Boş Hayal Peşinde Koşanlar

Boş Hayal Peşinde Koşanlar

Yine yazımıza da, ‘selam duâsı’yla başlıyoruz inşallah;

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Kaldığımız yerden devam edelim isteriz efendim müsâdenizle;

“Ey çok hazineleri doldurmak ümidiyle köşe bucak kazanlar! Hayallerinin peşine takılıp da Yahudi vezirin ve onun gibilerin arkasından gidenler! Sığır sakalı gibi maskara ve alay konusu oldunuz.”

Hazreti Mevlânâ’nın bu beytinde, iki ayrı misal olarak keşfedilen definelerden bahsedilir. Şöyle ki; hikâyenin biri Acemistan’da gerçekleşmiştir. Bir çiftçi tarlasını sürerken öküzün bastığı yerde bir delik açılmış, orayı genişlettiklerinde altından define çıkmıştı. Diğer hikâyede de, eski zamanlarda çeyiz eşyâsı taşıyan öküz bir süre durmuş, ilerleyememiş, bastığı yeri kazmışlar altından define çıkmıştı. Sonraki devirlerde insanlar, neredeyse her öküzü olanın ayağının altından hazine çıkacak mı? Diye hayâle kapılmışlar.

Allah ve Rasûlünün Hak sözlerine ittiba etmek yerine ham hayallerle hazine arayanlar, ilmî bilgilerine güvenen kibirli adamlar, yine bilim ve fen adına tahsil yapanlar, aynı sığırın sakalına benzeyen kuyruğuna takılıp kendini alay konusuna malzeme edenlere benzetiliyor. Hikâyedeki yalancı vezir dünyâda yaşayan bir öküzdü, ona uyan Hıristiyanlar da, beyitte öküzün kuyruğuna benzetildi. Halbuki iman hazinesine sâhip olanlar, hakiki hazineye yâni gerçek mucizeye erişmiştir.

Şeytan ve şeytânî sıfatlı kişilerin hile ve oyunlarına kapılıp aldananalar, âciz kaldılar. Oysaki kişiler, akıl ve irâdelerini Hakk’a boyun eğdirip, O’na tâbi olsalar asıl saadete kavuşmuş olacaklardı.

“Sığır kim olur ki sen ona uyuyorsun, sakalı oluyorsun? Toprak nedir ki sen onun otu ve çöpü oluyorsun?”

‘Eskilerin sisli efsânelerinde dünyânın öküzün boynuzlarında durduğu söylenir. Bu beyit ile bir önceki beyitteki ifâdeler bu efsâneyi çağrıştırmaktadır. Öküz-dünya ilişkilerinde öküze tâbi olmak dünyâya kök atmak, kazık kakmak gibi dünyâ perest olmanın, insanın yüce duygularını körelteceğini, aşırı dünya hırsının gözü kör edeceğini, basiretin bağlayacağını imâ eden bir edâsı var gibidir. Toprağın otu olmak da, toprağa saplanıp kalmak, alçaklarda mesken tutup, ot gibi, nebat gibi ayakaltında yaşamak ve insanı kâmile yakışan yüce bir hayat tarzından mahrum kalmak demektir. Burada toprağın cemad oluşu, otun insana göre mertebe olarak daha alt seviyelerde bulunduğu da ifâde edilmektedir. Yoksa ne sığır, ne ot, ne toprak ne de yaprak aşağılanmak istenmemiştir.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.305)

Aynen sığır gibi maddî dünyâya, onun bomboş hayallerine, insanın nefsine hoş gelen arzularına, şeytanın güzel gösterdiklerine aldananlar, bu uyduklarından hayır ve mutluluk bekleyemezler. Akıl sâhibi insan niçin böylesi sonu hüsran olan bir yolu seçsin?

“Bir kadının günahından dolayı yüzü sarardı, çirkinleşti. Cenâbı Hüdâ onun şeklini değiştirdi, sûretini çirkin zühre eyledi.”

Allah Teâlâ’nın memnun olmayacağı şekilde davranış sergileyen insanlar mânen değişime uğrarlar. Beyitte bahsedilen kadın, Hârut ve Mârut’u kandıran güzel bir kadındı. Kadının aldatmacası ve ahlaksızlığından ötürü Cenâbı Hak tarafından kadın hem bedenen hem mânen çirkinleştirildi. Aslında ‘zühre yıldızı’ ahlaksızlığı ve sefâheti anlatır. Bu kadının da aynı misâli temsil etmesi bundandır. Hâdiseye hikmetle nazar edince, her kim günah yoluna meylederse, onun Hak Teâlâ tarafından ‘mesh=değişim’ yapılması zarurettir.

Bu beyitte şu hususu da belirtmek gerekiyor; Kur’ânı Kerim’de Hârut ve Mârut hâdisesi Bakara Sûresinde bahsediliyor. Hârut ve Mârut, Bâbil’de insanların sihre çok itibar etmeleri sebebiyle halkı sihirbazların şerrinden korumak amacıyla gökten indirilmiş meleklerdi. Bu iki meleğe ilham yoluyla bâzı sihirle ilgili bilgiler öğretilmişti. Bunlar halka sihri öğretiyorlardı. Hakikat şu ki, sihri öğrenmek değil yapmak küfürdür. Bu iki melek Bâbil’e kadı tayin edilir. Bu arada kocasından şikâyetçi olan güzel bir kadın onlara gelir, o melekler Cenâbı Hakk’tan nefislerine tâbi olmayacaklarına dâir Hakk’a söz vermelerine rağmen kadına tâlip olurlar. Ve aralarında cereyan edenlere âit konuşulanlar tefsirlerde geçmez. Bunlara ‘isrâiliyat’ denilen yakıştırmalardır. Yâni sonradan uydurulan, aslı astarı olmayan hikâyelerdir, masallardır. Bu yakıştırmalarla Yahudilerin kendi kitapları olan Tevrat’a dahi inanmadıklarını ona dâir de pek çok yalan uydurdukları belirtilir.

Efendim, bu haftalık bu kadar olsun. Sizlere hayırlı bir Cuma diliyorum. En güzele emanetsiniz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri