Bergusi: Erbakan, Filistin’i ikinci vatanı gibi görüyordu

Hamas Siyasi Büro Üyesi Caser Bergusi, Filistin’de yaşananlarla alakalı ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Filistin davasındaki tutumu hakkında “Erbakan, Filistin’i kendi ülkesi, vatanı ve akidesi olarak görüyordu” diye konuştu.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Caser Bergusi, Filistin’de Hamas hareketinin ne anlam ifade ettiğini, savaş sırasında Türkiye’nin nasıl konumlandığını ve Türkiye Cumhuriyeti Eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Hamas’ın kuruluşunda etkin rol oynadığını Merhaba Gazetesi’ne anlattı. Röportaj sırasında ahlak ve maneviyat şehri Konya’nın Filistin davasındaki yerinin önemine vurgu yapan Caser Bergusi, “Konya’ya girilen ilk andan itibaren sekinet ve iman ruhu hissediyorsunuz. Konya, Filistin’e destek hususunda ciddi atılımlar ve katkılar yaptı. Allah Konya halkından razı olsun” ifadelerini kullandı.

**Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Batı Şeria'da, Ramallah'ın yaklaşık 15 kilometre kuzeyindeki Kobar köyünden Hamas Siyasi Büro Üyesi Caser Bergûsî. Konya’da kardeşlerimle beraber olmaktan son derece mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Bu durum, Müslümanların temiz fıtratlarının bir göstergesidir. Zira aramıza ne kadar mesafe girse de dinimiz, hepimizin ortak davası, Filistin davası bizi birleştirir. İki milyar Müslümanın içinden böylesi yüce bir rolü bize layık görmesi, Rabbimizin rahmetindendir.

**Hamas nedir? Geçmişinden bahseder misiniz?

Hamas, bildiğiniz üzere İslâmî Hareket’in bir uzantısıdır. Ancak Filistin özelinde bu hareketin belirgin özelliği, işgal altında bulunuyor olmasıydı. İşgal altında olunmasından dolayı Hamas’ın İslâmî hareketlerden bir anlamda bağımsız askeri ve siyasi kolunun bulunması gerekliydi. Böylece 1987 yılında bir yönetim oluşturuldu. Bu hareket, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bulunuyordu. Yine bu bölgelerin dışından da Filistinli bazı kardeşlerimiz vardı. Bir avuç insanla başlayan İslâmî Direniş Hareketi’nin şu an gökler dolusu mensupları bulunuyor. Tabii, Hamas, başka herhangi bir hareketin başına gelse çoktan dağılacağı birçok aşama ve dönüm noktasından geçti. Bugün biz uluslararası sistem karşısında duran devletlerin bile kaybolup gittiğini gözlemliyoruz. Venezüella gibi bir devletin liderinin kısa bir zaman dilimi içinde kaçırıldığı günlerde Hamas’ın liderleri, üyeleri, askerleri halen yerlerinde. Hatta bir üyesi de burada sizin aranızda, Konya’da.

**İçerisinde bulunduğunuz müzakere sürecinde Hamas’ın kırmızı çizgileri nelerdir?

Halkımızla ilgili her husus, Hamas için kırmızı çizgidir. Ancak bazen baskı güçleri Hamas’ı daha esnek davranmaya zorlayarak bu zorlu şartlarda halkımızı koruyamamasına neden olabiliyor. Ancak tüm dünyanın üzerinde ısrarla durduğu en önemli husus Hamas’ın silahıdır. Çünkü tüm bu yaşananlarda kritik noktanın silah olduğunu düşünüyoruz. Zira hem bugün hem de her gün gördüğümüz gibi bombardımanlar devam ediyor, şehitler veriyoruz. Böyle bir ortamda halkın korunması ancak silahla mümkün olabilir. Bizim bu kırmızı çizgimizden, silahımızdan vazgeçmemiz demek, halkımızı kurban vermemiz anlamına gelecektir. Dolayısıyla bu husus, kırmızı çizgilerin başında yer alıyor.
**Türkiye’nin insani yardım faaliyetlerini ve arabuluculuk girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle maddi yardım hususunda belirtmem gerekir ki, Filistin davası tarihinde ilk kez yalnızca Hamas değil, Filistin halkı için toplanan yardımlar anlamında Türkiye birinci sırada yer aldı. Tabi, Türkiye destekte bulunduğunda aslında insanlığa destekte bulunmuş oluyor. Biz Türkiye’de bu yardım sevdasını, yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda dahi mülahaza ettik. Bundan dolayı Türkiye’ye daima şükranlarımızı arz ediyoruz. Birçoklarının Filistin davasına düşmanlık ettiği bir vasatta Türkiye’nin bu desteği her türlü takdire şayan bir durum.
Türkiye’nin arabuluculuğuna gelince, savaşın sona ermesi için evvelce birçok başarısız girişimler olduğunu biliyoruz. Ancak Türkiye arabulucu olarak devreye girdiğinde, arabulucular üzerinde hissedilen bir ağırlığı vardı. Bu ağırlık, arabuluculuğun başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Halbuki işgalciler Türkiye’nin arabulucu olmasını çok keskin bir dille reddediyorlardı. Buna Siyonistlerin söylediği şu söz şahitlik etmektedir: “Biz burada tek bir Türk askeri istemiyoruz. Zira burada Türk askerinin bulunması diğer devletlerden farklılık arz eden bir durum. Çünkü burada herhangi bir Türk askeri bulunduğunda, kendisini Osmanlı Devleti’nin bir devamı gibi görüp buraları kendi vatanı gibi hissedecektir. Onun buralara gelişi, arabuluculuk vasfıyla bulunması değil, kendi vatanına dönmesi gibi görülecektir.” Bu nedenle kabul etmiyorlardı. İşte bu tablo, Türklerin Filistinlilerin kalbinde, Filistin davasında nasıl bir yerinin olduğunu açıkça göstermektedir.

**Azerbaycan boru hatlarının İsrail’e Türkiye üzerinden gittiği malum. Bu konuda düşünceleriniz nedir? Türkiye’nin atması gereken adımlar nelerdir?

Bizlere Türkiye’nin bu savaşta neler yaptığı daima soruluyor. Türkiye’nin rolünün, Filistin için sunulmuş en kıymetli rollerden birisi olduğuna inanıyorum. 7 Ekim olaylarında Filistin halkı bir direnişe çıktığında tüm dünya bu Tufan’ın karşısında yer aldı, bu girişimi terörle ilişkilendirdi, İŞİD ile bağlantılı gördü, bunun sona erdirilmesi taraftarı oldu. Tüm dünyada ifade edildiği gibi, bu mücadelede Beyaz Saray’ın liderini Siyonizm’in en küçük askeri olarak müşahede ettik. Türkiye ise bu insanların işgal altında olduklarını, hakları uğruna mücadele ettiklerini vurgulayarak bu dalgayı kıran tek devlet oldu. Bu tavır, tarihe kaydedilecek, Hamas’ı terörizm yaftasından koruyacak bir hamle oldu. Dolayısıyla Türkiye, öncelikle Filistin savunmasında siyasi bir duruş sergiledi. Bugün toprakları üzerinde Hamas’ın bulunmasını, olağan faaliyetlerinde bulunmasını kabul eden Türkiye dışında tek bir
devlet yok. Bu hususta dünyadaki tek devlet, Türkiye.

**Konya gibi muhafazakâr bir şehrin Filistin davasına ne gibi katkıları olabilir?

Öncelikle buradan tüm Konya halkına şükranlarımı sunuyorum. Bu şehirde hissettiğiniz ilgi, çok içten bir ilgi. Bu şehre girdiğiniz ilk andan itibaren sekinet ve iman ruhu hissediyorsunuz. Ayrıca kendisine gelen her insana kucak açan ve dil farklılığı vb. birçok şeye rağmen insana gurbetteki bir yabancı gibi değil, kendi memleketinde hissettiren Konya, Filistin’e mâlî yardım noktasında da çok belirgin bir yere sahip. Konya’nın bu özelliği, sizin bizleri ilk andan itibaren çok hoş şekilde karşılamanızla, sanki kendi memleketimizde, kendi halkımızla kavuşmuş hissiyatı yaşamamızda kendisini belirgin olarak göstermektedir.

**Türkiye Cumhuriyeti Eski Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın D-8 İslam Birliği gibi bazı projeleri vardı. Yine 1997 yılında bölgeye asker gönderme kararı almıştı. Erbakan’ın bu icraatları ile günümüz Türkiye’sinin tutumları arasında kıyas yapmak gerekirse ne söylersiniz?

Her zamanın kendine göre söylenecek sözü, yapılacak bir eylemi vardır. Her insanın da bir rolü olur. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu rol, pratikte Dünya’dan tamamen ayrı bir yerde konumlanmayı gerektiren büyük bir rol. Bugün ne uluslararası hukuk ne Birleşmiş Milletler kanunlarından bahsedilebilir. Tüm dünya esasında -Allah Teâlâ kendisine rahmet etsin- Erbakan’ın yaptığını arzuluyor. Ancak bugün davaya hizmet istediğimizde, kimi zaman geçmişte yapılan bir iş, bugün için uyumlu olmayabilir. Erbakan, hayırlarda öncü bir isimdi, icraatları de kendisi için takdir edilen birer iyilik kuşkusuz. Kendisi ekonomik olarak bağımsız olunması gerektiğini, güçlü olunması gerektiğini; bunun tek bir devlette değil, dünya sistemine karşı koyabilmek için bir grup devlet bünyesinde olmasının zorunluluğunu vurgularken en net vizyon sahibi, açık sözlü liderdi. Ancak, her türlü sınırı aşan zulüm nedeniyle, tek başına kalan lider bedel ödemek zorunda kalıyor. İşte bu durum Erbakan’ın -Allah ona rahmet eylesin- hanesine bir artı olarak yazılmaktadır. Liderliğin rolü tam da burada ortaya çıkar: Bedel ödeyeceğini bilerek o kararı alabilmek. Bu sebeple tarih, bazı liderleri altın harflerle kaydedecektir. Bugün geçmişte bir çalışma ortaya koyması yönüyle kendisinden bahsetmemiz, yapıp ettikleriyle halen gelecek nesillere ilham kaynağı olmaya devam etmesi anlamına gelir ki bu, onun en büyük başarılarından biri olarak kabul edilmelidir.

**Hamas’ın kuruluşunda Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın da etkileri olduğu söyleniyor, bu hususta neler söylersiniz?

Her İslamcı liderin veya samimi her insanın Filistin hakkında mutlaka bir sözü, bir duruşu vardır. İslam tarihi boyunca liderlerin Filistin’den etkilenmesi; Filistin’in de samimi liderlerden etkilenmesi son derece doğal bir durumdur; çünkü Filistin, ümmetin pusulasıdır. Rahmetli Necmettin Erbakan’ın “Filistin’i savunamayan, kendi namusunu savunamaz” sözünü düşünün. Bu ifade, mesafeler ne kadar uzak olursa olsun, evinde bile olsa her Müslümanın namusunu Kudüs ile ilişkilendirmesi bakımından ne kadar etkili ve güçlüdür! Bu tür ifadeler nesiller boyu ilham kaynağı olur. Bir dönem Che Guevara gibi isimlerden ve dünyadaki özgürlükçü devrimlerden bile etkilendiysek -ki özgür insanların devrimleri her zaman ilham vericidir- Erbakan gibi büyük bir liderin etkisinden nasıl söz edilmez? O, aynı fikre, aynı dine ve aynı duyguya bağlı olduğu Filistin’i kendi ülkesi, vatanı ve akidesi olarak görüyordu. Bu nedenle, onun Filistin davası üzerinde bu denli derin bir etki bırakmış olması son derece doğaldır.

**Filistin’in güncel durumu nedir, ilerleyen süreçleri nasıl öngörüyorsunuz?

Şu anki durum gerçekten çok zor. İslam ümmetinden pek çok kişi, ateşkes sağlanınca savaşın bittiğini sanıyor; oysa savaş farklı şekillerde kendini yeniliyor. Kuşatma hala sürüyor, bombardıman devam ediyor, ölümler durmadı. Gazze halkını yerinden etme düşüncesi ve Filistin haritasını değiştirme çabaları hala masada. Bu açıdan bakıldığında durum oldukça çetin. Geleceği nasıl gördüğümüze gelince; biz gelecekte Allah’ın izniyle, O’nun hak olan vaadiyle zaferin bu “Mansûr Taife”nin (yardım olunmuş topluluğun) olacağına inanıyoruz. Hamas o mansûr taife değilse, kimdir? Bu topluluk asla yenilmeyecektir; bu bizim Allah’a olan tam inancımız ve kesin yakînimizdir: Sonuç bizim lehimize olacaktır. Tarih boyunca zafer, muzafferiyetin ancak Allah katından olduğu apaçık anlaşılsın diye insanların artık ümitsizliğe kapıldığı, peygamberlerin bir çıkış yolu aradığı anlarda gelmiştir. Filistin’de öyle manzaralara şahit oluyoruz ki; Gazze’deki kardeşleriyle iletişim kuran bir çocuk, tüm o yıkıma ve saldırılara rağmen “İçimde bir his var, bir hafta sonra Kudüs’te olacağım” diyor. Çocuğuyla, mücahidiyle, kadınıyla, her seviyede daima hazır bulunan bu yakîn, bu sekinet ve huzur nereden geliyor? İşte Gazze’deki bu sükûnet, hayrın bizimle olduğunun müjdecisidir. Filistin, Allah’ın vaat ettiği gibi kıyamete kadar Müslümanların kıblesi kalmaya devam edecektir. İnşallah yakında hepimiz Mescid-i Aksa’da namaz kılacağız.

**Son olarak ifade etmek istediğiniz veya eklemek istediğiniz bir husus var mı?

İlk soruda kendimi tanıtmamı istemiştiniz. Son sorunuzda ise bu direnişin manevi arka planını ve sırrını sordunuz. İkisini irtibatlandırarak bir şey ekleyeyim: Hakkında 1000 yıla tekabül eden 9 müebbet hapis cezası kararı olan bir kişi olarak benim şu an sizin karşınızda oturuyor olmam bu manevi motivasyonun açık bir göstergesi. Şu an Konya’dayım ve size cihadın, direnişin faziletinden bahsediyorum; oysa kağıt üzerinde ölene kadar hapse mahkum edilmiş biriydim. Bu insanların hükmüydü; Allah’ın hükmü ise bugün Konya’da kardeşlerimin arasında olmamdı. Ben veya bir başkası, bu dokuz müebbedin biteceğini hayal edebilir miydi? Şimdi ise “Filistin’e nasıl ulaşacağız?” diye soruyoruz. Yarın Kudüs’te oturup size şunu diyeceğim: “Bir zamanlar Konya’daydık, şimdi ise Kudüs’teyiz.” O gün sizleri ve tüm kardeşlerimizi Kobar’a, köyüme bekliyorum.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Gündem Haberleri