Bir Hayalin Donduğu Yer: Sarıkamış

.
Sarıkamış, bir hayalin donduğu yerdir. 2.800 rakamda, eksi 40 derecede, Allahüekber Dağlarındaki Mehmedim’in ölümü ayaklarından başladı. Hayali büyüktü. Düşmanı arkadan çevirecek, çembere alacak ve yok edecekti. Ne kar, ne soğuk, ne tipi umurunda değildi. Komutanından aldığı emirle ilerliyordu.
Bu duygu ve düşüncelerle ilerlerken çarıkları parçalanmış, yazlık üniformaları kurşun gibi inen kara dayanamayıp çaputa dönmüştü. Birbirlerine sokularak, insanüstü bir gayretle ilerliyorlardı. Aç ve susuzdular. Ayakları morarmaya, sonra kararmaya başladı. Ölüm aşağıdan yukarı doğru ağır ağır yükseliyordu. Yürüyemeyecek hale gelenler birer birer düşüyordu. Komutanların emri kesindi:
"- Düşeni kimse kaldırmayacak, yürüyüş aksatılmayacak."
Asker çaresizlik içindeydi ama bir an önce ölüm dağını aşıp Sarıkamış'a inmek, düşmanı vatan topraklarından atmak istiyordu. Enver Paşa Rusları vatan topraklarından atıp, eşsiz bir zafer kazanma hırsı ile yanıp tutuşuyordu. Genç komutanın soğuktan titreyen emri güven veriyordu:
“-Haydi Mehmedim, haydi Ahmedim az kaldı, zafer yakındır!”
Enver Paşa kararlıydı ama yakınındaki komutanlar, 22 Aralık'ta başlayan harekâta, kış koşullarında bu işin faciayla sonlanacağını söyleyip karşı çıkıyordu. Ancak zafer kazanma hırsı ile dolu olan Enver Paşa tarafından görevden azledildiler. Sonunda o ölüm dağı aşıldı ve Sarıkamış'a varıldı.
Ancak -40 derecedeki Allahuekber Dağlarında, binlerce Mehmedim soğuğa dayanamadı. Vatan uğruna şehit oldu. O an, bir hayalin donduğu andı. 22 Aralık 1914 - 15 Ocak 1915 arasında yapılan Sarıkamış harekátının faciayla sonuçlanan acı öyküsü işte böyle...
Sarıkamış faciası son yıllara kadar pek bilinmiyor, tarihin karanlık sayfalarında gizliliğini koruyordu. Ama iki yürekli adam bu zinciri kırdılar. Sarıkamış faciasını inanılmaz bir inatla Türk halkına duyurmayı başardılar. Bu zorlu, meşakkatli yola baş koyan bu iki yürekli adam Prof. Dr. Bingür Sönmez ile Ahmet Günay’dır. Yaktıkları ateş her geçen gün büyüyor ve gerçekleri aydınlatıyor. Bu yürekli iki insan, her yıl "Sarıkamış Dayanışma Grubu" olarak hüzünlü anma geceleri düzenlerler. "Donuyorum ben ana" temalı anma konserleri organize ederler. Bunu da buz gibi salonlarda yaparlar. Katılanlara Sarıkamış harekâtındaki soğuğunu hatırlatırlar. Ancak Sarıkamış Şehitlerini anma gecesindeki duygu sıcaklığı, soğuğa rağmen kalpleri ısıtmaya yeter. Milletimizin gündemine “Sarıkamış Şehitleri”ni getiren bu iki yürekli insana şükran borçluyuz.
Çar II. Nikola, 11 Eylül 1911’de Fransa Büyükelçisi Paleologue’a şöyle der: “Türkler mi dediniz? Yani Moğollar... Yani Anadolu’nun fuzuli işgalcileri... Bakınız Elçi Efendi, Avrupa'nın bütün siyasi tarihi boyunca yapacağı en güzel şey, Türkleri Avrupa'dan ve Anadolu'dan atmak olacaktır. Biz doğudan ve siz batıdan yükleneceksiniz ve bu kıskaç tarihin en kudretli, en mukaddes ittifakını meydana getirecektir. Yıllardır Rus politikasının temeli budur; sizinki size, bizimki bize... "
Aslında Sarıkamış harekatı; Sarıkamış'ın Ruslar'ın eline geçtiği 93 Harbi (1877-78 Osmanlı Rus Harbi) ve sonrasında memleketimizde yaşanan trajedinin, Türkleri "Moğollar, Anadolu'nun fuzuli işgalcileri" olarak gören Ruslar'dan Rumeli'yi, İstanbul'u, Anadolu'yu ve Sarıkamış'ı kurtarmaya çalışmakla geçen 40 yılın acı dolu hikâyesidir.
