Bilinmeyen Filistin Gerçekleri

Bilinmeyen Filistin Gerçekleri

Bir önceki yazımda Filistin seyahatimden bahsetmiştim. Bunu bir seriye bağlamak istedim ve aslında yanlış bildiğimiz doğrular üzerinde duralım biraz. Filistin halkına yaptığımız en büyük hata olan “Osmanlı’ya ihanet etti” sözünü irdeleyip biraz bu konu hakkında doğruları yazalım. Aslında herkesin ulaşabileceği fakat bazı kesimin bilmek istemediği doğrular..

Filistin halkının Osmanlı İmparatorluğu'na olan bağlılığını doğru anlamak için popüler tarih anlatılarının, dizilerin ve basmakalıp söylemlerin ötesine geçerek arşiv belgelerine ve dönemin sosyo-politik gerçeklerine bakmak gerekmektedir. Toplumda en yaygın yanlış algılardan biri, 1916 yılında başlayan Şerif Hüseyin İsyanı'nın tüm Arap dünyası ya da özelinde Filistin halkı tarafından desteklendiği iddiasıdır. Oysa tarihsel veriler, bu isyanın İngilizlerin stratejik ve finansal desteğiyle hareket eden sınırlı bir çevrenin eylemi olduğunu; halkın ezici çoğunluğunun ise İstanbul'a ve Halifelik makamına olan sadakatini son ana kadar koruduğunu açıkça göstermektedir. Münferit bir isyanı tüm bir millete mal etmek, yalnızca büyük bir tarihsel hata değil, aynı zamanda o dönemde imparatorluk uğruna cephede can veren binlerce insanın anısına yapılmış ağır bir hürmetsizliktir.

Bu sadakatin en somut kanıtı, Birinci Dünya Savaşı'nın zorlu şartlarında Osmanlı ordusu saflarında çarpışan Filistinli evlatlardır. Filistin coğrafyasından orduya katılan binlerce insan, yalnızca kendi topraklarını savunmakla kalmamış; Çanakkale, Galiçya, Kafkasya ve Kanal cephelerinde Türk askerleriyle omuz omuza fedakârca savaşmıştır. Bugün Çanakkale Şehitliği'ndeki mezar taşlarında Gazze, Nablus, Kudüs ve Yafa gibi şehir isimlerini görmek, dökülen bu ortak kanın ve sarsılmaz kardeşliğinin en güçlü kanıtıdır. Bu askerler, Osmanlı’nın bekasını kendi canlarından kıymetli bilmişlerdir.

Kültürel ve dini boyutta ise Filistin halkı, Osmanlı idaresini sıradan bir yönetim biçimi olarak değil, İslam dünyasının birleştirici gücü olan Halifeliğin koruyucusu olarak konumlandırılmıştır. İngiliz işgali bölgeye ulaşana dek camilerde okunan hutbeler, toplumsal yaşamdaki adetler ve eğitim sistemi tamamen İstanbul odaklı bir aidiyet üzerine kuruluydu. Filistinliler için Osmanlı; Kudüs'ü ve mukaddes değerleri asırlarca himaye eden ulu bir şemsiyeydi. Bu tarihi bağ, işgalin en karanlık günlerinde dahi halkın zihninden ve gönlünden silinmemiş; aksine Anadolu'da meşalesi yakılan Milli Mücadele'ye duyulan derin manevi destekle varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla Filistin'in Osmanlı geçmişi bir kopuşun değil, zorla ayrılana dek süren köklü bir aidiyetin hikâyesidir.

Hakikati kavramak; yüzeysel anlatılardan sıyrılıp arşivlerin, belgelerin ve cephe gerisindeki o derin bağlılığın sesine kulak vermek ile mümkündür. Filistin meselesine dair önyargıları kırmak, öncelikle bu ortak acıyı ve siperlerde dökülen ortak kanı tanımaktan geçer.

Açık ve net söylemek gerekir: Filistin, Osmanlı’ya ihanet etmemiştir.

Bugün Filistin halkının bağımsızlık ve hürriyet için sürdürdüğü amansız mücadele, bu milletin geçmişte verdiği İstiklal Savaşı'nın bir benzeridir. Kendi vatanını ve insanlık onurunu savunanları, tarihteki birkaç işbirlikçi ile aynı kategoriye koyanlar, her şeyden önce kendi tarihine ve geçmişine büyük bir haksızlık etmiş olurlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri