Bir Ramazan Sabahı

Hüzeyme Yeşim Koçak

Bugünkü yazıda; hatıra, fıkra ve makaleleriyle, neşeli, sımsıcak üslûbuyla tanıdığımız; İstanbul’un gündelik yaşayışını bütün cepheleriyle, renkleriyle anlatan Gazeteci, Yazar Ahmet Rasim’in (1867- 1932), bir hatırasına yer veriyoruz. 

Mânâsına erdiğimiz, arındığımız; mutlu aile / ülke / dünya tablolarıyla, sevgiyle dolu ramazanlara bilmiyorum ne zaman erişeceğiz.

“ESKİ RAMAZAN SABAHLARI

İmsak topu var gücüyle Beyazıt Meydanı’nda bir kere ‘bum’ dedi mi, sağdaki komşunun -Allah herkesinkini bağışlasın- dört aylık toramanı yaygaraya başlıyor.  Başlar başlamaz, evlerin bitişik olması nedeniyle, uykudan uyanan annesinin ince, titrek, uyku sersemliğiyle ağırdan başlayıp tize kadar yükselen:

“Dandini dastana dan dana

Danalar girmiş bostana”

Sözleri rüyalarım içine karışıyor. Bu fena değil, ama soldaki komşunun sesi kötü! Çocukcağız her sabah birkaç şamar yiyor.

Artık uykuya paydos. Bu gürültüye güç mü kalır?

Karşıdaki hanımın on aylık kız da sıçrıyor. Bir beşik gürültüsü, bir ninni yarışmasıdır gidiyor. Bir aralık Alt yandaki Hafız Efendi okumaya girişiyor. Ta ortalık ağarıncaya kadar ben uykuyla uyanıklık arasındayım. Bir aralık mahalleye sessizlik Ve huzur çöküyor. Hepimiz dalıyoruz. Tam uyku Yalınımı alır alamaz iri, kalın bir ses:

“Yımırrr…ta!”

Ardı sıra kalın, sürekli, titrek bir ses:

Kereviz!.. Lâhana!... Pıra…sa!”

Vay canına yandığımıN adamı! O ne bağırtı öyle!..

“Süpür…geler!

Dik, inadına keskin bir bağırtı:

“Eskiler alayım!”

Çat çat kapı:

“Ekmekçi!”

Langur lungur bir araba gürültüsü:

“Süprüntü”

“Gümbür gümbür!” diye bir gürültü. Komşunun oğlu gaz tenekesini yuvarlıyor.

Sokakta çıngır çıngır bir şeyeler. Uncu beygirleri geçiyor.

Evin içinde bir mırıltı, bir geziniş. Annem uyanmış, komşulara söyleniyor.

Kesik kesik, düdük gibi bir ses. Kuyudan su çekiyorlar.

Şangırrr… şangır! Eyvah! Hizmetçi sahanlığa asılmış, tabaklardan biri yere düşmüş.

Çare yok. Kalkmalı, işi azdırmadan giyinip dışarıya çıkmalı. Ama güç mü var? Baş kalkmıyor ki. Kestiririm ama rahat yok. Aman durun, biraz daha dalayım! Oh! Oh! Ayaklarım üşümüş. Vay vay! Yanlarım! Akşamki soğuk neydi ya!

Gücün varsa uyu. Şimdi de bizim küçükler. Annem kızıyor:

“Mazhar, etme diyorum. Şimdi cinlerim başıma toplanacak! Belli, belli okul vakti geldi. Gel sütünü iç!”

Kim aldırır? Onlar aldırıyor mu? Haydi babasının odasına:

“Hu! Uyuma! Bunlara söz anlat!”

Artık kalmalı. Bütün bütün yataktan fırlamalı. Öfkeyle aşağıya inip ikisine de birkaç tane yapıştırmalı değil mi ya! O da olacak gibi değil, annem hemen meraklanıyor:

“Oğlum! Sakın vurayım deme! Onlar çocuktur, bilmezler. Ben korksunlar diye seni uyandırdım.”

“Buyurun. Kan başta. Uyku beynime vurmuş tiril tiril titriyorum. Şimdi ne yazabilirim? Çare yok. Hele yazma? Hele biraz uyukla. Müdür başına dikilir.”

Ahmet Rasim, Falaka ve Gecelerim, Örgün Yayınlar, İstanbul, 1983

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.