Sarıkamış; o yıllarda hayata yangınlarla başlayan ve babalarından, dedelerinden duyduktan çaresizlik hatıralarıyla büyüyen çocukların, çocuk gönüllerini yakan intikam ateşiyle Harbiye'de, Askeri Tibbiye'de okuyanların, Enverlerin, Niyazilerin, Bahaettin Şakirlerin hikâyesidir. Jön Türkler'in, İttihat ve Terakki'nin, 'Kâbe-i Hürriyet' Selanik'in, 'siyaset yağmurlarının ıslattığı' 3'üncü Ordu'nun, 1908 Devrimi'nin, 'Kahpe Bizans' İstanbul'un, Trablusgarp ve Balkan Harbi facialarının, 'yenmek veya ölmek duygusu cinnet derecesine varmış' olanların, yüreklerindeki intikam ateşinin 600 yıllık imparatorluğun sonunu getireceğinden habersiz ve gizlice I. Dünya Savaşı'na girişin; bundan dolayıdır ki Çanakkale'ye Giden Yol'un da hikâyesidir.
Sarıkamış en çok; Allahuekber Dağlarında, bir gecede ve tek kurşun atmadan donarak ölen Mehmedim’in acı dıramıdır.. Değil düşman kovalamak, yürümeye kalksanız adım atılmaz dağların donduran ayazında, yokluklar içinde çamura, kara saplanıp haftalarca harp etmeye çalışan Mehmed'in 93 Harbi'ne uzanan hikâyesidir. Aslında “Sarıkamış Türküsü”nün ilk mısraları, 93 Harbi’nde yazılmıştır.
Sarıkamış Harekâtı Türk tarihinin en dramatik olaylarından biridir. Elbette kahraman bir milletin evladıyız. Fakat bizim kahramanlıklarımız aynı zamanda zaferlerle birlikte acılarda yaşatmıştır. Yemen\'in kavurucu sıcağından, Sarıkamış’ın dondurucu soğuğuna yazlık elbiseyle çarıksız giden körpe fidanların hikâyesi yakar sinemizi. Bu bir efsanenin ayakta kalma ve yaşamak için son çırpınışıydı. Asırlarca içten içe altını oyan dış ve iç mihrakların, yıkılan bir devin çıkardığı feryadının adıdır Sarıkamış. Yemen ne ise, Çanakkale ne ise, Sarıkamış da odur.
Sarıkamış denince içim burkulur. Allahuekber Dağları’nda Mehmedim’in gölgesi görünür gözüme. Çarıkları yırtık, benzi soluk, mosmor bedeniyle karşımda Mehmedim. Kulakları donmuş, ama yine de vatan vatan diyen Mehmedim! Binlerce ANADOLU evladı gömüldü karlara gecenin kör vaktinde! Tabi gömemedi onu Sarıkamış bağrına, acısına dayanamayıp attı baharın kardelenlerine.
Ah Sarıkamış Ah!...
Sarıkamış acıların,
Sarıkamış şehitlerin yurdu...
Gelinlik giyinmiş körpe kız gibi,
Karlara serildi Sarıkamış’ta.
Mevsimler ağlaştı, gece buz gibi,
Şafaklar gerildi Sarıkamış’ta.
Mehmedim çarıksız Yemenden gelmiş,
Pak beden mor oldu Sarıkamış’ta,
Gök mavi yer beyaz, kefeni almış,
Ne tufan görüldü Sarıkamış’ta.
Yokluk içinde buradaki karlı dağları zemherinin kavurucu soğuğunda aşmaya çalışan, ayakkabısız, paltosuz Anadolu çocukları. Biz bu şehitlere borçluyuz. Onlar olmasaydı, belki de bu topraklarda şimdi Ruslar yaşıyor olacaktı. Sarıkamış, Türk tarihinin ve savaşlarının en acı olanıdır. Bu acıyı fedakârlıkları, cesareti, ulvi davranışı en iyi şekilde idrak edip gençlerimize aktarmalıyız. Bu aslında yenilgi değil, kendini feda etmenin destanıdır…
Sarıkamış; Mehmetçiğin her şart altında irade, cesaret ve disiplinden oluşan karakterini nasıl muhafaza ettiğini tarihe altın harflerle yazdığı bir semboldür.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri