. Hele bugünde. Zor evet zor ama ne yapalım? İş zoru başarmak, kolayı herkes başarır. Onları içinde bulundukları menfi ortamların kucağına mı atalım? Bugün iki elini kafanın arasına koy ve düşün, ben çocuğumu yetiştirirken ihmallerim oldu mu? Yol yakınken tedbirini al. Uyan, gencine, gencimize sâhip çık Allah(c.c) aşkına yap bunu lütfen. Sen, ben daha sorumlu davranmazsak belki iki sene sonra bu günleri dahi arar olabiliriz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.