Zaman akıp gidiyor; çoğu zaman geride kalan yıllar insana sanki asırlar gibi uzak geliyor… İlk haberlerim, henüz lise öğrencisi iken 1990 yılında memleketimde (Ordu’nun Kumru ilçesi) mütevazı şartlarda yayımlanan ilçe gazetesinde yer bulmuştu. 1990 tarihli o yıpranmış basın kartı benim için bu nedenle çok önemli bir hatıradır. Kısmette varmış; üniversite vesilesiyle yolumuz Mevlâna şehri Konya’ya düştü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde ikinci sınıf öğrencisi iken 1996 yılının Ekim ayında Merhaba’da stajyer muhabir olarak göreve başladım. Konya’da 17, Merhaba’da ise 16 yıla yaklaşmışız…
Tanıyanlar iyi bilir; çok şükür istikametimiz ok gibi dümdüzdür, açık ve net bir insan olmakla övünürüm. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrini hayatımın kılavuzu edinmişimdir. Yoğun bir çaba ve çalışma içerisinde geçen muhabirlik yıllarını yaklaşık bir yıllık askerlik molasının ardından Merhaba Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürlüğü dönemi izledi. 1969 yılına kadar uzanan köklü bir tarihi bulunan ve topluma karşı çok yönlü sorumluluğu bulunan Merhaba’da görev üstlendik. Böyle bir gazetede Yazı İşleri Müdürlüğü yapmak, ateşten gömlek giymekle eşdeğerdir. Allah rızasını kazanmayı ve insanlarımıza faydalı olmayı kendimize hedef olarak belirledik, buna göre hareket etmeye çalıştık. Maçın son dakikasına kadar alnının terini döken bir futbolcu, savaşın bitimine kadar cephede mücadele eden bir savaşçı gibi, biz de son mesleğimizin son demlerine kadar mücadeleyi bırakmadık…
Eğer sorumluluk duygusu ile yapılıyorsa gazetecilik zor ve meşakkatli bir yolculuk; tam anlamıyla toplum uğruna fedakârlık mesleği... Toplumun dertlerine odaklanırken insan çoğu zaman kendisini ve ailesini ihmal edebiliyor. Ancak yaşadığımız hayatta bazı olumsuzlukları gazetecilik vasıtasıyla düzeltmek mümkün. Sorumluluk duygusu ile yapılmıyorsa, zaten o işi ben gazetecilik olarak görmüyorum…
Geride kalan meslek yıllarımızda hayata kendi penceremizden ayna tutmaya, insanlarımızın dertlerini, ıstıraplarını yansıtmaya ve sorunların çözümüne odaklandık. Alnımız açık, yüzümüz ak…
“İki şey var ancak ölümle unutulur; analarımızın yüzü ve şehrimizin yüzü” demiş şair. Aradan geçen yıllar, kendi hayatımız açısından bir değişim ihtiyacını doğurdu ve önceki yıllarda aklımızın ucundan bile geçmeyen bir ihtimale doğru kader bizi yönlendirdi. Basın İlan Kurumu’nda görev almak kısmet oldu. Önce kısa bir Malatya görevinin ardından kısmetse memleketimiz Ordu’ya gideceğiz.
Memleketim kadar bağlandığım, güzel insanlarına faydalı olmak için çaba sarf ettiğim Konya’ya ve mensubu olmaktan gurur duyduğum Merhaba Ailesi’ne veda vakti geldi. Elbette uzaklarda olmamız dostlarımızdan, sevdiklerimizden kopacağımız anlamına gelmiyor. Kendimi her daim Merhaba Ailesi’nin mensubu olarak göreceğim. Konya’da yaşadığımız güzel hatıraları, dostlarımızı unutmayacağım.
Teşekkür listem bir hayli uzun olduğu için, herhangi bir unutkanlık kazasına mahal vermemek adına, isimlere giremeyeceğim. Ancak bir teşekkürü burada ifade etmek boynumun borcudur. Üzerimizde ödeyemeyeceğimiz hakları bulunan meslekteki ustam, çok değerli ağabeyim, fedakâr ve güvenilir insan Mustafa Arslan’a şükranlarımı sunuyorum. Acıyı da, tatlıyı da birlikte paylaştığımız gazetemizin tüm çalışanlarına, meslektaşlarıma ve dostlarıma teşekkür ediyorum.
Konya’ya, Merhaba Ailesi’ne ve dostlarımıza veda etmek kolay değil. Aradan geçen yıllarda yazılarımız ve işimiz nedeniyle istemeden kırdığımız dostlarımız bizi hoşgörsün. Hatamız olabilir, ancak kastımız yoktur…
Merhaba’nın 44 yıla uzanan köklü tarihi göz önüne alındığında Çetin Oranlı’nın katkısı belki bir virgül kadardır. Ancak bir virgül; yeri geldiğinde cümleye anlam katacak, yeri geldiğinde cümlenin kurgusunu, anlamını değiştirebilecek kadar önemlidir…
Merhaba’ya ve Konya’ya bir virgül kadar katkımız olabildiyse ne mutlu bize…
Zaten bu ömür de, şairin deyişiyle, ‘taht misali musalla taşında bir nefeslik saltanat’la bitmiyor mu?
Değerli ağabeyim Recep Çınar’ın deyişiyle, ‘yüreğimin bir yarısını bırakarak, yüreğinizin de bir yarısını alarak’ buradan gidiyorum…
Haklarınızı helâl edin…
Tanıyanlar iyi bilir; çok şükür istikametimiz ok gibi dümdüzdür, açık ve net bir insan olmakla övünürüm. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrini hayatımın kılavuzu edinmişimdir. Yoğun bir çaba ve çalışma içerisinde geçen muhabirlik yıllarını yaklaşık bir yıllık askerlik molasının ardından Merhaba Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürlüğü dönemi izledi. 1969 yılına kadar uzanan köklü bir tarihi bulunan ve topluma karşı çok yönlü sorumluluğu bulunan Merhaba’da görev üstlendik. Böyle bir gazetede Yazı İşleri Müdürlüğü yapmak, ateşten gömlek giymekle eşdeğerdir. Allah rızasını kazanmayı ve insanlarımıza faydalı olmayı kendimize hedef olarak belirledik, buna göre hareket etmeye çalıştık. Maçın son dakikasına kadar alnının terini döken bir futbolcu, savaşın bitimine kadar cephede mücadele eden bir savaşçı gibi, biz de son mesleğimizin son demlerine kadar mücadeleyi bırakmadık…
Eğer sorumluluk duygusu ile yapılıyorsa gazetecilik zor ve meşakkatli bir yolculuk; tam anlamıyla toplum uğruna fedakârlık mesleği... Toplumun dertlerine odaklanırken insan çoğu zaman kendisini ve ailesini ihmal edebiliyor. Ancak yaşadığımız hayatta bazı olumsuzlukları gazetecilik vasıtasıyla düzeltmek mümkün. Sorumluluk duygusu ile yapılmıyorsa, zaten o işi ben gazetecilik olarak görmüyorum…
Geride kalan meslek yıllarımızda hayata kendi penceremizden ayna tutmaya, insanlarımızın dertlerini, ıstıraplarını yansıtmaya ve sorunların çözümüne odaklandık. Alnımız açık, yüzümüz ak…
“İki şey var ancak ölümle unutulur; analarımızın yüzü ve şehrimizin yüzü” demiş şair. Aradan geçen yıllar, kendi hayatımız açısından bir değişim ihtiyacını doğurdu ve önceki yıllarda aklımızın ucundan bile geçmeyen bir ihtimale doğru kader bizi yönlendirdi. Basın İlan Kurumu’nda görev almak kısmet oldu. Önce kısa bir Malatya görevinin ardından kısmetse memleketimiz Ordu’ya gideceğiz.
Memleketim kadar bağlandığım, güzel insanlarına faydalı olmak için çaba sarf ettiğim Konya’ya ve mensubu olmaktan gurur duyduğum Merhaba Ailesi’ne veda vakti geldi. Elbette uzaklarda olmamız dostlarımızdan, sevdiklerimizden kopacağımız anlamına gelmiyor. Kendimi her daim Merhaba Ailesi’nin mensubu olarak göreceğim. Konya’da yaşadığımız güzel hatıraları, dostlarımızı unutmayacağım.
Teşekkür listem bir hayli uzun olduğu için, herhangi bir unutkanlık kazasına mahal vermemek adına, isimlere giremeyeceğim. Ancak bir teşekkürü burada ifade etmek boynumun borcudur. Üzerimizde ödeyemeyeceğimiz hakları bulunan meslekteki ustam, çok değerli ağabeyim, fedakâr ve güvenilir insan Mustafa Arslan’a şükranlarımı sunuyorum. Acıyı da, tatlıyı da birlikte paylaştığımız gazetemizin tüm çalışanlarına, meslektaşlarıma ve dostlarıma teşekkür ediyorum.
Konya’ya, Merhaba Ailesi’ne ve dostlarımıza veda etmek kolay değil. Aradan geçen yıllarda yazılarımız ve işimiz nedeniyle istemeden kırdığımız dostlarımız bizi hoşgörsün. Hatamız olabilir, ancak kastımız yoktur…
Merhaba’nın 44 yıla uzanan köklü tarihi göz önüne alındığında Çetin Oranlı’nın katkısı belki bir virgül kadardır. Ancak bir virgül; yeri geldiğinde cümleye anlam katacak, yeri geldiğinde cümlenin kurgusunu, anlamını değiştirebilecek kadar önemlidir…
Merhaba’ya ve Konya’ya bir virgül kadar katkımız olabildiyse ne mutlu bize…
Zaten bu ömür de, şairin deyişiyle, ‘taht misali musalla taşında bir nefeslik saltanat’la bitmiyor mu?
Değerli ağabeyim Recep Çınar’ın deyişiyle, ‘yüreğimin bir yarısını bırakarak, yüreğinizin de bir yarısını alarak’ buradan gidiyorum…
Haklarınızı helâl edin…