Tarih boyunca Türkler çağ açmışlar, çağ kapatmışlardır. İlme, irfana, değer vermişler, âlimleri korumuşlardır. Tarihe baktığımız zaman Türkler medeniyetten medeniyete koşmuşlar, yeni yeni buluşlar meydana getirmişlerdir. Yazıyı bulduktan sonra Türkler okumaya ve yazmaya daha da önem vermişler, taş üzerine yazı yazarak silinmesi zor olan eserleri bizlere miras bırakmışlardır.
Türkler dünyada ilk üniversiteyi kurarak bilgili kişiler yetiştirmişlerdir. Kâğıdın bulunması ile kitap ve kütüphaneye de çok büyük önem veren yine Türkler olmuştur.
Fakat son yıllarda emperyalist güçlerin baskıcı girişimleriyle Türk toplumu okumak, yazmak yerine Türkün gelenek ve göreneğine aykırı ahlak bozucu vurdulu kırdılı televizyon dizileri ile değerlerini bozmak için büyük bir gayretin içine girmişlerdir.
Bunların yanı sıra iyiler de olmaktadır. Hep biz kötüleri görmeyelim, iyilere de bakmamız gerekir. Birbirinden çok değerli yayınlarda çıkmıyor değildir. Yayınlanmasına yayınlanıyor ama gerektiği gibi de tanıtılmıyor. Zira emperyalist güçler böylesine güzel eserlerden yarar yerine zarar göreceklerini bildikleri için de güzel eserlerin tanıtılmasına şöyle böyle mani olmakta veya olmaya çalışmaktadırlar.
Zaman tüneli içerisinde ilkokul günlerimize gittiğimizde öğretmenlerimiz bizlere kitap ve kütüphanelerle ilgili binlerce vecize yazdırmıştır veya bulmamız için bizlere ödevler vermişlerdir. Şöyle hafızalarımızı tazelediğimizde bunlardan bir kaçını sıralayabiliriz:
“Kitaptan daha iyi bir arkadaş yoktur. Zaman zaman o insana dert ortaklığı eder, yüreğine su serper gönlünün her muradına onunla erişirsin. Böylesine güzel bir dost görülmemiştir, ne incitir, ne incinir.”
“Kitaplarda dost gibi az, iyi seçilmiş olmalıdır.”
“Faydalı b ir kitabı ilk defa okuduğum zaman yeni bir dost edindim sanırım. Beğendiğim sevdiğim bir kitabı tekrar okuduğum zaman da eski bir dosta kavuşmuş gibi olurum.”
“Kitaplar deniz fenerleri gibi, zaman denizinin üstünde dimdik dururlar.”
Cenab-ı Allah ta bizlere okumayı ve yazmayı emretmiştir. Okuyalım ve yazalım, okuyana ve yazana da önderlik edelim, onu teşvik edelim.
Bir insanı ebedileştirmek, ölümsüzleştirmek istiyorsak, o insan hakkında kitap yazmalıyız, onu ölümsüzlükle kucaklaştırmalıyız. Geçtiğimiz aylarda elim bir helikopter kazası sonunda aramızdan ebediyete kadar ayrılan bir Alperen kişi merhum Muhsin Yazıcıoğlu için de dostları bir eser yazarak onu ebedileştirmişler ve ölümsüzlükle kucaklamışlardır. Alperen Muhsin Yazıcıoğlu’nun can dostları, dava arkadaşları, ailesi, yakınları hatıralarını, duygularını ve düşüncelerini kaleme almışlar. Çok yerinde isabetli bir kararla Muhsin Yazıcıoğlu’nun 55 yıllık hayatını, anılarını bir ipekböceğinin kozasını ördüğü gibi ilmek ilmek örmeleri bir bal arısının binlerce, yüzbinlerce çiçeği dolaşarak, onlardan elde ettiği bal yapıcı maddeleri birleştirip bize tatlıyı sunduğu gibi, binlerce anılarının arasından en tatlısını okurlarıyla, sevenleriyle paylaşanlara da ne mutlu…
İnsanoğlu doğduğu günden vefatına kadar acı tatlı günleri olur. Muhsin Başkan da bir insan olduğu için onun da sevinçli, kederli günleri, anları olmuştur. Önemli olan vefatından sonra hayırla yad edilmesidir. Alperen Muhsin Yazıcıoğlu’nu da hayırla yad ediyor, eseri hazırlayanları, emeği geçenleri kutluyorum.
Ruhun şad olsun Alperen.
Fakat son yıllarda emperyalist güçlerin baskıcı girişimleriyle Türk toplumu okumak, yazmak yerine Türkün gelenek ve göreneğine aykırı ahlak bozucu vurdulu kırdılı televizyon dizileri ile değerlerini bozmak için büyük bir gayretin içine girmişlerdir.
Bunların yanı sıra iyiler de olmaktadır. Hep biz kötüleri görmeyelim, iyilere de bakmamız gerekir. Birbirinden çok değerli yayınlarda çıkmıyor değildir. Yayınlanmasına yayınlanıyor ama gerektiği gibi de tanıtılmıyor. Zira emperyalist güçler böylesine güzel eserlerden yarar yerine zarar göreceklerini bildikleri için de güzel eserlerin tanıtılmasına şöyle böyle mani olmakta veya olmaya çalışmaktadırlar.
Zaman tüneli içerisinde ilkokul günlerimize gittiğimizde öğretmenlerimiz bizlere kitap ve kütüphanelerle ilgili binlerce vecize yazdırmıştır veya bulmamız için bizlere ödevler vermişlerdir. Şöyle hafızalarımızı tazelediğimizde bunlardan bir kaçını sıralayabiliriz:
“Kitaptan daha iyi bir arkadaş yoktur. Zaman zaman o insana dert ortaklığı eder, yüreğine su serper gönlünün her muradına onunla erişirsin. Böylesine güzel bir dost görülmemiştir, ne incitir, ne incinir.”
“Kitaplarda dost gibi az, iyi seçilmiş olmalıdır.”
“Faydalı b ir kitabı ilk defa okuduğum zaman yeni bir dost edindim sanırım. Beğendiğim sevdiğim bir kitabı tekrar okuduğum zaman da eski bir dosta kavuşmuş gibi olurum.”
“Kitaplar deniz fenerleri gibi, zaman denizinin üstünde dimdik dururlar.”
Cenab-ı Allah ta bizlere okumayı ve yazmayı emretmiştir. Okuyalım ve yazalım, okuyana ve yazana da önderlik edelim, onu teşvik edelim.
Bir insanı ebedileştirmek, ölümsüzleştirmek istiyorsak, o insan hakkında kitap yazmalıyız, onu ölümsüzlükle kucaklaştırmalıyız. Geçtiğimiz aylarda elim bir helikopter kazası sonunda aramızdan ebediyete kadar ayrılan bir Alperen kişi merhum Muhsin Yazıcıoğlu için de dostları bir eser yazarak onu ebedileştirmişler ve ölümsüzlükle kucaklamışlardır. Alperen Muhsin Yazıcıoğlu’nun can dostları, dava arkadaşları, ailesi, yakınları hatıralarını, duygularını ve düşüncelerini kaleme almışlar. Çok yerinde isabetli bir kararla Muhsin Yazıcıoğlu’nun 55 yıllık hayatını, anılarını bir ipekböceğinin kozasını ördüğü gibi ilmek ilmek örmeleri bir bal arısının binlerce, yüzbinlerce çiçeği dolaşarak, onlardan elde ettiği bal yapıcı maddeleri birleştirip bize tatlıyı sunduğu gibi, binlerce anılarının arasından en tatlısını okurlarıyla, sevenleriyle paylaşanlara da ne mutlu…
İnsanoğlu doğduğu günden vefatına kadar acı tatlı günleri olur. Muhsin Başkan da bir insan olduğu için onun da sevinçli, kederli günleri, anları olmuştur. Önemli olan vefatından sonra hayırla yad edilmesidir. Alperen Muhsin Yazıcıoğlu’nu da hayırla yad ediyor, eseri hazırlayanları, emeği geçenleri kutluyorum.
Ruhun şad olsun Alperen.