Bu gün 15.30 sularıydı.. Televizyonu açtım. Moderatörün ısrarlı sorusunu hiçe sayan Lütfü Özel 'Şimdi aldığım bir mesajı üzülerek vermek istiyorum' dedi. Maalesef iki gündür beklediğim, ama kondurmak istemediğim o kötü haberi verdi. O saatten beri çaresizlik içinde deliler gibi dolanıyorum.
Nedeni işte bu fotoğraf.
1981 yılında, Türk basnının en önemli isimlerinden olan İsmet Solak'ın yanında, Barış Gazetesi'nde çalışıyordum. Bir gün bana, Nezir Önal ile birlikte Milliyet'e gidip rahmetli Erol Yaşar ağabeyimi ve onunla görüşmemi istemişti. Ben okulumu bahane ederek gitmedim. Ama 7-8 ay sonra İstanbul Cağaloğlu'ndaki berberinden bir kartla İzmir Caddesindeki büroya girdim. Camın önünde tüm heybetiyle oturuyordu. Sağında Taki Doğan sol yanında Zeki Çol vardı.. Odaya girince, hemen sağda da Erol Yaşar daktilonun başında bir yandan, harıl, harıl yazıyordu. Diğer yandan da Genel Müdürlükten aldığı haberi anlatıyordu. Kapının yanı başında da Nezir Önal, Selçuk Mumcu'nun masasındaydı. Odanın ortasında ayakta duruyordum. Herkes bana bakıyordu. Berberin kartını verdim. Kendimi tanıttım. Güldü. Sonra yanındaki Zek Çol'a döndü. Kısık sesle birşeyler konuştular. Ardından yıllarca tanık olduğum, o gür kahkahası odayı doldurdu. Kısa bir süre sonra da ihtiyacımız yok. Okulu bitirince gelirsin dedi.. Biraz buruk, biraz hayal kırıklığına uğrayarak Milliyetin bürosundan çıktım.
Bir yıl sonraydı. Prof. Mümtaz Soysal hocam, beni aynı büroya, bu kez İlhami Soysal'a gönderdi. Rahmetli gözlüklerinin üstünden bana baktı. Şöyle bir bıyıklarını düzeltti ve gülen yüzündeki tüm sevecenlikle, 'Çocuk yan odada Bülent'i (Hiçyılmaz) gör dedi. Tarih 4 Temmuz 1982 idi. Bir başka rahmetli Süleyman ağabey ile birlikte ilk işime gitmiştim. İlhami ağabey 20 Temmuz günü de, Özal'ın istifası üzerine dönemin başbakanı Ulusu'nun, basın toplantısına göndermişti. Ondan sonra da, hep bana sahip çıktı. O sıralarda YÖK denen garabet ortaya peydah olmuş ve okullarda devam mecburiyeti başlamıştı. Ben de, durumu İlhami ağabeye anlattım. Sporda daha rahat çalışabilirdim. Kasım ayında İstanbul'a dönerken de, beni yanına aldı ve spor servisine girdi. Ona 'Biliyorsun ben gidiyorum. Bu çocuk, benim sana emanetim. İçerdeki yamyamlara yedirme' dedi. O da 'peki abi' dedi.
Artık Milliyet spor servisindeydim. Amatör futbol, basketbol, voleybol, boks, güreş ne varsa koşturuyordum. Önce Erol Yaşar, sonra Zeki Çol bana inandı. Ta ki Türk Milli Takımı'nın şerefli mağlubiyet yıllarında oynadığı, 19 Mayıs stadında, 12 Ekim 1983 de, Kuzey İrlanda'yı Selçuk Yula'nın kafa golüyle 1-0 mağlup ettiği maça kadar. O kafa golünü çekmiştim. Tuvaletten bozma karanlık odanın kapısında çıkmamı bekliyordu. Elimde fotoğrafla dışarı çıkınca 'İşte bu. İşte bu' dedi. Artık her yerdeydim.
Hiç çocuğu olmamıştı. Zeki Çol büyük olduğu için o kardeşi, ben de oğluydum. Ankara'da Selçuk Mumcu, İstanbul'dan Hüseyin Kırcalı ve Yaşar Saygı gibi ustaların arasında farklı olabilme arayışlarım, onun hoşuna giderdi. Zira bana 'Ama abi' gibi bahanelerin arkasına saklanmayı yasak etmişti. Hep mükemmele ulaşmamı istemişti. O konuda da iyi bir takipçimdi. Birlikte çok özel röportajlar yaptık. Hatırladıklarım arasında 'Rüzgarın oğlu Zeynel', Ankaragücü'nde bayram var. Bu Bayram başka bayram' aklıma ilk gelenler. Anlayacağınız ben de çok ama çok emeği var.
O kırgınlıkla da gitti. Giderken, beni de, yanında götürmek istedi. Kendi alacağı kadar ki, Milliyet'in iki katı para teklif etmiş olmasına rağmen, gitmedim. Fotospor'a ve ona gitmedim. Gidemezdim. Ne yapabilirdimki, beni o yetiştirmişti. Bizim meslekte, her şeyin para olmadığını bana o öğretmişti. O nedenle biraz bana da kırgındı. İki yıl önce İstanbul da, TSYD ödül töreninde hasret giderdik. Yine Takılmadan edemedi 'Münir Bağrıaçık Madrid'den bildiriyor'
Canım ağabeyimdi. İki gündür yoğun bakımdaydı. Mesleğimdeki babamı sonsuza kadar kaybettim.. Onu çok özlemiştim. Bundan sonra da, çok özleyeceğim.. Öğretileri, diğer meslektaşlarımda olduğu gibi hep benimle olacak. Dilerim Cennetin en güzel köşelerinden birisi senin olur Devrim ağabey. Biliyorum ki bir çok dost ve ağabeyim seni orada karşılamaya hazırlanıyor. Başta canım Filiz ablam olmak üzere tüm yakınlarına, dostlarına, sevenlerine, meslektaşlarıma başsağlığı diliyorum...
Sevgili babam Devrim Sağıroğlu anılarının önünde, tüm kalbimle, saygıyla eğiliyorum... Mekanın cennet olsun...