Bir Bilen Anlatsın, Bu Nasıl İştir?

.
25 yıldır köyleri basarak, askere saldırarak, üstelik yollara mayın döşeyip, onbinlerce insanı öldüren PKK’nın âdeta sözcülüğünü yapan DTP’li Ahmet Türk, ateş kesilmesi için “Herkesin elini tetikten çekilme lâzım” diyerek, açıkça güvenlik güçlerinin silah bırakması gerektiğini ileri sürüyor. Vatanı korumak, güvenliği sağlamak, meydanı yasadışı örgüt ve bütün kanun tanımazlara bırakmamak gibi görevleri bulunan güvenlik güçlerimizin silah taşımalarına kanunla izin verilmiştir. Oysa kanlı terör örgütü, ülkemizin huzurunun bozulması, toprak bütünlüğümüzün parçalanması için karanlık güçlerin sağladığı silah, teçhizat ve mayınları asker, polis, korucu, sivil ayırımı yapmadan insanları öldürmek için kullanıyor. Bu nedenle ilk önce hiçbir şart ileri sürmeden dağdaki teröristlerin silah bırakarak, Türk adaletine teslim olmaları gerekir. Bu illegal örgüt, karşısında pazarlık etmeyecek kadar güçlü koskoca bir devletin olduğunu bilmelidir. Çetebaşı Abdullah Öcalan başta olmak üzere, kanunun tanıdığı haklardan yararlanarak Meclise girmiş olan yandaşları ile dağdaki Cemil Bayık ve Murat Karayılan gibilerin de artık boşa kürek çektiklerinin farkına vararak akıllarını başlarına toplamaları lâzım. Çünkü; kaybedenin kendileri olacağını er ya da geç anlayacaklar.

Uzmanların ve dirsek teması bulunduğu bilinenlerin terör örgütünün sonunun yaklaşmakta olduğunu ifade etmeye başladıkları görülüyor. Nitekim, defalarca bombardıman edilen Kandil Dağı’nda hayatta kalabilen Murat Karayılan, kendisiyle görüşen Milliyet köşe yazarı Hasan Cemal’e, bazı haklar elde ettiklerini ima ile “Soruna üniter devlet yapısı içinde çözüm bulabiliriz! Gidin İmralı’daki ile görüşün, onu kabul etmiyorsanız DTP ile görüşün. Onları da kabul etmiyorsanız âkil insanlar heyeti oluşturup, onların aracılığıyla konuşun” diyebiliyor. Son günlerde Kürt sorununda bazı gelişmeler olabileceğinin resmi ağızlarca ifade edilmesi insanın aklına Karayılan’ın sözlerinde haklılık payı olabileceği ihtimâlini getiriyor. Tabii, bu konudaki gelişmeleri bekleyip göreceğiz.

Benim üzerinde durduğum başka bir nokta, örgütün dağ kadrosunu sevk ve idare eden Karayılan ve Bayık ile eli silahlı onca teröristin, zaman zaman jetlerin bombalayıp, taş üstünde taş bırakmadıkları belirtilen Kandil Dağı’nda halâ nasıl barınabildikleri. Ne vakit bir PKK ile çatışmasında birkaç şehit vermiş olsak, herhalde milletçe duyulan acıyı hafifletmek ve şehit ailelerinin yanan yüreğini biraz olsun serinletmek için olacak, ekranlara yansıtılan uçaktan çekilen bombalanmış hedef görüntüleri eşliğinde “Jetlerimiz Kandil Dağı’ndaki terör yuvalarını bombardıman ederek, taş üstünde taş bırakmayıp, terör örgütüne çok ağır bir darbe indirdiler” şeklindeki birbirinin benzeri ifadelerin yer aldığı Genelkurmay’ın bildirisi getirilir. Ancak nedense hiçbir zaman bombalarla yerle bir edilen barınak ve binaların yakın plan görüntüleri yayınlanmaz. Örgütün yuvalandığı Kandil Dağı’nın ya da diğer dağların tepesindeki kamplar ve teröristlerin barındığı binalar iddia edildiği gibi tepelerine inen bombalarla darmadağın edildiği hâlde teröristler oralarda nasıl ve nerede barınmaya devam ediyor? Sakın yıkılan binaların yerine 1-2 günde yenileri yapılıyor olmasın! 

Benim anlayamadığım husus, arazi vitesli arabalara atlayanlar soluğu Kandil Dağı’nda Cemil Bayık ya da Murat Karayılan’ın yanında alıp, röportaj yapabildikleri hâlde, ABD’nin istihbari bilgi yardımı yaptığı ve hedeflerin koordinatlarını verdiği ifade edilmesine rağmen, jetlerimiz tarafından yerlerinin niçin tesbit edilemediğidir. Acaba diyorum, önceki Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın ileri sürdüğü gibi, PKK kamplarının biri bizi gözetliyor evi gibi yakından takip edilmesi noktasında ABD bizi aldatıp, dağı taşı işaret ediyor olmasın? Yıllar önce bir gazetede dönemin Şırnak Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar, kendisi ile yapılmış bir röportajda, Abdullah Öcalan’ın ele geçirilmeden önce Suriye’nin başkenti Şam’da barındığı binanın yerinin bilindiğini ve hangi saatte balkona çıktığından bile haberdar olduklarını en ince detayına kadar anlatarak, “İstesek, istediğimiz anda vurabiliriz, ancak terör bitmez, yerine yeni Apo’lar gelir” demişti. O zaman ABD’nin istihbarat açısından herhangi bir yardımı bile söz konusu değildi. Buna rağmen, Apo’nun hangi binada yaşadığından ve PKK’nın Suriye’deki eğitim kamplarından haberdar olunabilirken, bugün imkânlar daha geliştiği hâlde terörle mücadele acaba niçin sonlandırılamıyor diye düşünüyorum.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ziyaret ettiği ABD’de terörle mücadele konusunda ilginç şeyler söyledi. Şarkıcı Mahsun Kırmızıgül de “25 yıldır akan bir kan var. Artık insanların gözlerinden yaş değil, kan akıyor. Çünkü ölen Anadolu’nun yağız delikanlıları. Ben, bu nedenle zengin bir insanın öldüğünü görmedim. Ben şunu biliyorum; barışı istemeyenler, bu işten rant sağlayanlar, bu işin bitmesini hiçbir zaman istemeyecek” diyerek, sorunun başka bir boyutuna dikkat çekti. Kimin ne söylediğinden çok, soruna samimi olarak yaklaşmak ve ağızdan çıkan sözlere dikkat etmek lâzım. Hele hele devlete kafa tutarak bir yerlere varmaya çalışmak ortamı germekten başka şeye yaramaz. Olsa olsa sorunun devamından fayda umanların ekmeğine yağ sürülmüş olur. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri