Biz haddimizi(!) biliriz

Hüzeyme Yeşim Koçak

Ay doğdu üzerimize

Veda tepelerinden

Şükür gerekti bizlere

Allah’a davetinden

Sen güneşsin sen aysın

Sen nur üstüne nursun

Sen Süreyya ışığı

Ey Sevgili ey Resul

 

Sosyal medya paylaşımlarında, Süper Dolunay’da bir siyasetçinin çehresi.

Yüzümüz gözümüz göklerde değil artık.  Dolunaya bile dünyevîliğin gölgesi düşüyor, siyasetle perdeleniyor.

Ay sembolü, bir zamanlar Peygamber Efendimizle (SAV) anılırdı hatırlarsınız.

Nereden nereye. Değer kaybını görüyor musunuz? Siyasetin faziletini, politikanın fezalarda dolaşan, arşı aşan seyrini. Siyasîleri de nihayet göklere çıkardık. Yaşasın halkımızın feraseti.

Peygambere itaati, izinden yürümeyi bile sorgular, “aşırı yüceltme” diye tenkitler yağdırırken; yani bir manada Fahri Kâinat’a olan sevgi bile hesaba çekilirken; Politikacının kutsiyeti imtiyazı nereden geliyor.

Mecidi’nin filmi tartışılırken(filmi görmedim); Peygamber imajının içini neler dolduruyor. Çok tehlikeli bir algı durumu.

Maket Kâbe tavafları; bir şahıs etrafındaki salavat-ı şerifeler; Kur’an şeklindeki, din adamlarının kestiği pastalar; “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış; her gün şahsı için iki rekat şükür namazı kılınması icabeden faniler vs.) ile birlikte düşündüğünüzde önemsiz midir bu temsiller, çerçeveler, bezemeler.

Neden benzer örnekler, liste böyle kabarıp gidiyor; yol kime nereye çıkıyor. Bütünü düşündüğünüzde bir “İnanç darbesi” mi şekilleniyor.

Demek ki maneviyat cihetinden hiç bir sorumluluk, çekinme, endişe, korku taşınmıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığına sormak lâzım; en azından Yüce Peygamber’imizin üzerimizdeki hakkına istinaden. Müslüman olarak had nerde aşılır. “Politika dini” diye bir şey var mıdır? Dinî bir edebe uygun mudur, benzeri temayüller resimler. 

Toplumda, hayatın getiri götürülerine karşı gösterilen (başarı, meslek, kişiler, olaylara -müspet-menfi-) aşırı değer atfetme yükleme; hatta kiminde kutsallık halesiyle çevirme sağlıklı mıdır?

Mazideki putlaştırmalardan söz edip eleştirilebiliyorsak; konuya ilişkin pek çok misal dururken, zamanımızdaki garabetleri de görmezden gelemeyiz. Elbette, geçmişin günahlarını; günümüzdeki zaafları kapatmak, örtbas etmek için kullanmıyorsak.

Müslümanlar olarak bizim, partili yahut partisiz, inanç konusunda daha derin hassasiyetlerimizin olması gerekmez mi?

Yarın başka isimler konuşulur, öne çıkarsa aynı arsız döşemeleri, ilanatları, kutsî boyalamaları onlara da mı kolayca fütursuzca yapacağız.

Hakikî önderlerimizin rehberliğini, pusulamızı bu denli mi yitirdik? Işık ve feyz kaynaklarımız mı değişti.

Neticede hepsi burada kalmayacak mı? Dünyevî köprüleri geçmek için, ruhlar çiğnenecek satışa çıkarılacak mı?

Yeryüzünü bitirdik, şimdi gökyüzünü de mi putlarla, tapılası varlıklarla kaplıyoruz.

Bu saygı(sızlık), dil nerden kaynaklanıyor? Kimin otoritesidir bu.

Yoksa artık hattı hududu o kadar aştık ki; kendi semamızı, asumanımızı, elçilerimizi mi yaratıyoruz.

Üst perdelerden seslendirilen “Günah işleme özgürlüğünün”, aldığı mesafe insanı ürkütüyor.

Bazı muhtemel sorulara da baştan cevap vereyim.

Hayır efendim; Gezici de, Ezici de, “….cı..ci” de değilim.

Gelinen aşamada hiçbir partiyi tutmuyorum. Hepsinin topunun alayının…… Allah hayrını versin.

 Akil makil nakil olma şerefine de erişmedim.

Gerçi bazılarımız “Çoban” olabilir, bazılarımızsa fıtrattır karışılmaz, yüksek dozda ve perdeden yağlı seslerle meleyebilir.

Fakat doğrusu koyundan koyuna da fark vardır tabii.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.