Bazen benim de Konyalılığım tutar. Bu halimi de çoğu zaman haklı ve isabetli görürüm. Şimdiye kadar bazı yerlerde ve zamanlarda Konyalılık havası atmanın bir zararını görmedim.
Kayserili olan bir kimsenin Kayserililiğinin, Malatyalı olan bir kimsenin Malatyalılığının, Bayburtlu olan bir kimsenin Bayburtluluğunun ve Çorumlu olan bir kimsenin Çorumluluğunun tutması gibi.
Bence bu halde yadırganacak bir durum yok. Önce yaşadığımız şehre, sonra vatan ve milletimize hizmet etmenin, yerel ve ulusal kalkınmayı sağlamanın biraz da bu his, ihtiras, heyecan ve iddialarla mümkün olabileceğini düşünenlerdenim. Tabii ki benden başka düşünen varsa.
Ben, Konyalıyım diye Konya'ya hizmet edeceğim; sen, Kayseriliyim diye Kayseri'ye hizmet edeceksin; öbürü Bayburtluyum diye Bayburt'a hizmet götürecek; diğeri Malatyalıyım diye Malatya'ya hizmet sunacak ve bir diğeri de Çorumluyum diye Çorum'a hizmet plânlayacak. Kabul edilmeli ki ben, sen, öbürü, diğeri ve bir diğeri diye isimlendirdiğim insanlar, sıradan insan değiller: iyi yetişmiş, devlet idaresinde ve bürokraside sorumluluk yüklenmiş sayılı kimseler.
Bazı idarecilerin, bürokratların ve siyasilerin hep kendi memleketlerine hizmet götürüyorlar diye suçlanmalarında bir yarar görmüyorum. Bu anlayış ve sıralama ile memleketimizin her bir köşesi hizmet alma ve kalkınma şansına kavuşmuş olur. Bu sebeple ben, doğup büyüdükleri, suyundan ve havasından, azığından ve katığından faydalandıkları beldeye hizmet edenleri bölücülükle ve bölgecilikle falanda suçlamam. Hattâ kendilerini tebrik bile ederim. Yeter ki memleketlerine hizmet etsinler ve faydalı olsunlar. Kendi şehrine hizmet etmeyen bir kimse, diğer şehirlere hiç hizmet etmez.
Geçmişimizde güzel örnekler var:
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, zaman zaman kurtuluş mücadelesi verdiği toprakları terke mecbur bırakıldı, ama o toprakları ve o kahraman insanları hiçbir zaman unutmadı Doğu Türkistan Mücahidi İsa Yusuf Alptekin, milletini Çinlilerin zulmünden kurtarmak için uğraş verdi ve terk etmek zorunda bırakıldığı o toprakları ve o topraklarda yaşayan insanları ölünceye kadar unutmadı. Kırım Türklerinin yiğit lideri Mustafa Cemiloğlu, yıllarca Sibirya'da sürgün ve esir hayatı yaşadı, lakin Kırımı unutmadı ve nihayet Kırıma dönerek hasret kaldığı soydaşlarıyla mücadelesini sürdürüyor. Büyük edip ve yazar Cengiz Dağcı, ülkesini terk ederek Londra'ya yerleşmek zorunda bırakılmış olmasına rağmen milletini ve topraklarını unutmadı, dünyaca meşhur romanlarında davasını haykırmaktan çekinmedi, kafasıyla ve kalemiyle mücadelesini devam ettirdi. Ahıska Türkleri, Stalin döneminde bir gecede yurtlarından Sibirya içlerine ve Asya bozkırlarının dört bir yanına acımadan sürgün edildiler. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen Ahıska Türkleri ana yurtlarına dönmek için mücadeleyi devam ettirdiler ve ettiriyorlar. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Şimdi gelelim benim Konyalılığımın tutmasına sebep olan olaya:
Bir aralık Antalya'da idim. Namaz vakitlerinde gitmeye çalıştığım caminin köşesinde kamyonetiyle karpuz satan bir kimseyi devamlı görürdüm. Namaz kılmak için camiye gelip gelmediğini de bilmiyorum. Daha doğrusu görmedim. Aslında karpuzcunun camiye gelip gelmemesi beni fazla ilgilendirmiyor. Lâkin sattığı karpuz beni ilgilendiriyor. Bir vakit karpuz almak için uğradım. Fiyat sormak pek adetim değildi, ama bu sefer sordum. Söylediği fiyat biraz bana fazla geldi.”Beyefendi, karpuz neye bu kadar pahalı, bizim Konya'da daha ucuz.” dedim. Oda biraz dikleşerek ve omuzlarını kabartarak:”Burası Antalya, bu kadar fark olur.” dedi. Ben de: “Ne olmuş Antalyaysa, orası da Konya.” dedim. Herhalde satıcı; burada yabancılar çok ve burası turistik bir şehir. Sonra zaman zaman seraları da seller alıp götürüyor. O bakımdan biraz pahalı olur demek istedi. Demek istedi, ama ben alındım. Konyalılığımın tutmaması için gayret sarf ettim.
Ne var bizim Konyamızda. Denizi ve plajı yok, turist sayısı az veya hiç yok diye geri plândamı kalmış sayılacak. Karpuzcuya karşı değil de Konya hakkında değişik düşüncelere sahip olanları aydınlatmak için kısaca yazıyorum:
Her şeyden önce Konya, Selçukluya başkentlik yapmış tarihî ve medenî bir şehir. Bir şehrin en önemli unsuru insanlarıdır. O da Konya'da fazlasıyla var. Bu şehrin halkı, çok sıcak kanlı, yardım ve iyilik sever, yabancılara karşı saygılı, çalışkan ve dürüst. Başta Hz. Mevlâna olmak üzere birçok Türk-İslâm büyüğünün mübârek varlıklarıyla bereketlendirdikleri ulu şehir. Üniversitesiyle, görüntülü ve yazılı medyasıyla, zengin kütüphaneleriyle, modern şehircilik anlayışıyla, sanayisiyle örnek bir şehir. Bu kadar bilgi yetmez. İnşallah bir başka yazımda Konya'dan genişçe bahsederim.
Kayserili olan bir kimsenin Kayserililiğinin, Malatyalı olan bir kimsenin Malatyalılığının, Bayburtlu olan bir kimsenin Bayburtluluğunun ve Çorumlu olan bir kimsenin Çorumluluğunun tutması gibi.
Bence bu halde yadırganacak bir durum yok. Önce yaşadığımız şehre, sonra vatan ve milletimize hizmet etmenin, yerel ve ulusal kalkınmayı sağlamanın biraz da bu his, ihtiras, heyecan ve iddialarla mümkün olabileceğini düşünenlerdenim. Tabii ki benden başka düşünen varsa.
Ben, Konyalıyım diye Konya'ya hizmet edeceğim; sen, Kayseriliyim diye Kayseri'ye hizmet edeceksin; öbürü Bayburtluyum diye Bayburt'a hizmet götürecek; diğeri Malatyalıyım diye Malatya'ya hizmet sunacak ve bir diğeri de Çorumluyum diye Çorum'a hizmet plânlayacak. Kabul edilmeli ki ben, sen, öbürü, diğeri ve bir diğeri diye isimlendirdiğim insanlar, sıradan insan değiller: iyi yetişmiş, devlet idaresinde ve bürokraside sorumluluk yüklenmiş sayılı kimseler.
Bazı idarecilerin, bürokratların ve siyasilerin hep kendi memleketlerine hizmet götürüyorlar diye suçlanmalarında bir yarar görmüyorum. Bu anlayış ve sıralama ile memleketimizin her bir köşesi hizmet alma ve kalkınma şansına kavuşmuş olur. Bu sebeple ben, doğup büyüdükleri, suyundan ve havasından, azığından ve katığından faydalandıkları beldeye hizmet edenleri bölücülükle ve bölgecilikle falanda suçlamam. Hattâ kendilerini tebrik bile ederim. Yeter ki memleketlerine hizmet etsinler ve faydalı olsunlar. Kendi şehrine hizmet etmeyen bir kimse, diğer şehirlere hiç hizmet etmez.
Geçmişimizde güzel örnekler var:
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, zaman zaman kurtuluş mücadelesi verdiği toprakları terke mecbur bırakıldı, ama o toprakları ve o kahraman insanları hiçbir zaman unutmadı Doğu Türkistan Mücahidi İsa Yusuf Alptekin, milletini Çinlilerin zulmünden kurtarmak için uğraş verdi ve terk etmek zorunda bırakıldığı o toprakları ve o topraklarda yaşayan insanları ölünceye kadar unutmadı. Kırım Türklerinin yiğit lideri Mustafa Cemiloğlu, yıllarca Sibirya'da sürgün ve esir hayatı yaşadı, lakin Kırımı unutmadı ve nihayet Kırıma dönerek hasret kaldığı soydaşlarıyla mücadelesini sürdürüyor. Büyük edip ve yazar Cengiz Dağcı, ülkesini terk ederek Londra'ya yerleşmek zorunda bırakılmış olmasına rağmen milletini ve topraklarını unutmadı, dünyaca meşhur romanlarında davasını haykırmaktan çekinmedi, kafasıyla ve kalemiyle mücadelesini devam ettirdi. Ahıska Türkleri, Stalin döneminde bir gecede yurtlarından Sibirya içlerine ve Asya bozkırlarının dört bir yanına acımadan sürgün edildiler. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen Ahıska Türkleri ana yurtlarına dönmek için mücadeleyi devam ettirdiler ve ettiriyorlar. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Şimdi gelelim benim Konyalılığımın tutmasına sebep olan olaya:
Bir aralık Antalya'da idim. Namaz vakitlerinde gitmeye çalıştığım caminin köşesinde kamyonetiyle karpuz satan bir kimseyi devamlı görürdüm. Namaz kılmak için camiye gelip gelmediğini de bilmiyorum. Daha doğrusu görmedim. Aslında karpuzcunun camiye gelip gelmemesi beni fazla ilgilendirmiyor. Lâkin sattığı karpuz beni ilgilendiriyor. Bir vakit karpuz almak için uğradım. Fiyat sormak pek adetim değildi, ama bu sefer sordum. Söylediği fiyat biraz bana fazla geldi.”Beyefendi, karpuz neye bu kadar pahalı, bizim Konya'da daha ucuz.” dedim. Oda biraz dikleşerek ve omuzlarını kabartarak:”Burası Antalya, bu kadar fark olur.” dedi. Ben de: “Ne olmuş Antalyaysa, orası da Konya.” dedim. Herhalde satıcı; burada yabancılar çok ve burası turistik bir şehir. Sonra zaman zaman seraları da seller alıp götürüyor. O bakımdan biraz pahalı olur demek istedi. Demek istedi, ama ben alındım. Konyalılığımın tutmaması için gayret sarf ettim.
Ne var bizim Konyamızda. Denizi ve plajı yok, turist sayısı az veya hiç yok diye geri plândamı kalmış sayılacak. Karpuzcuya karşı değil de Konya hakkında değişik düşüncelere sahip olanları aydınlatmak için kısaca yazıyorum:
Her şeyden önce Konya, Selçukluya başkentlik yapmış tarihî ve medenî bir şehir. Bir şehrin en önemli unsuru insanlarıdır. O da Konya'da fazlasıyla var. Bu şehrin halkı, çok sıcak kanlı, yardım ve iyilik sever, yabancılara karşı saygılı, çalışkan ve dürüst. Başta Hz. Mevlâna olmak üzere birçok Türk-İslâm büyüğünün mübârek varlıklarıyla bereketlendirdikleri ulu şehir. Üniversitesiyle, görüntülü ve yazılı medyasıyla, zengin kütüphaneleriyle, modern şehircilik anlayışıyla, sanayisiyle örnek bir şehir. Bu kadar bilgi yetmez. İnşallah bir başka yazımda Konya'dan genişçe bahsederim.