Beyşehirdeki Kubâd-âbâd Sarayı

.
Selçuklu Devleti döneminde başkent Konya’da yapılan cami, mescit, medrese, darülhadis, darüsşifa, han, hamam, türbe, tekke, dergâh, saray, köşk, kervansaray, kümbet, köprü, çeşme, sebil, imaret ve sarnıç gibi sayısız eserlerden pek azı günümüze ulaşabilmiş bulunuyor. Bunlar arasında şehrimizdeki Alâaddin, Sahip Ata, Sadreddin Konevi, İplikçi, Hoca Hasan, Hacı Ferruh camilerini, Sırçalı, İplikçi, Karatay medreselerini, Mevlânâ, Şeyh Sadreddin, Şems Tebrizi, Ateşbaz Velî, Hoca Ahmed Fakıh, Hasan Paşa, Sinan Paşa, Hürrem Paşa ve Murat Paşa kızı türbelerini, Mevlânâ Dergâhı, Şekerfüruş, Abdülmümin, Sırçalı, Hatuniye, Beyhekim mescitlerini, Ulaşbaba, Tacülvezir, Seyfettin Karasungur kümbetlerini, Horozlu, Zazadın ve Dokuzun hanlarını sayabiliriz.

Bunlardan başka önceki yazımızda bahsettiğimiz Alâaddin, ya da diğer adıyla Kılıçaslan Köşkü’nün yanısıra Beyşehir’de Kubâd-âbâd Sarayı da bulunuyor. Kitabesi bulunamadığı için yapıldığı tarih hakkında kesin bilgi olmayan, ancak miladî 1227’de yapılmaya başlandığı tahmin edilen bu ihtişamlı sarayın kubbe artıkları ve diğer enkazı Beyşehir Gölü’nün kıyısında hâlâ duruyor. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, “Konya Tarihi”ni yazdığı 1944’te “Güneş vurdukça sarayın harabeleri arasında renk renk çini parçaları görülüyor” diyerek, Kubâd-âbâd Sarayı ile ilgili şunları yazmış:

“Selçuklu Sultanı I. Alâeddin’in, zelzelede zarar gören Konya’daki köşkünden başka iki ünlü sarayı daha vardı. Bunlardan birisi Kubâd-âbâd Sarayı’dır. Bu saray; Beyşehir-diğer adları ile Süleymaniye, Süleyman şehir-civarında Selçukîlerin Bizanslılardan devraldıkları eski ve tarihî eserler dolu bir bölgenin merkezi olan ‘Gumgurum’ da gözleri ve gönülleri büyüleyen ‘Eğrinas’ gezi yerinde idi. Kibert haritası’nda Beyşehir civarında ‘Gulgurum’ adlı bir köyün antik adının ‘Gorğorum’ olduğu gösterilmiştir. Bizanslılar ve Selçukîler zamanında ‘Gurgurum’mamur bir şehir idi. Konya Selçukîlerinin ilk zamanlarında burası vilâyet merkezi idi. Beyşehir Gölü’ne de ‘Buhayre-i Ğurğurum’ (Ğurğurum Gölü) deniliyordu.

Konumuz olan ‘Kubâd-âbâd Sarayı’ yapıldıktan ve etrafında kalabalık bir yöre hasıl olduktan sonra bu havali daha çok ‘Kubâd Âbâd’ adı ile anılır olmuş, göl de aynı adı almıştır. Bir işlek yol üzerinde bulunan Gurğurum, iktisadî ve siyasî sebeplerden dolayı önemini kaybettikten sonra bir köy hâline gelmiştir. Kubâd Âbâd da aynı sebeplerden evvelâ ihtişamını, sonra da adını kaybetmiştir”

Paris Millî Kütüphanesi’nde bulunan anonim Selçuknâmede ve Müsameret-ül-ahbar ve Müsayeret-ül-Ahyar’da bu adın “Vilâyet-i Ğurğurum” şeklinde geçtiğini, Konya’dan Beyşehir’e giden büyük ve anayolun adının Konya Selçukîleri’nin ilk zamanlarından beri “Ğurğurum yolu” adını taşıdığını bildiren Konyalı, şöyle devam ediyor:

“Kubâd-âbâd Sarayı; Beyşehir gölü’nün batısında ‘Eğrinas’ denilen yerde göle hâkim, iç açıcı, ferahlatıcı, tabiatın seri hâldeki tablolarla süslediği yere yapılmıştı. Mimarı; Zazadın Hanı’nın vâkıfı ve bânisi Sadeddin Köpek’tir. Alâeddin Keykubad, Kayseri’de Menkücek oğullarından Erzincan ve Kemah Meliki II. Alâeddin, Davut Şah’ı Kayseri’ye davet etmiş, ona kendisinin daha evvel yaptırdığı ‘Keykubâdiye Sarayı’ nda 10 gün ziyafetler vermişti. Davut Şah, içki tesiri ile hükümdarı rencide edecek sözler söylemişti. Sultan Alâeddin, eliyle yazdığı ahitnâmeyi Sadeddin Köpek vasıtasıyla Davud Şah’a vermiş, o da Kayseri’yi terk etmişti. Sultan Alâeddin bundan sonra bir müddet Keykubâdiye Sarayı’nda kalmış, baharda ‘Akdeniz’ e doğru yola çıkmıştı. Hükümdar başkent Konya’ya uğradıktan sonra Hz. Süleyman’ın atı gibi mesafeleri yutan atına binerek Ğurğurum Gölü’nün batısındaki Eğrinas mevkiine vardı ve burası pek hoşuna gitti. Mimar Köpek’e, burada bir saray yaptırılmasını emreden ve aynı zamanda iyi bir nakkaş, ressam ve mühendis olan Sultan, mimarın hazırladığı planı beğendi”

Kaynaklar Sultan I. Alâeddin’in yaptığı bu seyahatin tarihini açıkça yazmıyor, ancak İbrahim Hakkı Konyalı, seyahatin miladî 1226 yılında Alâiyye Kalesi’nin yapılmasından bir sene sonra yapıldığını kabul ediyor. Padişahın çok beğendiği, kısa zamanda tamamlanan saray Selçuknâme’de “Sadeddin Köpek, lâtif ve gönül okşayıcı şekillerle yuvarlak kemerler üzerine yüksek kubbeleri, firuze ve lacivert nakışlı döşemeleri ile semanın firuze renkli çehresini mayileştiren, temaşası cana can katan bir sarayın inşasına başladı. Kanaat sahrasından daha geniş, istenildiğinden mükemmel olan bu saray kısa müddet içinde Sultanın arzusu veçhile ikmâl edildi” şeklinde övülüyor.

İbn-i Bibî tercümesi’nin 135. sayfasında Alâeddin Keykubad’ın; birkaç gün sarayda oturup, sonra atının dizginini Antalya ve Alâiyye taraflarına çevirdiği kaydediliyor. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri