Bilgi İletişim Kültür Araştırma Derneği (BİLKAD) Salı Söyleşileri’ne devam ediyor. Bu haftaki söyleşinin konusunu ‘GDO'lu Ürünler ve Türkiye’ oluşturdu. Çok sayıda dinleyicinin hazır bulunduğu konferansa konuşmacı olarak KTO Karatay Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu katıldı. Söyleşinin yöneticiliğini ise Prof. Dr. Şaban Çalış yaptı. Mehmet Babaoğlu, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan veya mikroorganizmalar olduğunu söyledi. GDO’nun tıbbi, bitki, hayvan, gıda ve mikrobiyal biyoteknoloji alanlarında kullanıldığını belirten Babaoğlu, GDO üretim ve tüketiminin 1996 yılından itibaren artmaya başladığını bildirdi. GDO’lu ürünlerin 1956 yılından itibaren üretiminin yapıldığını ancak uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracağının bilinmediğini dile getiren Babaoğlu, “GDO’nun ileriki yıllarda insan ve hayvan sağlığına olabilecek etkileri konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ancak antibiyotiğe dayanıklı alerji, genetik kirlilik, organik tarımı öldürme gibi etkileri olabileceği belirtilmektedir. Bu ürünleri en fazla üreten ise ABD ve Arjantin. Bu iki ülke geniş tarım alanlarına sahip oldukları için dünya pazarını ele geçirmiş durumdalar. Çünkü GDO’lu ürünler ucuz. Bu nedenle ABD, GDO üretimini serbest bırakıyor. Avrupa Birliği ise her şeyi yasal olarak kontrol altına almıştır. Ekimi de büyük oranda yasaklanmıştır” dedi.
İÇ ANADOLU BÖLGESİ BİYOTEKNOLOJİYE UYGUN
Babaoğlu, Türkiye’de 1998 yılından itibaren GDO’lu ürün üretimine ilişkin alan denemelerinin yapılmaya başladığını anımsatarak, Tarım Bakanlığı’na bağlı 4 laboratuarda ve 5 üniversite laboratuarında GDO’lu ürünlerin analizinin yapıldığına dikkat çekti. “GDO’lu ürün yetiştirilecekse belli yerlerde yetiştirilmesi gerekiyor” diyen Babaoğlu şöyle devam etti: “Öncelikli olarak GDO ne üretilsin ne de Türkiye’ye girsin. Fakat GDO’lu ürün yetiştirilmesi mecburi ise belli mekanlarda tarımı yapılsın. İç Anadolu Bölgesi en fazla bitki türüne sahip bölge. Biyoteknolojiyle genetik kaynaklarımızın korunması ve tanımlanması Anadolu’ya has genlerin (kuraklık, soğuk, hastalıklara dayanıklılık ve çeşitli değerli maddelerin üretimi) izolasyonu ve patentlenip dünyaya satımı yoluna gidebiliriz. Ayrıca organik tarım yapılacak alanlara GDO’lu ürünler girmemelidir. Taşkent ve Akşehir hattında çok geniş bir alanda organize organik tarım bölgesi oluşturulması gündemdir. Fakat GDO’lu ürünlerin yakın çevrede yetiştirilmesi kirlenmelere neden olabilir. Bu nedenle bu alanlarda organik tohum üretimi de gündeme gelebilecektir” dedi.
HASAN AYHAN
İÇ ANADOLU BÖLGESİ BİYOTEKNOLOJİYE UYGUN
Babaoğlu, Türkiye’de 1998 yılından itibaren GDO’lu ürün üretimine ilişkin alan denemelerinin yapılmaya başladığını anımsatarak, Tarım Bakanlığı’na bağlı 4 laboratuarda ve 5 üniversite laboratuarında GDO’lu ürünlerin analizinin yapıldığına dikkat çekti. “GDO’lu ürün yetiştirilecekse belli yerlerde yetiştirilmesi gerekiyor” diyen Babaoğlu şöyle devam etti: “Öncelikli olarak GDO ne üretilsin ne de Türkiye’ye girsin. Fakat GDO’lu ürün yetiştirilmesi mecburi ise belli mekanlarda tarımı yapılsın. İç Anadolu Bölgesi en fazla bitki türüne sahip bölge. Biyoteknolojiyle genetik kaynaklarımızın korunması ve tanımlanması Anadolu’ya has genlerin (kuraklık, soğuk, hastalıklara dayanıklılık ve çeşitli değerli maddelerin üretimi) izolasyonu ve patentlenip dünyaya satımı yoluna gidebiliriz. Ayrıca organik tarım yapılacak alanlara GDO’lu ürünler girmemelidir. Taşkent ve Akşehir hattında çok geniş bir alanda organize organik tarım bölgesi oluşturulması gündemdir. Fakat GDO’lu ürünlerin yakın çevrede yetiştirilmesi kirlenmelere neden olabilir. Bu nedenle bu alanlarda organik tohum üretimi de gündeme gelebilecektir” dedi.
HASAN AYHAN