Birkaç yıl önceydi şöyle bir köyü ziyaret edeyim, dedim. Dağ, bayır dolaşırken bir ihtiyara ve merada, otlayan iki ineğini gördüm.
- Selamünaleyküm amca! Dedim.
- Ve aleyküm selam. Yeğenim, dedi.
Oradan buradan biraz konuştuk, elinde iki tane çelik tel levhalardan kıvrılmış kafes gibi bir alet gördüm. Kafes gibi çelik levha yarım ay şeklinde ve iplerle bağlı aletler.
- Bunlar ne işe yarar? Dedim.
- Bunlarımı soruyorsun, yeğenim. Eskiden çoktu seninde bilmen gerekir. Madem bu köylüysen!
- Bilirim, bende ufakken bunları öküzleri, inekleri dışarı çıkardığımızda ağızlarına takar, dururduk(!).Bende usanmıştım çocukken, dedim(!) Ama zaman değişti, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz(!) Bunlara ne gerek var? Bunlar kalktı biliyordum(!) “Bunlar kalkarsa bu düzen bozulur yeğenim’’ dedi.
- Ne ilgisi var? Niye bozulacak bu düzen? İki ineğin ağzını bağlamak ve bağlamamakla düzen mi bozulur.
- Kaçıncı yüz yıl olursa olsun, haram haramdır, helal helaldir, haramın helalin yüz yılı olmaz Kur’an, peygamber(sav) ne dediyse odur yeğenim.
- Bunlarla ne olur ki dedim. Hayvanlara eziyetten başka bir şey yapmıyorsunuz(!)
Yeğenim bunlara “burun salık’’ derler bunun hikâyesini duymadın mı? Duymadım emmi, anlat o zamanda, dinleyeyim. Dedim.
Dinle o zaman;
- Yorgun, argın adamın biri bu köye gelir. Müşfik mi müşfik biri, bir evin önüne oturur. Yabancı olduğu her halinden belli, ev sahibi duramaz. Adamın haline acır ve yemek vermek ister. Evine davet eder. Adamda derki “Yok yemek istemem ama varsa bir tas ayranınızı içeyim,’’ der.
Bunun üzerine ev sahibi seslenir;
- Bir tas ayran getirin, misafirimize! Der.
Ev sahibi yaşlı adama, ayranı bir edeple uzatır.
Yaşlı bir yudum alınca;
- Bu ayran içilmez(!) der.
- Beyim, taze ayran çok güzel, der.
Yaşlı adam;
- Bu ayran haram kokar(!) deyince.
Ev sahibinin tepesinin tası atar.
- Nasıl olur beyim, benin eve haram bir yiyecek giremez, der.
Yaşlı adam;
“Ama bu haram sütten yapılmış, bir yoğurdun, ayran kokusu var’’ deyince. Bizim köylünün kafatası yerinden fırlar. Hemen ineği otlatan oğlunu çağırır “ Bu gün inekleri nerde otlatın oğlum’’? Deyince. “Baba herkesin otlattığı merada otlattım’’ diye cevap verir.
- Yaşlı adam ben sözümde yanılmam, bu ineklerin sütüne haram karışmış ve haram sütten yapılan ayran kokar, deyince. Ev sahibinin tepesi bir daha atar ve adama kızacak bağıracak olur.
Bu ne adam ki ayranın haram sütten yapıldığını bildiğine göre, bu adamda bir şey var diyerek; la havle çeker.
Oğluna bir daha sorar.
Oğlu;
- Baba doğru söze yemin mi istersin. Der.
Bunun üzerine yaşlı adam;
- Ey oğul! Yol boyunca onun bunun tarlasından ineğinin yediklerini nasıl otlaktan ya da senin talandan sayarsın, deyince.
- Çocuk ne yapalım, mal akıllı değil ki haramı helali bilsin, ona söyleyelim de aklında tutup, cehennem korkusu olsun, komşuların yol boyu otlaklarından ve tarlalarından koparmasın.
Yaşlı adam,
- Evet, hayvan akıllı olsa zaten senin emrinde durmaz. Ama Allah sana akıl vermiş hayvanın ağzına koparamayacak aleti takarsan, bu inekle döven sürerken çok yiyip çatlamasın diye burunsalığı takarsın ama otlağa giderken takmasın, deyip kaybolmuş adam.
Bu adamın Hızır (as) olduğunu söylerler. Bu köyde benden öncekilerde dedelerinden bu öyküyü dinlemişler.
- İşte yeğenim bana bunu dedem altmıştı. Dedeme de dedesi anlatmış. Ona da dedesi anlatmış. İşte bu Anadolu topraklarında yaşayanlar edeplerinin kaynağı Kur’an ve peygamber kıssalarıyla edeplenmiş, yoğrulmuş. Edep tükenmez hazinedir iki dünyayı ayağına serer. Ama haram mal iki dünyanı da perişan eder. Mal edep alamaz bunu da unutma!
- Selamünaleyküm amca! Dedim.
- Ve aleyküm selam. Yeğenim, dedi.
Oradan buradan biraz konuştuk, elinde iki tane çelik tel levhalardan kıvrılmış kafes gibi bir alet gördüm. Kafes gibi çelik levha yarım ay şeklinde ve iplerle bağlı aletler.
- Bunlar ne işe yarar? Dedim.
- Bunlarımı soruyorsun, yeğenim. Eskiden çoktu seninde bilmen gerekir. Madem bu köylüysen!
- Bilirim, bende ufakken bunları öküzleri, inekleri dışarı çıkardığımızda ağızlarına takar, dururduk(!).Bende usanmıştım çocukken, dedim(!) Ama zaman değişti, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz(!) Bunlara ne gerek var? Bunlar kalktı biliyordum(!) “Bunlar kalkarsa bu düzen bozulur yeğenim’’ dedi.
- Ne ilgisi var? Niye bozulacak bu düzen? İki ineğin ağzını bağlamak ve bağlamamakla düzen mi bozulur.
- Kaçıncı yüz yıl olursa olsun, haram haramdır, helal helaldir, haramın helalin yüz yılı olmaz Kur’an, peygamber(sav) ne dediyse odur yeğenim.
- Bunlarla ne olur ki dedim. Hayvanlara eziyetten başka bir şey yapmıyorsunuz(!)
Yeğenim bunlara “burun salık’’ derler bunun hikâyesini duymadın mı? Duymadım emmi, anlat o zamanda, dinleyeyim. Dedim.
Dinle o zaman;
- Yorgun, argın adamın biri bu köye gelir. Müşfik mi müşfik biri, bir evin önüne oturur. Yabancı olduğu her halinden belli, ev sahibi duramaz. Adamın haline acır ve yemek vermek ister. Evine davet eder. Adamda derki “Yok yemek istemem ama varsa bir tas ayranınızı içeyim,’’ der.
Bunun üzerine ev sahibi seslenir;
- Bir tas ayran getirin, misafirimize! Der.
Ev sahibi yaşlı adama, ayranı bir edeple uzatır.
Yaşlı bir yudum alınca;
- Bu ayran içilmez(!) der.
- Beyim, taze ayran çok güzel, der.
Yaşlı adam;
- Bu ayran haram kokar(!) deyince.
Ev sahibinin tepesinin tası atar.
- Nasıl olur beyim, benin eve haram bir yiyecek giremez, der.
Yaşlı adam;
“Ama bu haram sütten yapılmış, bir yoğurdun, ayran kokusu var’’ deyince. Bizim köylünün kafatası yerinden fırlar. Hemen ineği otlatan oğlunu çağırır “ Bu gün inekleri nerde otlatın oğlum’’? Deyince. “Baba herkesin otlattığı merada otlattım’’ diye cevap verir.
- Yaşlı adam ben sözümde yanılmam, bu ineklerin sütüne haram karışmış ve haram sütten yapılan ayran kokar, deyince. Ev sahibinin tepesi bir daha atar ve adama kızacak bağıracak olur.
Bu ne adam ki ayranın haram sütten yapıldığını bildiğine göre, bu adamda bir şey var diyerek; la havle çeker.
Oğluna bir daha sorar.
Oğlu;
- Baba doğru söze yemin mi istersin. Der.
Bunun üzerine yaşlı adam;
- Ey oğul! Yol boyunca onun bunun tarlasından ineğinin yediklerini nasıl otlaktan ya da senin talandan sayarsın, deyince.
- Çocuk ne yapalım, mal akıllı değil ki haramı helali bilsin, ona söyleyelim de aklında tutup, cehennem korkusu olsun, komşuların yol boyu otlaklarından ve tarlalarından koparmasın.
Yaşlı adam,
- Evet, hayvan akıllı olsa zaten senin emrinde durmaz. Ama Allah sana akıl vermiş hayvanın ağzına koparamayacak aleti takarsan, bu inekle döven sürerken çok yiyip çatlamasın diye burunsalığı takarsın ama otlağa giderken takmasın, deyip kaybolmuş adam.
Bu adamın Hızır (as) olduğunu söylerler. Bu köyde benden öncekilerde dedelerinden bu öyküyü dinlemişler.
- İşte yeğenim bana bunu dedem altmıştı. Dedeme de dedesi anlatmış. Ona da dedesi anlatmış. İşte bu Anadolu topraklarında yaşayanlar edeplerinin kaynağı Kur’an ve peygamber kıssalarıyla edeplenmiş, yoğrulmuş. Edep tükenmez hazinedir iki dünyayı ayağına serer. Ama haram mal iki dünyanı da perişan eder. Mal edep alamaz bunu da unutma!