Bizim için sürgün yılları hiç bitmedi!

1944 yılında sürgün edilen Ahıska Türkleri'nin çilesi 70 yıldır sürüyor.

RÖPORTAJ: EMRE ÖZGÜL

1944 yılında sürgün edilen Ahıska Türkleri'nin çilesi 70 yıldır sürüyor. Sürgünün şahitlerinden 85 yaşındaki Mehdi Mehdioğlu, “Yurdumuzdan çıkarılırken ağlayan sadece biz değildik. İnekler bile hüngür hüngür ağlıyorlardı. Bu acının tarifi hiçbir şekilde yapılamaz. Bizim için sürgün yılları hiç bitmedi” dedi

BİZİM SÜRGÜNÜMÜZ HİÇ BİTMEDİ

Ahıska Türklerinin yurtlarından 70 yıl önce bir gecede sürgün edildi. Sürgünün ardından on binlerce Ahıska Türkü'nün hayatları darmadağın oldu. Farklı ülkelerde yaşamak zorunda kalan Ahıska Türkleri, gittikleri yerlerde de büyük sıkıntılar yaşadılar. 1944 yılındaki sürgünün şahitlerinden biri olan Mehdi Mehdioğlu, gazetemize açıklamalarda bulundu. 70 yılda Ahıska'nın havasının değiştiğini kaydeden Mehdioğlu, “Hangi kapıya baksan bir haç var. Ahıska Türklerinin sürgünü hiç bitmedi” dedi.

HAYVANLARIMIZ BİLE AĞLADI

Sürgün sırasında yaşananları da anlatan Mehdioğlu, şunları söyledi: “Allah o günleri, düşmanıma bile yaşatmasın. 14 yaşında sürgüne maruz kaldım. Bir adam sürgün şarkısı söylemeye başladı. O güzel ve acıklı ses aklımdan hiç çıkmıyor. O ses aklıma her geldiğinde ağlarım. Yaşlısından gencine herkes ağlamaya başladı o sesi duyunca. İneklerimiz baş başa verip hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sonuçta onlar birer hayvandı. Bize bunu layık görenler de insan. O günleri hiç unutamıyorum.”

BABAM ŞERİATI İYİ BİLEN ZEKİ BİR İNSAN OLDUĞU İÇİN EZİYET ÇEKTİ

Mehdi Mehdioğlu kimdir? Ailenizden ve yaşantınızdan bahseder misiniz?

Doğum günümü ve doğduğum ayı hatırlamıyorum. Ama 1929 Ahıskanın Adigon vilayeti, Şoka köyünde doğdum. Babam çitçi, annem ev hanımıydı. 3 kardeştik. Mal varlığımız çoktu. Kendimizi geçindirecek, kimseye muhtaç olmayacak durumdaydık. Babam evi geçindirmek için çok çalışırdı. Bunun yanı sıra yüksek derecede ilim ve irfan sahibiydi. O dönemde İslam bilginlerine karşı kötü bir izlenim vardı. Kendilerine göre haklı olabilirlerdi. Sonuçta İslam alimleri neyin doğru, neyin yanlış olduğunu iyi bilirler. Halkı kolaylıkla etkileyebilir ve onları içinde bulunulan durumdan uyandırabilirlerdi. Hükümetin başında Stalin vardı. Stalin, bu durumun belirli bir süreden sonra kendi lehine döneceğini iyi bildiği için hemen İslam alimlerine müdahale etti. Hükümet, o dönemdeki bütün alimleri topladı ve yaşadığımız acı sürgünden önce bir sürgüne daha maruz bıraktı. Babamı Sibirya'ya sürgün ettiler. Ama babam çok zeki olduğu için oradan dönüp gelmenin de bir yolunu buldu ve çok değil 4 gün sonra Sibirya'dan geldi. Babamı geldikten sonrada rahat bırakmadılar. Bu durumun böyle devam etmeyeceğini anlayan babam, Türkiye'ye geldi. Sürekli baba hasretiyle yaşadım. Babam, 90 yaşında Çorum'da vefat etmiş. 15 yaşında da annemi kaybedince, hayatım iyice çekilmez olmaya başladı.

BİZİ KANDIRMIŞLAR DA HABERİMİZ OLMAMIŞ

Siz tren yolları yaptınız. Bu yolları yaparken size ne dediler? Sizi kandırdılar mı? Bunu yaparken sizlere ne vaat ettiler?

Gençlerimiz askerdeydi. Memleketimizde kadınlar, yaşlılar ve 16 yaşından küçük çocuklar vardı. Bize yollarınız bozuk, bunların düzeltilmesi lazım denildi. İnsanlarımız çok sevindi. Buna kim sevinmez ki. Memleketimize, köylerimize yollar yapılacak. Ne güzel bir olay diye sevindik. Oysa anlamalıydık, dizdiğimiz her tren rayının sonumuzu hazırlayacağını. Ama anlamadık. Herkes canla başla yolların bir an önce yapılması için çalışmaya başladı. Bizi kandırdılar. Biz, bu durumun aslını acı sürgüne maruz kaldığımız ilk anda anladık.

HAYVANLAR YAŞANILAN ACILARA AĞLADI

**Sürgün dönemlerinde ne yapıyordunuz? Hatırlıyorsanız, o yıllardan biraz bahseder misiniz?

Yaşlılık dolayısıyla hatırlamakta güçlük çekiyorum. Ama hatırladığım kadarıyla diyeyim sana herşeyi. Allah o günleri, düşmanıma bile yaşatmasın. 14 yaşında sürgüne maruz kaldım. Bir adam sürgün şarkısı söylemeye başladı. O güzel ve acıklı ses aklımdan hiç çıkmıyor. O ses aklıma her geldiğinde ağlarım. Yaşlısından gencine herkes ağlamaya başladı o sesi duyunca. Adam ağıt yakıyordu. Askerler etrafımızı sarmışlardı. Size 2 saat mühlet. 2 saat içerisinde eşyalarınızı toplayın denildi. Toplayabilen topladı eşyalarını. Toplayamayanlar ise çaresiz bir şekilde söylenecekleri bekledi. Evlerimiz askerler tarafından boşaltıldı. Daha sonra bizi 15 gün boyunca geniş etrafı askerlerle dolu bir tarlada beklettiler. Hava soğuk, kar yağıyordu. Millet perişan durumdaydı. Hiç unutmam. İneklerimiz baş başa verip hüngür hüngür ağlamaya başladı. Hayret ettim. Ben daha çok ağlamaya başladım. Sonuçta onlar birer hayvandı. Bize bunu layık görenler de insan. En çokta o ağıt sesi ve ineklerin ağlaması aklımdan hiç çıkmıyor.

CESETLERİ BALIKLARA YEM ETTİLER

Bizi 15 gün beklettikten sonra, iyice bir acı çektirdikten sonra nihayet karar verdiler sürgüne. Birçok aileyi, insanı insanın yapamayacağı şekilde vagonlara doldurdular. 28 gün sürdü yolculuk. Bizi sırasıyla Rusya'ya Özbekistan'a, Azerbaycan'a sürdüler. Mal vagonlarında götürülen insanlardan bazıları, açlık, soğuk ve hastalık sonucunda öldü. Babalarını, kocalarını, eşlerini karlara teslim etmek istemeyenler. Üstlerini örtüp, hasta numarası yaparak, günlerce cesetlerle aynı vagonda yolculuk ettiler. Ve ne acıdır ki, ölenlere bile muameleri farklıydı. Cesetleri balıklara yem ettiler. Trenle geçerken dereye, su kıyılarına cesetleri bırakarak ölüye bile saygısızlık ettiler.

SÜRGÜNDEN SONRA ORASI LANETLENDİ

Sürgünden sonra Ahıskaya hiç gittiniz mi? Gittiyseniz ne hissettiniz? Peki en çok hangi ülkelerden memnun kaldınız? Türkiye'ye ne zaman geldiniz ve Türkiye'ye nasıl bakıyorsunuz? Bunlardan da biraz bahseder misiniz?

Sürgünden sonra iki kez gittim. Ben umutla ve sevinerek gittim. Ama dönüşüm öyle olmadı. Doğduğum ve büyüdüğüm yerde bunları hissedeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Oranın havası değişmiş. Hangi kapıya baksan bir haç var. Hangi kapıya baksan önüne domuz bağlanılmış. Hristiyanlar çoğalmış. Özbekistan'dan çok memnun kaldım. Özbekistan'da çok çeşit millet var. Kardeşçe yaşanıyor. Saygı var. Bunun yanı sıra çokta misafirperverler. Yiyecekleri yemekleri içecekleri suları olmasa bile, sırf sen misafir olduğun için seni aç ve susuz bırakmazlar. Biz açtık gittik ekmek istedik. Onların yiyecek ekmekleri olmadığı halde bize ekmek buldular. Özbeklerin evinde döşeme adeti yoktur. Türklerde onların evlerine döşeme çekiyorlardı. Özbek Türk ilişkisi güzeldi. En sonunda Türkiye'ye yol açıldı dediler. Çok sevindim. Çünkü dinimi de yaşantımı da burada çok güzel sürdürebilirdim. Türkiye'ye geldiğim için çok mutluyum. Bu 19. yılım Türkiye'de. Benim milletim Türk. Benim başka bir yerde işim olamaz. Zaten hep hayalimde Türkiye'de yaşamak vardı. Bende Türk'üm. Biz buradaki kardeşlerimizle canız, kanız. Sonunda Allah nasip etti ve geldim. Allah bir daha o günleri bize yaşatmasın. Allah birliğimize ve bütünlüğümüze zeval verecek herkese engel olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Röportaj Haberleri